Neriman Öğretmen’in dünyası yüzüne atılan asitle karardı

Güncelleme Tarihi:

Neriman Öğretmen’in dünyası yüzüne atılan asitle karardı
Oluşturulma Tarihi: Haziran 28, 2009 00:00

Neriman Aydoğan 17 yıl önce Batman’da öğretmenlik yaparken yüzüne atılan bir sıvıyla kör edildi. O sabah, öğretmen arkadaşlarına doğru yürürken, arkasından hızla yaklaşan ayak seslerini duydu. Ne olduğunu anlamak için döner dönmez yüzünde bir ıslaklık hissetti. Acıyordu.

"Hayatım bitti" diye geçirdi içinden. Kezzap mıydı yüzüne atılan? Kokusu, alkol kokusuna benziyordu. Nitekim hastaneye götürüldüğünde "metil alkol türevi" dediler. Genç kadın, artık ne olduğunu, neden olduğunu düşünmüyordu. Tek düşüncesi gözleriydi.

Acaba görecek miydi?

3 Nisan 1992’ydi o gün. Faili meçhullerle, Hizbullah-PKK çatışmalarıyla sarsılan Batman’a geleli üç sene olmuştu. Boşandıktan sonra yeni bir hayat kurmak üzere, Ankara’dan gelmişti bu kente. Eşinin aldatmalarını içine sindirememişti. İki çocuğunu da yanına almış, eşini ve onunla geçen yıllarını geride bırakmıştı.

Batman’da, Sağlık Meslek Lisesi’nde öğretmenliğe başladığı ilk günlerde huzurluydu. Asıl mesleği eczacılıktı, okulda farmakoloji dersleri veriyordu. Ancak kent hızla değişiyordu. Kasap, bakkal başta olmak üzere esnafın davranışlarından bile algılanıyordu bu değişiklik. Gerginlik giderek okullara da yansıyordu.

Bazı öğrenciler okula gelmiyordu. Sorduğunda, "Kampa gitti" diyorlardı. 15-20 gün sonra o öğrenci geri dönüyor, devamsızlık yapmamış gibi okula devam ediyordu. Çaresizdi olanlara karşı. Dünyasını karartan o olay öncesinde Neriman Aydoğan okuldaki vahim tabloyu şöyle anlatıyor:

BİR GRUP İLAHİ SÖYLERKEN DİĞERLERİ PKK MARŞI OKUYORDU

Bir taraftan PKK, öbür taraftan Hizbullah. Çocuklarda bir gruplaşma hissediyordum. Bakışları değişti, birbirlerine güvenmiyorlardı. Müzik derslerinde bir grup ilahi söylerken, öbür grup ’Biji Apo’ diye bağırıp, marş okuyordu. Sıraları üçüncü kattan aşağı atıyorlar, aşağıda bekleyenler de ateşe veriyordu. Kendilerinden olmayanların gömleklerinin yakasını jiletle kesip kravatlarını yakıyorlardı. Sürekli kavga ediyorlardı. Yumruklaşıyor, birbirlerini bıçaklıyorlardı. Okuldan eve diye çıkıyor, yolda kayboluyorlardı. 30 kadar çocuk kayboldu.

Engin Elma adlı öğrencim, bir ders çıkışında "Siz insanlar eşittir, kendi dilini kullanmasına hiçbir baskı olamaz diyorsunuz. Demeyin öyle şeyler öğretmenim" dedi. Sonraları Atatürk’ün resmini yerde bulmaya başladım. Sınıfa giriyorum Atatürk’ün resmi yerde. Duvara bakıyorum çivi sağlam. Elime alıyorum, arkasındaki ip de sağlam. Uzanıyorum takıyorum. Bu birkaç defa böyle tekrarlandı. Sonunda masamın üzerinde isimsiz bir yazı gördüm: "Atatürk’ün resmini duvara asmayın, sizi seven bir öğrenciniz."

HOCAM KİTABA DOKUNMAYIN ELİNİZ DEĞERSE KİRLENİR

Bir derste Deniz adlı bir çocuk, Saidi Nursi ile ilgili bir kitap okuyordu. Almak istedim. "Hocam dokunmayın, eliniz değmesin" dedi. "Neden oğlum?" dedim. "Hocam kitap kirlenir" dedi. "Oğlum ben temizim, sen bir poşete koy bana ver" dedim. Eski püskü bir kitaptı ama "Bu kitap kaybolursa kötü olur, kaybolmasın" dedi. İdareye verdim ama nasıl olduysa tekrar çocukların eline geçti o kitap. Elden ele geziyor, görüyordum.

Başı kapalı bir öğretmen vardı. "Ben okula gelirken kapatıyorum. Siz de kapatsanız iyi olur" dedi bana. Ben de "kışın zaten şal örtüyorum" dedim. "Yok, şal gibi değil. Bayağı ört, bizi izleyenler var" dedi. Okulda öğrenci, öğretmenden başka kim olabilir ki? Okula koruma istedik, "polis yetersiz" diye cevap geldi. Okul idaresinden Latif Bey, bir gün beni "Çocuklara karışma dersini ver git" diye uyardı. O zaman "müdür bey, neden kırmızı bayrak duruyor, aç çekmeceni çıkar yeşil bayrağı" cevabını verdim.

