"Ayşe Arman" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşe Arman" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşe Arman

New York’ta 40 olan Nâlân

UÇAKTAN iniyorum, pasaporttan geçiyorum. Ve kendimi acilen havaalanının dışına atıyorum.<br><br>- Taksiiiiiiiiiiiiiiiiii!

 

*

En sevdiğim şehirlerden biri New York... Ne zaman gelsem, kendimi bir film karesinde hissediyorum.

Taksiciye hemen adresi veriyorum:


- 476 West End Ave...

*

Çok heyecanlıyım...


Çünkü 4 yakın arkadaş, New York’ta buluşuyoruz...


Birbirini 22 yıldır tanıyan 4 kadın...


Üniversite birde okurken, aynı evde yaşamış 4 kadın.


Bu yıl hepimiz 40 oluyoruz, New York’ta bir araya gelmemizin sebebi bu.


Hayat bizi başka yerlere, ülkelere savurmuş olsa da, artık sık sık bir araya gelemesek de... Geldiğimizde...


Kaldığımız yerden devam!

*

Dile kolay...


Gelmiş geçmiş bütün sevgililerimizi, 80’lerdeki o fena permalı saçlarımızı, vatkalı ceketlerimizi, aşk acılarımızı, hatta kürtaj sayılarımızı biliyoruz...


Dolayısıyla, kimse kimseye bir şey yutturmuyor, yutturamıyor.

*

Esra ve ben 2 kere evlendik.


Şebnem
ise 3’ledi.


Nâlân
hiç evlenmedi ama bir sürü sevgili değiştirdi.


Bir araya geldiğimizde şunu fark ediyoruz, biz aslında hep aynı kadınlarız, sadece hayatımızı paylaştığımız erkekler değişiyor.


Ve tabii yaşadığımız şehirler, ülkeler...


En en belirleyici olan da, resme çocuklar ekleniyor.

*

Şebnem’in en son kocası Charles, (o, ben bu defteri kapattım, Charles’tan başkası olmayacak diyor, biz ona çok güvenmiyoruz) HBO kanalının tepe yöneticilerinden. Kocası Cannes’a film görüşmeleri yapmaya gidince...


“Hadi
bana New York’a gelin, Nâlân’ın doğum gününü burada kutlayalım” dedi.


Atladık, gittik.


Zannedersin üniversite biriz...


Sabahları kızı Chloe’yi okula bıraktıktan sonra, koştur koştur tekrar eve geliyoruz, taze bagel, krem peynir, somon, kahve ve bol dedikodu eşliğinde tipik bir Amerikan kahvaltısı yapıyoruz.


Sonra ver elini New York sokakları...


Zaten dünyanın en güzel şehirlerinden biri. Kim olursan ol, nereden gelirsen gel, hemen seni içine alıyor, New Yorklu  oluveriyorsun, kendini baştan çıkarıcı ve özgür hissediyorsun.


Evet, galiba bu şehir bana en çok bu hissi veriyor: Özgürlük!

*

“Zorlamayın kızlar! Ben çok mutluyum çünkü özgürüm” diyor Nâlân.


40 oldu ya, biz “Çocuk çocuk!” diye tepesine biniyoruz.


“Yap! Dünyadaki en güzel şey gerçekten bu...”


Bir an duruyor, “Doğru mu söylüyorsunuz” diyor, “En güzel şey bu mu gerçekten? Çocuk yapmazsam çok şey mi kaçırmış olurum?”


Derin bir iç çekiyorum.


Bir kere, röportaj yaptığım birine, “Annesiz büyümek nasıl bir şey?”  demiştim, suratıma tuhaf tuhaf baktı, “Ben anneli büyümediğim için farkı
bilemeyeceğim”
dedi.


Nâlân
’ınki de o hesap.


Biz onun yerinde olamıyoruz, o da bizim yerimizde. Ama o hayatından memnun. “Tamam, ne halin varsa gör!” diyoruz.

*

Nâlân’ın hepimiz için şöyle özel bir durumu var.


Esra
’ya da, Şebnem’e de, bana da, “Hayattaki en yakın arkadaşın kim?” diye sor, herkes “Nâlân”der.


Üçümüzün de en yakın arkadaşı nasıl o bilmiyorum ama öyle.


O, başlangıç noktası... O liman...


O gerçek, o sağlam, o toprak...


Bazen üçümüz, onun için birbirimize giriyoruz, kavga ediyoruz.

*

Bir ara, “Bana bakın yetti be!” diyor, “Bıktım sizin çocuk muhabbetinizden!”


Kafalarımızı öne eğiyoruz.


Çünkü evden tam akşam yemeği için çıkacağız...


6 yaşındaki Chloe, Şebnem’e “Ben babysitter’la kalmak istemiyorum, anne onlar gitsin sen kal!”diyor.


Her sabah evde, bütün çocuklu evlerde olan arbede yaşanıyor.


Şebnem
bir taraftan pan-cake yaparken kızına, bir taraftan giydirmeye, bir taraftan da taksi çağırmaya çalışıyor.


Biz Esra’yla daha alışığız bu tür görüntülere; Nâlân eli yüreğinde izliyor.


Tabii ki bu fırsatı kaçırmıyor, bizimle alay ediyor: “Güya Sex and the City yaşayacaktık, sayenizde Kids and the City yaşıyoruz!”


Çünkü trendy lokanta, gece kulübü bir yere kadar... Biz daha ziyade çocuklara çalışıyoruz. Alya ile Pırıl’apijamaydı, pantolondu, tight’tı, Fancy Nancy’in yeni masal serisiydi durmadan alıyoruz...


Daha sırada Halloween için kostümler ve ayakkabılar var! Nâlân ise Cosmopolitan filan içmek istiyor galiba.


Haklı. “Kabul edin, evli, çocuklu ve sıkıcısınız!” diyor.


Başımızı yine öne eğiyoruz. N’apalım hayatta her şey bir arada olmuyor, hem anne olup, hem başkaları için sıkıcı olmamak mümkün değil. Anne olup, aslında özgür olmak da mümkün değil.

*

Neyse, bu kadar rol çalmanın manası yok. Biz burada Nâlân’ın doğum günü için toplanmış bulunuyoruz.


Kutlamalara Pastis’te başlıyoruz, garsonlar üç gümüş tepsiye 40 tane hediye yerleştiriyor ve şampanya eşliğinde bizimkinin önüne getiriyor.


Yaşasın! Beklediğimiz gibi ağlıyor biz de mutluluktan ölüyoruz!


Hediyeleri tek tek açıyor, biz de o arada şampanyaları içiyoruz, sabahın köründe sarhoş oluyoruz.Şebnem, fotoğrafçı ayarlamış, New York sokaklarında en havalı halimizle bizi resmediyor.


Çok güldük, çok içtik, çok eğlendik.


Sonra akşam Nobu’ya gittik.


Ve ne oldu biliyor musunuz?


Ben uyuyakaldım!


Yemekleri bile bekleyemeden, kafamı masaya koydum ve uyudum.


Nasıl dalga geçtiler, nasıl dalga geçtiler.


“Bu da güya en çılgınımızdı!”
dediler. Zor bela kafamı kaldırıp yüzlerine baktım, sonra tekrar kendimi uykunun kollarına teslim ettim.

*

Ertesi sabah...


Artık 40 olmuş kadınlar olarak...


Birbirimize şans diledik, trençkotlarımızı ve uzun botlarımızı giydik, dünyanın başka bir yerinde buluşmak üzere dağıldık...

X