Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

New York, Ankara, Antalya Hattında Geceyarısı Ekspresi Turizmi!

Hayat ilginç tesadüflerle dolu, bir daha aklına getirmeyi bile düşünmediğin şeyler hiç olmadık zamanda gelip karşına dikiliyor. Bundan tam 32 yıl önce yapılmış bir film karabasan misali genelde Türkiye’nin, özelde de benim yakamı bırakmıyor.

Amerikalı yetkili ülkemize geliyor seçtiği örnek Geceyarısı Ekspresi, filmin yaydığı olumsuz imajın yok olduğunu söyleyip bizi rahatlatmaya çalışıyor. Böyle bir referans ancak olumsuz imajı daha da pekiştirip, filme bir Oscar daha kazandırır demeye kalmadan; Antalya Belediye Başkanı Mustafa Akaydın’ın festival için gönlünden geçen ismin aslında Emir Kusturica değil, yönetmen Oliver Stone ve Billy Hayes olduğunu öğreniyoruz. Meğerse Türk usulü bir Geceyarısı Ekspresi senaryosu oluşturulmuş, 2010 versiyonuyla. Bu versiyonun ana hatları da belli: Oliver Stone (çıkan haberlerde filmin yönetmeni diye veriliyor ama yanlış bilgi, yönetmen Alan Parker, Oliver Stone senaryoyu yazmıştı ) ve Billy Hayes bazı hapishanelere götürülecek, “şartların ne kadar modern olduğunu görecekler” ve cezaevinde basın toplantısı düzenleyip, Türk halkından özür dileyecekler.
Bir anlamda, Türk’ün yine Türklere propagandası ve ben bu kadar naif bir tanıtım senaryosuna da Oscar vermek isterim doğrusu. Oysa hoşumuza gitsin ya da gitmesin gerçekler böyle değil. Billy Hayes’i buraya davet edersek pişmanlık yasasından faydalanmak isteyeceğine inansak da, yıl 2010 ve hala Geceyarısı Ekspresi üzerinden rant sağlanıyor. Bu iş neredeyse bir duygusal sömürü turizmine dönüşmüş.
Amerika ve Avrupa’da televizyon kanallarının dönüp dolaşıp Geceyarısı Ekspresi filmini yayınlaması bir yana (bunda da fazla şaşacak birşey yok, sonuçta en iyi film dahil 6 dalda Oscar adayı olmuş ve iki Oscar kazanmış bir film) konu şimdi ciddi bir belgesele bile dönüşmüş.
Sonbaharın kasvetli günlerinden birinde, sanki gökler delinmişcesine yağmur yağıyor. New York’ta bu şartlarda dışarı çıkılmaz bahanesine sığınıp, evde kalıyor ve televizyon kanallarında geziniyorum. Ekranda tanıdık bir yüz, Billy Hayes, anlattıkları Geceyarısı Ekspresi üzerine, ama filmin tıpatıp benzeri değil. Daha da kötüsü! Anlaşılıyor ki, National Geographic gibi saygın bir kanal “The Real Midnight Express” diye belgesel yapmış. Billy Hayes başından geçenleri şimdiki ruh haliyle anlatıyor. Ekranda yaşlanmış, sürekli ağlayarak Türkiye’de ne kadar büyük acılar çektiğini anlatan birisini izliyorsunuz. Acımamak, üzülmemek elde değil!
Bizde “Aslında Ne Oldu?” tarzı, geçmişte yaşanan bir olayı görgü tanığı veya bizzat yaşayanın ağzından aktaran yarı belgeseller gösterilir. “Gerçek Geceyarısı Ekspresi” de aynı kurguyla yapılmış, Hayes anlatıyor sonra birkaç figüranın canlandırdığı sahneler gösteriliyor. Elbette, Billy Hayes’in daha önce Amerika’da uyuştucu sabıkası olduğu için Yargıtay’ın kısa süreli tahliye kararını onamadığı gerçeğine hiç değinilmediği gibi, esas mesele de “haşhaş taşımak” olarak ifade ediliyor. Hiç bilmeyen biri için durum şöyle: Birazcık haşhaş merakı olan zavallı turist neye uğradığını bilmeden hayatının baharında kendini bir kabus gibi olan Sağmalcılar’da buluyor, tımarhaneye bile gitmeye razı olur hale geliyor. Üç beş yıl yatar çıkarım diye beklerken, Yargıtay’ın müebbet kararıyla hayatı tamamen kararıyor.
Oliver Stone ve Billy Hayes’i ülkemizde ağırlamak isteyenlerin önce bu belgeseli de izlemesini tavsiye ederim. Daha da önemlisi bu belgeseli Başbakan Erdoğan’ın sinemacılarla yaptığı toplantıya katılanlar da izlesin. O sinemacılardan bir bölümü “Başbakanım bize tanıtma fonundan bütçe verin, Geceyarısı Ekspresi’ne alternatif bir film yapalım” diye önermişlerdi!
Aslında alternatifin ne olduğu belliydi ama uygulayan olmadı. 1978’de Geceyarısı Ekspresi gösterime girer girmez, ilk iş olarak Türkiye’de gösterilmesini yasaklayıp kafamızı kuma gömeceğimize, pekala yanlışta ısrar etmeme stratejisi geliştirebilirdik. Daha o zamanlardan cezaevlerini ıslah etmeye odaklansak ve insan haklarını iyileştirme programını kararlılıkla uygulayabilseydik, bu rantiyecilerin önünü çoktan kesmiş olurduk. Bugün bile yetkililer “evet bazı sorunlar vardı ama gereken önlemler alındı, geçmiş geçmişte kaldı” deyip konuyu kapatmak yerine, savunma pozisyonunda kalmakta kararlı gözüküyor. Her seferinde bu konuyu taze tutarken de Türkiye’yi tekrar 1970’lere ışınlamış oluyoruz.
Oliver Stone Antalya’ya gelip bu film sayesinde kazandığı “en iyi senaryo” Oscar heykelciğini iade etse, Billy Hayes gelip başbakanın elini öpse yine birşey değişmez. Biz kendimizi kandırmaya devam etmiş oluruz o kadar. Unutulmasın ki, Oliver Stone yönetmen olarak özellikle son dönemlerde kötü işler çıkarmakla beraber, epey sıkı bir siyasi kimliktir. Bu arada, Türkiye’den özür diler umuduyla basın toplantısı düzenlerken, Olive Stone ve Billy Hayes kalkıp, “cezaevlerinde 2-3 senedir yatıp daha adaletle tanışamayanlardan” bahsederse ne cevap verilecek, onu da düşünmekte yarar var.
X