Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Nefretlik günler

Serdar TURGUT

Bahar aylarından NEFRET EDİYORUM! Çünkü bu aylarda gazete ve dergiler sayfalarını diyet reçeteleri ile dolduruyorlar.

Neymiş efendim, bahar gelmiş, artık forma girmeliymişiz.

Bunu en çok yapan gazete ise bizimki.

Genel yayın yönetmenimiz Ertuğrul Özkök -ki kendisi dünyanın en seksi erkekler listesinde 11'inci sırada, hem de Antonio Banderas'tan bile önde yer alan insandır- neden oluyor buna.

Kendisi yaşlandıkça daha da forma girmesi gerektiği gibi tuhaf bir inanışa sahip.

Bundan iki yıl önce yaptığı tek fiziksel hareket, kapıya getirilen pizza kutusunu misafir odasına kadar taşımaktı.

Şimdi ise cimnastik yapa yapa Silahlı Kuvvetler'in bordo bereliler timine katılacak kadar sağlıklı oldu.

Kendisi Türk halkına örnek bir insan olmak zorunda olduğundan şimdi halkımız da diyet yapıp, hareket edip zayıflamak zorunda.

Bunun için de gazetemiz ve dergiler diyet reçeteleri ile dolup taşıyor.

*

Bu diyet reçetelerine ve dahası yiyeceklerin dengeli tutulmasıyla bazı sonuçların alınacağına ben katiyen inanmıyorum.

Nedenini de söyleyeyim.

Dün bizim gazetede yine bir kanser tedavisi yöntemi haberi vardı.

Bu kez de havuç ve kabağın kansere iyi geldiği birinci sayfadan verilmişti.

Size bir şey söyleyeyim mi, ben kansere iyi gelen yiyecekler konusunda iki yıldır yapılmış bu tür haberleri biriktirdim.

Eğer bunlara inanılacak olursa o zaman kanser olan bir insanın hastaneye gitmesi kadar abuk bir adım olamaz.

Yapılacak asıl şey bu gibi bir durumda doğruca bizim manava gelinmesidir.

Çünkü iki yıl boyunca sanki bir muhabir her sabah bizim manavın önüne gelip ‘‘Acaba bugün hangi meyveyi, sebzeyi kansere iyi geliyor diye yazsam’’ diye düşünmüş gibi geliyor bana.

Öyle ki bu haberleri uzunca bir süre okuduktan sonra ben orayı bir manav gibi değil tam teşekküllü bir hastane olarak algılamaya başladım.

Gerçi böyle algılamam için bazı objektif nedenler de var.

Örneğin bizim manavın fiyatları benim diyen tam teşekküllü özel hastanelerin birçoğuyla aynı düzeyde.

Ama bu ayrı bir konu tabii ki.

*

Diyet reçeteleri de hızla abuklaşmaya başladı.

Geçen gün bir sağlık dergisinde pizza'nın evet yanlış duymadınız PİZZA'nın sağlıklı yaşam için gerekli olduğu yazılıydı.

Üstelik bu dergiyi çok lazımmış gibi benim spor yaptığım salonun kapısına da koymuşlar.

Pizza yemekten benim hayatım kararmış, adamlar pizzanın sağlıklı olduğunu yazıyor. Bunlar vatan haini, size söylüyorum.

Gel de sinirlenme şuna şimdi.

*

Uzun zamandır yediğime içtiğime dikkat ediyorum.

Salonda hareket de yapıyorum.

Önceki gün cimnastik salonunun aynasında vücuduna âşık olan embesiller gibi kendime baktım.

Saçımı da o sabah kestirmiştim.

Objektif bir değerlendirmeyle, kör bir testereyle düzensiz kesilmiş bir kütüğe benziyordum.

Bu olabilir mi ya!

Yemene dikkat et, içtiğine dikkat et.

Hareket yap.

Sonra bu şekilde görün.

Batsın bu dünya ve batıp çıktıktan sonra bir daha batsın.

Çirkinlik genetik ve estetik cerrahi dışında bunun çözümü de yok. Öyle havuçla, meyveyle bunun düzelebileceğini söyleyenlere bir kafa atarım aklınız durur.

*

Kütük halinde kalmakta olsam bile rejime dikkat etmekte ısrarlıyım.

Bahar aylarında adet olan rejim reçetelerinden bu nedenle de nefret ediyorum.

Çünkü aklımda sürekli bol yağlı yemekler var. Her konuya yemek açısından bakıyorum.

Onlar yağsız salata ye diye ısrar ederken benim aklıma iki porsiyon iskender kebabın üzerine yağ ilk dökülürken çıkan o nefis koku ve oluşan muhteşem görüntü geliyor.

Her konuya yemek açısından baktığımı söylerken abarttığımı da sanmayın.

Mesela PKK ile ilgili bir haber okurken bile aynı şey oluyor.

Birden acaba onlar dağlarda av eti mi yiyorlar diye düşünmeye başlıyorum.

Konu kafamda tamamen dağılıyor ve güzel bir av eti ile Bordeaux şarabın ne kadar da güzel gideceğini düşlüyorum.

Memleket sorunlarına bu kadar yabancılaşmamın temelinde yemek takıntım var, bu kesin.

*

Şu anda saat sabahın 10.30'u.

Ve benim canım ‘Choucroute Garnie al l’Alsacienne' yemek istiyor.

Size bir şey söyleyeyim mi; sabahın köründe terbiye edilmiş lahana üzerine dünyadaki var olan bütün etlerin ve şarküterinin konulduğu bu yemeği özleyebilmek gerçek anlamda delilik sürecinin son derece hızlandığının tipik bir göstergesidir.

Üstelik bunu Kelebek ekinin diyet rehberini incelerken düşündüm.

Bilmem durumu anlatabiliyor muyum?













X