FELAKET, BİR RAMAZAN GÜNÜ ORUÇLUYKEN BAŞINA GELDİ

İşte bu tartışmanın ardından geldi felaket. Bir Ramazan günüydü, oruçluydum. Sabah 07.30 gibi okula doğru yürürken oldu saldırı. Öğretmen arkadaşlarımla günlük sabah sohbetini yapmaya gidiyordum. Apar topar, SSK hastanesine kaldırdılar, oradan da Dicle Üniversitesi Hastanesi’ne. Saldırganı göremedim. Hastane serüveninden ilk hatırladığım oraya gelen polislere "Neredeydiniz, hiçbir yerde yoksunuz, okula çağırıyoruz sizi güvenlik için, gelmiyorsunuz" diye bağırdığım.

Çocuklarım da olayı hastanede öğrendi. Üniversite hastanesinde üç gün kaldım. Ertesi gün bayram olduğu için hocalar yoktu, genç bir asistan, korneama çizikler yaptı. Renkli kısmını çizmiş, zedelemiş. Sonra bölüm başkanı geldi ve beni apar topar askeri uçakla Ankara Hacettepe Hastanesi’ne gönderdi. Sağ gözümü kaybettim, ama sol gözüm üç buçuk sene gördü. Sonra onu da kaybettim. Hacettepe’de gözüm ödem yapmış.

TEDAVİM 7 YIL SÜRDÜ 12 GÖZ AMELİYATI OLDUM

"Seni İngiltere’ye yollayacağız" dediler. İtirazlarıma rağmen gönderdiler. 20 gün diye gittim 6 ay gelemedim. Kortizon vurdular. 110 kilo oldum, kemik erimesi başladı, ruhsal çöküntü yaşadım. 12 göz ameliyatı oldum. Her şeyime gazeteci olan kardeşim Osman (Aydoğan) yardım etti. Bana gözünden kılcal damar verdi. İşinden ücretsiz izin aldı, sonra işinden de oldu. Aralıklarla 7 sene süren Londra’daki tedavi masraflarını devlet karşıladı. Bana harcanan paralarla hastaneye iki hobi odası yaptılar. 2000’den sonra kendi imkanlarımla gittim, onu da 5 senede zor ödedim.

Hastaneden çıktıktan sonra bir daha Batman’a dönemedim. Tayinim Ankara’ya çıktı. İftar yemeği için pirinç ıslatıp çıktığım evdeki eşyalarımı bir kamyona yükleyip Ankara’ya gönderdiler. Ama bir daha öğretmenlik yapamadım. Sağlık ocağında geri planda çalıştım. Eskişehir’den emekli oldum.

ONLAR BANA NERİ DER SİZ DE DİYEBİLİRSİNİZ

Olayın üzerinden tam 17 yıl geçti. Neriman Aydoğan görmeyen gözlerini, kapkara güneş gözlüklerinin ardına saklıyor. İzmir’in Dikili ilçesine bağlı Çandarlı’daki iki oda, bir salondan oluşan yazlığında onu gördüğümde şaşırdım. Onca yaşadıklarına rağmen gülümsemeyi, keyifli olmayı başarabiliyor. Artık büyüyen iki çocuğu da uzaklarda. Yanında sadece köpeği Shela var, o da meme kanseri. Ziyaretine gelen küçük arkadaşlarıyla geçiriyor günlerini. ’Onlar bana Neri der, siz de diyebilirsiniz’ diyor.

NE TUTANAKLAR ORTADA NE DE O SİVİL POLİS

Gözlerini kurtarmaya çalışan Neriman Aydoğan, işin adli tarafıyla uğraşamamış. Ta ki geçen yıla kadar. Geçen yıl, Terörden Zarar Görenler Komisyonu’na başvurduğunda, SSK Hastanesi’nde tutulan tutanağın bile ortada olmamasının şokunu yaşamış:

"Hastanede davacıyım dedim. ’Gerek yok, zaten kamu davası’ dediler. İsminin Doğan ve 1. Şube’den olduğunu söyleyen sivil polis, ’Siz varmışsınız gibi biz bu işi takip eder buluruz’ demişti. 15 gün sonra aradım emniyeti. Doğan Bey ile görüşeceğim dedim. ’Burada öyle biri yok’ dediler. Geçen sene Batman Valiliği’ne başvurdum. Cem Bey isimli biri beni birkaç kez aradı ve o gün tutulan tutanağı ne Batman’da, ne de Diyarbakır’da bulamadıklarını söyledi. O güne dair tek iz Dicle Üniversitesi Acil Servisi’ne girerken alınan kayıt. Halbuki, İngiltere’de tedavim sürerken, dönemin Hükümet Sözcüsü Akın Gönen, kardeşimi arayarak, ’Olayla ilgili 16 yaşında bir çocuğun yakalandığı ve bu kişinin 8 cinayet ile 3 yaralama suçundan yargılandığı’ bilgisini vermişti. TBMM’ye, Milli Savunma Bakanlığı’na, İçişleri Bakanlığı’na başvurdum ama hálá bir sonuç alamadım."
Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!