Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Neşşar: AKP’nin ilaç politikası zengine yarıyor

CHP Denizli Milletvekili Prof. Dr. Mehmet Neşşar’ın raf üstü ilaç reklamlarının serbest bırakılması ile ilgili görüşlerine geçen hafta yer vermiştim. Neşşar bu hafta ilginç bir e-posta daha gönderdi.

Diyor ki: "CHP ile raf üstü ilaç satışı ve rekabeti konusunda kolayca anlaşılabilir. Yeter ki serbest piyasa şeffaf, hakça ve adil olsun!" Bir CHP’liden raf üstü ilaçlara ve ilaç reklamına izin verilebileceğini duymak, niye yalan söyleyeyim, şu mübarek günde (bu arada herkese iyi bayramlar) beni oldukça "mütehassıs" etti.

CHP’liler iktidara gelmek istiyorlarsa "sola özgü ve aşınmış" klasik söylemlerinden vazgeçip, serbest piyasa ekonomisi içerisinde yeni bir dil geliştirmeleri şart! Ancak dil dediğinde öyle sabahtan akşama değişecek bir şey değil, önce insanın zihniyetine bir çeki düzen vermesi gerekiyor. Bu nedenle Neşşar’dan aldığım ikinci mektubu olduk önemsiyor, biraz kısaltarak, paylaşırsak "ilaç-reklam" tartışmasını öteleyeceğimizi düşünüyorum:

En Büyük Tekel Sağlık Bakanlığı

İlaçta reklam konusundaki düşüncelerimi yansıttığım yazıma içeriğini bozmadan yer verdiğiniz için teşekkür ederim. Ancak benim adımla yayınladığınız yazıda kullandığınız resmin bana ait olmadığını bilgilerinize sunmak isterim. Bu tartışmanın ülkemiz için yararlı olduğu fikrine katılıyorum ve tartışmada yer almaya devam edeceğim. Tekellere örnek verirken içkiyi seçmenizi doğru bulmamama karşın, liberalizmin içerisine düştüğü temel yanılgıyı ortaya koyması bakımından yararlı olduğunu düşünüyorum. Diğer bir anlatımla "Vanilyalı Rakı" ile "Vanilyalı Claritromycin"i aynı bağlamda düşünmek liberalizmin, sağlık ve eğitim de dahil her konuda rekabet edemeyenlerin kaderine terk edildiği vahşi kapitalizm olarak yaşandığı düzeni çağrıştırıyor.

Oysa ki ilaç tümüyle piyasa koşullarına terk edilemeyecek stratejik bir ürün ve (Çağdaş) liberal dünya gerektiğinde bu konuda liberalizmi çok katı uygulamaktan geri adım da atabiliyor. Bunun en son örneği, kuş gribi ilacının imtiyaz sahibi Roche firmasının, Hindistan’ın başkaldırısı ve Birleşmiş Milletlerin gerektiğinde ilacı Hindistan’dan daha ucuza alabileceğini açıklamasının ardından, Hindistan’a Tamiflu üretmesi için izin vermesidir. Daha önce Hindistan’ın ilacı üretecek alt yapıya sahip olmadığını iddia eden firmanın, sıkışınca üretme iznini vermesi ilginç değil mi? Tekel konusunda size katılıyorum. Türkiye’de ilaçtaki en büyük tekel Sağlık Bakanlığı ve Bakanlığın Eczacılık Genel Müdürlüğü’dür. Bakanlığı "aşabilen" ilacını satar. Çözüm, ABD’dedeki gibi FDA benzeri "Özerk" bir Türk İlaç Kurumunun kurulmasıdır. Programında olmasına karşın AKP ilaçtaki tatlı ranttan vazgeçemediği için böyle bir kurumu kurmamaktadır. ABD’de de uygulanan "jenerik ve markasız (unnaned)" ilaçların serbest rekabet ile satılmasını bakanlık nedense akıl edemiyor. AB istedi diye veri imtiyazı ve veri korumasını uygulamaya koyan AKP hükümeti, nedense karşılığında AB’den belirli bir ilaç endüstrisi destek fonu, ya da aşamalı bir geçişi talep etmemiştir.

