Gündem Haberleri

    Netanyahu için barış ukalaca bir kaçış

    Hürriyet Haber
    27.08.2009 - 16:42 | Son Güncelleme:

    Kahire Üniversitesi’nde 4 Haziran tarihinde yaptığı konuşmada Obama şunları söyledi: “Nasıl ki İsrail’in var olma hakkı reddedilemezse Filistin’inki de edilemez.”

     

    Amerikan Başkanı bu sözlerle Filistin topraklarının işgaline son vermeyi ya da iki devletli çözüme onay vermeyi reddeden İsrail Başbakanı Netanyahu’ya hitap ediyor olabilirdi. Fakat, her ne kadar Ortadoğu’yla ilgili sohbetlerde Obama diyalogun şeklini değiştirmeye çalışsa da Netanyahu konuyu değiştirmeye çalışıyor.

     

    Obama işgal edilmiş Arap topraklarında yer alan ve uluslararası hukuk bağlamında yasadışı kabul edilen Yahudi yerleşimlerini kendine savaş alanı olarak seçti. Başkan “Amerika Birleşik Devletleri devam eden İsrail yerleşimlerinin meşruiyetini kabul etmemektedir,” açıklamasını yaptı. Washington “doğal gelişim” diye bilinen ve var olan yerleşimlerin sayısının katlanarak artması anlamına gelen süreç de dahil yeni yerleşimlerin inşasının tamamen dondurulmasını istedi. An itibariyle Londra’da bulunan ve Başkan’ın özel temsilcisi George Mitchell’la görüşmesi planlanan Netanyahu ekonomik konulardan bahsetmek istiyor. Bu ukalaca bir kaçış. ????

     

    Netanyahu’nun, Filistinlilerin asla kendi devletlerine sahip olmayı beklememeleri gerektiği, elde edebileceklerinin sadece bölgeler üstü bir hükümet olduğunu her zaman iddia ettiğini unutmamak gerek. Obama’ya cevaben 14 Haziran’daki konuşmasında kullandığı “devlet” kelimesinin bu durumu çok fazla değiştirdiğini söylemek mümkün değil. Yahudilerin İsrail üzerindeki dini iddialarının (Eretz Israel) ötesinde, Netanyahu İsraillilerin güvenliğinin arada tampon vazifesi görecek ve ülkeyi Arap komşularından koruyacak Batı Şeria’nın büyük bir kısmını kapsayan bir işgal alanı gerektirdiğini düşünüyor. Netanyahu’ya göre Arap-İsrail eşitliği iki tarafın da kaybedeceği bir oyun. Bu fikir de Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 1967 yılındaki Altı Gün Savaşı’ndan bu yana desteklediği “barış için toprak” fikrini geçersiz kılıyor.

     

    Netanyahu 1996-99 yılları arasındaki başbakanlığı sırasında barış için toprak fikri yerine “barış için barış” fikrini öne sürmüştü. Şimdi ise “ekonomik barış” sözleriyle şaşırtıyor.

     

    Ekonomi, ve iş ihtimali tabii ki değişiklik için güçlü faktörler. İsrail’in ulus inşası ekonomik kalkınma sürecindeki gözle görülür başarısı içe dönük otokrasiler tarafından zayıflatılan ve gelişemeyen Arap komşularını suçlamak için yeterli kanıtlar olarak görülüyor. Ama Netanyahu’nun, İsraillilerin Arapları küreselleşmeyi kucaklamaya ve bölgeyi mutlu bir aileye çevirme yönündeki iddialarının açıklanması gereken bir tarihçesi var.

     

    Her ne kadar Arap liderlerin “savaş yok, barış yok” durumunu güç ve kaynaklar üzerindeki tekellerini meşrulaştırmak için kullandıkları doğru olsa da, bu liderlerin (ve vatandaşlarının) Oslo deneyimi dolayısıyla kendilerini dolandırılmış hissettiği de doğru.

     

    Barış sürecinin zirveye çıktığı 1992-96 yılları arasında İsrail tek başına barışla sonuçlanmayan sürecin getirisinden faydalanmıştı. İsrail’i diplomatik olarak tanıyan ülkelerin sayısı 85’ten 161’e çıkarken, ihracat rakamlarında iki kat, dış yatırım rakamlarında ise altı katlık bir büyüme görüldü. Aynı dönemde işgal altındaki topraklarda kişi başına düşen gelir yüzde 37 azalırken yerleşimlerin sayısı da yüzde 50 oranında arttı. Ekonomik kalkınma gerçeklerle uğraşırken, Netanyahu işin makyaj kısmıyla uğraşıyor.

     

    Ona göre, ekonomik barış sürecine girilirse büyümenin önündeki engeller kalkacak ve Filistin ekonomisi su üstüne çıkacak. Ama zaten İsrail bu engellerin bir kısmını kaldırabilece k durumda ve kaldırması da gerekiyor. Birleşmiş Milletler verilerine göre geçtiğimiz ay Lincolnshire ya da Delaware boyutlarında bir yer(bu laf Türk okuyucuya ne ifade eder bilemedim) olan Batı Şeria’nın içinde 614 adet kontrol noktası vardı. Bu noktalasın dayısı Haziran ayında 613’tü. Nablus’taki tıkanma noktalarının geçtiğimiz günlerde kaldırılmış olması iş dünyasında bir toparlanmayla sonuçlandı. Ama bu durum bize İsrail’in Batı Şeria’yı şekillendirişinin bütün faaliyetleri nasıl engellediğini gösteriyor.

     

    Netanyahu’nun yerleşimlerin “doğal” büyümesiyle ilgili duygulandırıcı ısrarı da aynı şekilde sahte. Geniş kapsamlı devlet destekleri sayesinde bu kolonilerin nüfusu İsrail’in geneline göre üç kat hızlı artıyor. Yerleşimlerin belediye sınırları inşa edilmiş alanların çok ötesine ulaşıyor. Batı Şeria topraklarında inşa edilen güvenlik duvarını, sadece yerleşimlerin sakinlerinin kullanımına açık yolları ve askeri bölgeleri de hesaba katarsak, Filistinliler daralan ve parçalanan Bantustanlara sıkışmış durumda.

     

    Her ekonomi diğer pek çok şeyin yanında alana ve hareket özgürlüğüne ihtiyaç duyar. Bitkin Filistin ekonomisi de çok farklı değil. Netanyahu bunun farkında. Obama yönetimi de Netanyahu’ya ekonominin Netanyahu’nun bunun farkında olduğunun farkında olduğunu bildirdi.

     

    Son döneminde Netanyahu barış çabalarını saf bir sürece dönüştürdü: çözülememiş sorunları üst üste yığıp asla başlatmayı düşünmediği “son durum” müzakerelerinde çözmek. ABD baskısı altında taktiklerini değiştirdi – ama amacı tamamen aynı.

     

     

    <ı style="mso-bidi-font-style: normal">*Bu yazı 25 Ağustos 2009 tarihinde Financial Times’ın internet sitesinde “Netanyahu’s Peace is a Cynical Evasion” başlığıyla başyazı olarak yayınlanmış, çevirisi hurriyet.com.tr tarafından yapılmıştır.

    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı