"Ayşe Arman" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşe Arman" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşe Arman

Nereden çıktı bu tiroid?

Nereden çıktı bu tiroid?<br><br>Diye soruyorlar sık sık.

Bir şikayetin yokken...

Dışarıya doğru bir çıkıntı, bir şişkinlik yokken...

* * *

İşte check-up, böyle bir şey hayatta!

Check-up, benim hayatıma sevgilimle birlikte girdi.

Kapsamlı check-up hiç yaptırmamıştım.

Bir kere, kim uğraşacak?

İkincisi, kaç para tutar acaba, sigortam karşılar mı?

Sevgilimle evli olduğum için, onun sigorta kapsamına giriyorum.

Ve medeni insanlar gibi, senede bir full check-up yaptırabiliyorum.

Ve o sayede harika bir doktorla tanışmış bulunuyorum.

Medica’dan Haşmet Pamuk.

İnsanın bir check-up alışkanlığı, kültürü yoksa ne halt edeceğini bilemiyor.

Dikileceksiniz doktorun karşısına da...

Ne diyeceksiniz?

Benim şöyle bir her tarafıma bakın mı?

Yoksa, beni parça parça inceleyin mi? Ne?

Bilmeyince de insan, çekiniyor.

İç hastalıkları uzmanı olan Haşmet, benim durumumdakiler için ideal doktor.

Sizi ele alıyor, yönlendiriyor. Medica’da çok seri ve hızlı bir şekilde, kan alınıyor, idrara bakılıyor, röntgen çekiliyor, acayip aletlerin içine giriliyor çıkıyor. Bir bina ve yarım gün içinde her şey halloluyor. Üstelik için rahat, güveniyorsun.

Haşmet Pamuk’un tepesine çullandık, artık aile doktorumuz haline geldi, dünyanın neresinde olursam olayım Haşmet’i arıyorum, kendim için arıyorum, Alya için arıyorum, kedim içim bile onu aramıştım. HIV çıkmıştı Oğluş’ta, paniğe kapıldım, "Saçmalama, asla insana bulaşmaz" demişti, "Literatüre geçmiş böyle bir vaka yok." Müthiş de bilgilidir, insanı rahatlatır.

Ve bu adam, bir check-up öncesi, tiroidime bakılmasını istedi.

Sanki hissetti.

Ultrasona girdim, orada çıktı.

Ama check-up öyle bir şey ki, ortada hiçbir sorun yokken, omzumda kireçlenme çıktı. Sonra karaciğerimde bir leke görüldü. Olabilirmiş, bunlar fasa fisoymuş, Haşmet, kafayı tiroidimin sağ lobuna taktı. Hücrelerin yapısında bozulma varmış. İğne biyopsisinden sonra, elime birkaç doktorun isminin yazılı olduğu bir kağıt tutuşturdu. "Bunları hepsi, bu ülkenin en iyi endrokrinolog’ları. Birini seç. Bir de uzmanı baksın. Çünkü bu rapor, senin tiroid lobun alınmalı demiyor, alınmamalı da demiyor. Ama ileride sorun yaratabilir çünkü o hücrelerin ne olduğu anlaşılamıyor..."

* * *

Halil Azizlerli
de karar kıldım.

Sıra dışı bir doktor daha...

Muayenehanesinde püfür püfür sigara içiyor.

Özenin diye söylemiyorum, ne kadar farklı biri olduğunu anlatmaya çalışıyorum.

Daha ilk anda tuttu elektriğimiz, bayıldım, "Hadi hocam içmeye gidelim ve sohbet edelim" diyebileceğiniz biri.

Müthiş derin, engin bilgileri olan bir profesör.

Ama içmeye filan gidemez kimseyle, çünkü vakti yok, randevu bile alınamıyor. Haftalar, aylar sonrasına ancak. Onun duayenliğini anlatmaya gerek yok, herkes biliyor.