ÜST DÜZEY BÜROKRATLAR:

Tüm insanlarımızın tüm eczanelerden ilaç alabilmelerinin önünü açmakta, toplu ihale veya toplu ithal yolu ile temin edilen ilaçların bir bayilik düzeni içerisinde halka(Ve devlete) daha ucuza ulaştırılabileceğini bürokratların Sağlık Bakanı ve Başbakan’a iletmiş olmalarına karşın bugün uygulanan pahalı yöntem tercih edilmiştir. Bunlar hep ilaç firmaları ile Bakanlık "üst düzey" bürokratlarının, Eczacılık Genel Müdürlüğü "etrafındaki" faaliyetleriyle kararlaştırılmaktadır. Raf üstü satışlara gelince bütün dünyada raf üstü satılan ilaçları incelediğinizde, bunların son derece sınırlı sayıda ve sadece bazı hastalık belirtilerini geçici olarak gideren ilaçlar olduklarını görürsünüz. Yani, gene ülser yada reflü hastalığını örneklersek, ne reseptör antagonistini, ne pompa inhibitörünü ne de antibiyotiği raf üstü alamazsınız, sadece ekşime ve yanma hissini ortadan kaldıracak antasidleri alabilirsiniz çağdaş dünyada. Reflü ameliyatı olacaksanız da oralarda, sizden endoskopik ve manometrik yöntemlerle reflünün ameliyat gerektirecek düzeyde bulunduğunun kanıtlanmasını beklerler.

Yorum: Neşşar’ın İlaç piyasasının iktidarların güdümündeki Sağlık Bakanlığı’nın "tekelinden" kurtarılması gerektiği fikrine katılıyorum. "Büyük değişim" vaatleriyle gelen AKP hükümeti de eski iktidarların yaptığı gibi varolan sistemi korumaktan başka bir şey yapmıyor. Oysa hiçbirşey geçmişin kötü alışkanlıkları korunarak değiştirilemez. Raf üstü ilaçların "sınırlı" olduğu düşüncesine ise katılamam mümkün değil. Bugün ilaç sektörü yaklaşık 5 milyar dolarlık bir sektör. Raf üstü reçetesiz satılan ürünlerin değeri bir milyar dolar. Yani toplam sektörün % 20’si. Bu ilaçlar gerçekten raf üstü ilaç gibi satılmalı, eczacılar ve eczaneler de gerçek işleri olan reçeteli ilaç satışına yoğunlaşmalılar.

Markadakabra

BİZ "kitap satışında reklam olur mu olmaz mı" gibi çok sığ ve demode bir tartışmaya devam ededuralım Harry Potter gibi sıradan bir öykünün kurduğu imparatorluk dünyada 5 milyar dolara ulaştı. Harry Potter niye başarılı? Çünkü Harry Potter yaratıcılarının kompleksleri yok. Ürünlerini bir marka gibi görüyorlar ve bugün marka konusunun çocuk edebiyatı dahil yaşantımızın her anını derinliğine etkilediğini kabul ediyorlar. Harry Potter’in başarısı 5 milyar dolarlık başarısı da çok dahice tasarlanmış etkili pazarlama yönetimine dayanıyor. Pazarlama akademisyeni ve Harry Potter hayranı Stephan Brown’da oturmuş Harry Potter’ın pazarlama ve markalama sihrini derinliğine incelemek için "Harry Potter’ın Marka Sihri" isimli bir çalışma yapmış. Harry Potter’ın modern pazarlamanın en büyük örneklerinden biri olduğunu bir bir anlatmış. Ortaya her pazarlamacının okuması gereken mükemmel bir "modern pazarlama ve markalama" kitabı çıkmış. Brown kitabında şöyle bir cümleye yer veriyor: "Bugün markalaşmanın kalbinde müthiş bir sihir yatıyor. Ve bu sihir öncelikle bir öyküyle başlıyor. Ve bu öyküyü iyi anlatmakla..." Brown’a tüm kalbimle katılıyorum.. Markalaşmayı da anlamak her şeyden önce insan yaşamında öykülerin ve öykü anlatmanın sihrini anlamaktan geçiyor. Bir de bunu bizim yazarlarımız anlayabilse! (*) Stephen Brown, Wizard: Harry Potter Brand Magic, Cyan, 2005.
X