Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

New York’ta Hafta Sonu

Tuğrul ŞAVKAY

GEÇEN perşembe, tam öğle vaktinde, Türk Hava Yolları ile New York'a uçtum. Bu keyifli yolculuğu bir pazar günü için yazmayı öngördüğümden, yolculuğun ayrıntılarına girmeyeceğim. Hürriyet-İstanbul'da New York izlenimlerimi aktarmak istiyorum.

Üç - dört günde insan nasıl bir izlenim edinir, demeyin. Bir defa adı üzerinde, izlenim dediğimiz şey bir kesinlik taşımıyor. İlle doğru olacak diye bir iddia da yok. Söyleyeceklerim ’’bana öyle gelen’’ şeyler.

Bir de New York'ta başıma gelen, gözüme çarpanları zaman zaman İstanbul'da olup bitenle karşılaştırmadan edemedim. Böylece ortaya iki şehrin hikayesi çıktı.

İki Şehrin Hikayesi

HEMEN herkesin dilinde dolaşan bir iddiayı - hatta iddiadan öte tespiti - söyleyerek başlayalım: New York, dünyanın adı resmen konmamış başkenti. Dünyaya - eskilerin deyimiyle- buradan nizamat veriliyor.

Yukarıdaki tespiti sadece küresel ekonomi açısından düşünmek yanlış. O kadarı işin yalnız bir kısmı, pastanın bir dilimi. Hatta kreması ve meyvesi az bir dilimden söz ediyoruz. İşin asıl tatlı yanı, New York'un sanatın ve kültürün her dalında eşsiz ve bazen de biricik özellikler sergilemesi. Benim gibi sokaktaki adamı para puldan çok daha fazla bu tür güzellikler etkiliyor.

Otele gelir gelmez hep yararlandığım kent rehberi Where (Nerede) adlı dergiye sarılıyorum. Sadece Broadway'de kırka yakın müzikal var. Broadway dışında da otuz oyun sayıyorum. Mayısta on iki ayrı merkezde müzik dinlemek mümkün. Tabii biletlerinizi önceden aldınızsa. Yoksa, benim gibi iki gün öncesinden New York Filarmoni'ye bilet isterseniz ’’tümü satıldı’’ cevabını alıyorsunuz.

Müzik deyince akla yalnız klasik müzik gelmesin. New York yirmi kadar kayda değer caz kulübü, on beş kadar da pop, rock ve blues kulübüne ev sahipliği yapıyor.

Komedi kulüpleri, dans kulüpleri ve gezmekle bitmeyecek gece kulüpleri de cabası.

Müzeler

New York'a her gelişimde beni heyecanlandıran bir şey var: Müzeleri gezip görmek. Bir gün merak edip bir rehber kitaptan saymıştım. Bu kentte tam elli müzenin olduğunu o gün öğrendim.

Elbette elli müzenin ellisi de aynı ağırlıkta değil. Ama her biri gezene bir şeyler veriyor. Az ya da çok, ama bilgi edinme ve keyif alma hiç eksik olmuyor.

Bir de müzeler burada gezmekle bitmiyor. Mesela Metropolitan Sanat Müzesi zaten başlıbaşına bir vaha. Kimse, birkaç haftasını ayırmamışsa, bu müzeyi 'hakkını vererek gezdim' diyemez. Bu kadar zenginliğe rağmen müze yöneticileri, sık aralıklarla, öyle cazip sergiler ekliyorlar ki, Metropolitan sürekli bir çekim merkezi oluyor. Sözgelimi şu günlerde 1895 - 1950 yılları arasındaki Parisli ressamların eserlerinin sergisi var. Tamamı müzenin koleksiyonundan seçilmiş, 38 sanatçıya ait 100 eser görülebilir. Böylece Paris Ekolü hakkında fikir edinebilirsiniz.

Yemek ve içmek

Sanatın bütün renkliliği New York'ta bütün dünyayı kucaklayan bir yemek ve içki kültürüyle adeta tamamlanıyor.

New York'taki lokantaları anlatmaya bu köşe yetmez. New York'un bir mahallesi olan Manhattan'da lokanta sayısı herhalde onbinlerle ifade ediliyor olmalı. Artık gerisini siz düşünün.

Yalnız çok cazip bir nokta var ki, onu belirtmeden geçmeyelim. O da burada hemen her kültüre, her topluma ait bir yiyecek - içecek yeri bulunması. İş öyle Fransız, İtalyan, İspanyol, Ortadoğu yemekleriyle bitmiyor. Japon'un da, Çin'in de o ülkeler dışındaki en iyi lokantaları yine New York'ta.

Fantezi sahibiyseniz bu kentte bir akşam bir Tibet veya bir Pasifik lokantasına da gidebilirsiniz. İçkilere gelince, burada ne istenirse var, demekle yetineceğim.

Dünyanın Buluştuğu Kent

New York'u New York - veya başka bir deyişle, dünyanın adı konmamış başkenti- yapan da bu müthiş çeşitlilik. Her kültürden insan bu kentte şu ya da bu biçimde buluşmuş. Ülkeyi kuranların koydukları çerçeve kurallara uymak kaydıyla da pekala başarılı bir biçimde bir arada yaşamayı başarmışlar.

Bu insan mozayığı da New York'a müthiş bir canlılık vermiş.

Ya İstanbul?

Başlığı Dickens'tan mülhem, 'İki Şehrin Hikayesi’’ koymuştum. Ama New York'u bu kadar çok anlatınca İstanbul'a bu günlük fazla yer kalmadı.

İsterseniz öykünün devamını önümüzdeki günlerde getirelim. Şimdilik bütün okurlara New York'tan selam edelim!

X