Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

New York 2000 planı

Muharrem SARIKAYA

Türkiye 2000 yılında Birleşmiş Mlletler Güvenlik Konseyi üyesi olabilir mi?

Körfez krizinden bu tarafa Türkiye'de birçok kişi bu konuyu tartışıyor.

Hatta daha ileri adım atılıp, BM Güvenlik Konseyi'nin yapısının ve daimi üyelik sisteminin değişmesi görüşü de gelen öneriler arasında yer alıyor.

Türkiye her ne kadar 8 yıldır bu konuda tartışsa da, adım atmak yerine ‘‘BM Güvenlik Konseyi'ne bizi seçmezler’’ deyip bugüne kadar bir kenara çekilmeyi yeğledi.

Başbakan Mesut Yılmaz'ın, Birleşmiş Milletler 53'üncü dönem genel kurul toplantısı dolayısıyla geldiği New York'ta sonunda bugün adım atılıyor. Başta Türkiye'nin BM Büyükelçisi Volkan Vural olmak üzere Dışişleri kadrosu mesaisini bu işe kanalize etmiş durumda.

Türkiye 2001-2002 yıllarında, BM Güvenlik Konseyi'nin batı grubu üyesi olmak için bugünden itibaren açıktan lobi çalışmalarını başlatıyor. Karşısındaki rakipleri ise İrlanda ve Norveç.

Başbakan Yılmaz, Türkiye'nin bu iki güçlü rakibine karşı avantaj sağlamak için ilk adımı dün New York'ta, başkanlığını akrabası Mehmet Kutman'ın yaptığı Global Securities adlı finans kuruluşundaki konuşmasıyla attı.

Türkiye'yi ‘‘Önümüzdeki yüzyılda şafak vaktinin habercisi’’ olarak tanımlayan Yılmaz, bölgesel sorunların ötesinde bir dünya ülkesi olduğunu anlattı.

Yılmaz bugün BM Genel Kurulu'nda yapacağı konuşmada da bu temayı işleyecek. Konuşmasında bölgesel sorunların yumağında sıkışmayıp, globalleşmenin getirdiği memnuniyetin fakir ve gelişmekte olan ülkelere ne derece etki ettiğinin üzerinde duracak.

Türkiye, bir bölge devleti olmak yerine, dünya sorunlarıyla ilgilenen ve onları kucaklayan ülkedir mesajını verecek.

Aslında Yılmaz, uzun süredir Türkiye'nin 2000'li yıllarda Güvenlik Konseyi'ne üye olabilmesi için kulis faaliyetini sessiz bir diplomasi ile yürütüyordu.

* * *

Şimdi bu çabayı olumlu bulan ve karşı çıkan iki görüş çatışıyor.

Türkiye'nin bu çabasına soğuk yaklaşan grup Türkiye gibi batı grubunda yer alan Kanada, Hollanda ile birlikte Yunanistan'ın bu sene üyelik için kolları sıvadığını vurguluyor. Yunanistan'ın bu konuda yine Türkiye'den önce adım attığını, Türkiye'nin de birçok konuda olduğu gibi peşine takıldığını belirtiyor.

Bu görüşü dile getirenler şu iki soruyu da eklemeden geçemiyor:

‘‘Avrupa Birliği'nde ve olimpiyatlarda yaptığımız gibi, illa ki Yunanistan başvurduktan sonra mı bu işe girilmeliydi?’’

Bir diğer soru ise BM Güvenlik Konseyi için başvuruda bulunan Türkiye'nin elindeki kozlarının ne kadar güçlü olduğu?

Yani, uluslararası alanda, Yunanistan ile Ege, Kıbrıs sorunu başını ağrıtmaya devam eden, komşuları İran, Suriye ve Ermenistan ile sıkıntıları süren bir Türkiye'nin şansı ne olur?

Veya içerde hâlâ Güneydoğu sorununun sıkıntısını çeken, irtica ile bunalan, ekonominin mide ağrıları ile kıvranan Türkiye'nin şansı nereye kadar yaver gider?

Böyle bir başvuruda uluslararası arenada sağlanan artılardan çok, eksilere bakılmaz mı?

Osmanlı'dan bu tarafa gelen babacan tavrı ile sorunları kucaklayan bir ülke edasını sürdüren Türkiye'nin, yukarıdaki şartlar altında, reel politiğe verecek hiçbir yanıtı yok mu?

* * *

Bu soruları yöneltenlerin de vurguladığı gibi ‘‘Nasıl olsa olmaz, boş yere maceraya gerek yok’’ denilip vazgeçilebilir.

Bu durumda ikinci grupta yer alanların da yönelttiği gibi, sorumluluk alan, ortaya çıkan, ben de varım diyebilen bir sürece giren Türkiye daha fazla kazanmaz mı?

Bunun en iyi örneği Eurovision şarkı yarışmasında ortaya çıkmadı mı?

O dönemde Eurovision'da sonuncu olmaya üzülen Türkiye, bugün dünyaca tanınan, kasetleri en sorunlu olduğu ülkelerde bile liste başı olan sanatçılar yaratmadı mı?

‘‘Bizden sanatçı çıkmaz’’ deyip bu yarışmalara girmeyen bir Türkiye'nin hiç mi kaybı olmayacaktı?

Veya 2000 olimpiyatının Türkiye'de yapılması hayali, spora ve spor yönetimine hiç mi kazanç sağlamadı?

Bekle gör yerine, hareket et politikası daha doğru değil mi?

Uluslararası arenada vereceği mücadelelerden Türkiye'nin hiç mi kazancı olmayacak? Böyle bir arenada nasıl mücadele edileceğini öğrenmeyecek mi?

Her doğum sancılı olur, hele bu yeni çağın şafak vaktindeyse...













X