Robert Kolej’de okurken, "Allah" diye anılırmış.

Bence de bir tür "Tanrı."

Edebiyat meraklısıyken, hekim olmuş. Nazım hayranı. Eliyle şöyle bir dokundu boğazıma. Dedi ki, "Bir şey çıkmayacak ama ol ameliyat, rahat edersin." Ondan biri sürü tüyo öğrendim: Mesela, 3000’in altında ameliyat yapmış bir cerraha kendini teslim etmeyeceksin. Cerrahın 3000’in üzerine ameliyat yapmış olanı makul. Bu rakamın altında kalanlara haksızlık ama ölçü öyleymiş ben n’apim, onlar da, yapa yapa usta konuma geçecekler.

Sonra, seni ameliyat edecek kişiyi sevmen gerekirmiş. Güvenmen gerekirmiş. O da olmuş hem de sırtına bir şaplak indiren "Zor bir ameliyat ama merak etme üstesinden gelirim ben, hiçbir şey olmayacak, sana söz veriyorum!" diyen birine.

Cerrahın kendine güveneni makbulmüş. Ve insan olanı. Çünkü metalik cerrahlar da varmış. Cerrahların zirvesi 45 ile 55 arasıymış, en cevval oldukları dönemmiş.

"Eeee? Ne olacak bana şimdi diyorum?" hafif korkarak.

"Hiiiiiç" diyor.

"Al sana bir liste!", maşallah, hepsi de demokrat, hiç "Şöyle yap, buna git, ona git" yok, "Bunlar arasından seç, şunlar arasından beğen..." öyle.

Gözüme takılan ilk isim Mete Düren oldu.

Kulağımdan ötürü.

İsmi müzikli geldi.

Manyak diyebilirsiniz itiraz etmem, ama bir insanın adını duyduğumda önce kendi kendime yüksek sesle tekrarlarım, acaba ismi kulağıma nasıl geliyor.

* * *

İsmini de sevdim.

Kendisini de.

Sizi inandırması biraz zor olacak ama ilk planda işi, sonra çekiciliği önemliydi.

Alman Liseli.

Beşiktaşlı.

44 yaşında ama daha genç duruyor.

İnsan, "Bu geç adam mı beni kesecek profesör?" diye şaşırıyor.

O arada bir sürü e mail geliyor, aman Allah’ım bu ülkede herkes tiroid ameliyatı olmuş meğer, okurlarımın neredeyse tamamının ya babası ya kendisi ameliyat olmuş.

İnsan, puanını ilk karşılaşmada veriyor.

Jean giyen bir doktor. Güzel giyinen bir doktor. Güzel gülen. Espri yapan. Ciddiyetin içine bir şekilde gırgır sokan, sizi rahatlatan. Ve işte o Mete Düren, "Alalım sağ lobunu kurtul" dedi, "İyi huylu mu kötü huylu mu ameliyatta anlamayabiliriz, patolojiden sonra kesin sonucu söylerim..."

Ben biraz üç buçuk attım tabii, eğer kanser çıksaydı, iyot tedavisi uygulanacaktı, radyoaktif madde alacağım için, üç hafta Alya’dan uzak kalmam gerekecekti.

İşte o arada bir sürü destek mail geldi sizden, gerçekten teşekkür ederim.

Ne şahane bir şey, insanın böyle okurlarının olması, ameliyatla ilgili de bir sürü şey öğrendim yazdıklarınızdan, Mete Düren’in ne kadar iyi hekim olduğunu da.

Ve ameliyat bitti, babasıyla da tanıştım: Erol Düren.

Aman Allah’ım 80 yaşında ama o da çok hoş.

Bizim aileden bir kadın, hatırlamıyorum kim, ha tamam Nálán’dı galiba, sordu:

"Ailenizde bekar erkek var mı?" diye.

Varmış.

Mete Düren’in 5 aylık oğlu...
X