"Muammer Elveren" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Muammer Elveren" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Muammer Elveren

Nedir bu Dağlık Karabağ meselesi? Birde benden dinleyin...

Azerbaycan ve Ermenistan arasında 2 Nisan 2016 Cumartesi günü başlayan şiddetli çatışmalar beni 25 yıl önce Azeri-Ermeni savaşında Dağlık Karabağ'ın Ermenistan tarafından işgal edildiği günlere götürdü.

Peki, nedir bu Dağlık Karabağ meselesi? Gelin Sovyetler Birliği döneminden kalma bu karmaşık meseleyi birde benden dinleyin… Çünkü o günlerde ‘Kaynayan Kafkaslar’ röportajı için Dağlık Karabağ’daydım.

Yıl, 1991 Eylül 24…

Sovyetler Birliği’ni oluşturan 15 Cumhuriyet’te bağımsızlık hareketlerinin olduğu yıllar. Azeri-Ermeni çatışmasının sürdüğü Dağlık Karabağ’da ilan edilmemiş bir İç savaş vardı. Ermeni çeteciler, Azeri köylerine otomatik silahlar, roketatar ve bombalarla saldırıyor. Sovyet Kızıl Ordu askerleri ise Ermeni ablukası ve olaylar karsısında aciz ve seyirci kalıyordu. Namluların çevrildiği Azeri köylerine yardıma gitmeyen, kurdukları barikatlarda kımıldayamayan Kızıl Ordu birlikleri ve Sovyet tankları. Esirler, Yaralılar, kaçırılıp rehin tutulan, öldürülen Azeri Türkleri ve dünyanın duyamadığı imdat çığlıkları...

Kızıl Ordu Helikopteriyle gittim

Hürriyet Gazetesi Moskova temsilcisi olarak Kremlin Sarayında ‘Halk temsilcileri kongresi’ toplantıları sırasında Dağlık Karabağ’ın Azeri lideri Vakıf Caferov’la dost olmuştum. Ona her ‘Dağlık Karabağ’a gelmek istiyorum’ dediğimde ‘Başım üstünde yerin var ama yollar son derece tehlikeli. Ermeni çetecilerin saldırıları nedeniyle bölge Sovyet Kızıl Ordu Birliklerinin kontrolü altında, gelmen hemen hemen imkânsız’ diyordu.Azerbaycan Halk Cephesi Bakü’de bağımsızlık hareketleri için kolları sıvamış Ebulfez Elçibey liderliğinde Azadlık Meydanında gösteriler yapmaya başlamıştı. Olayları izlemek için Bakü’ye gittiğimde Karabağ’a gitmenin yollarını aramaya başladım. Kara yolu son derece tehlikeli olduğu için Helikopterle gitmek az da olsa güvenli yollardan biriydi, zira Ermeni çeteciler Dağlık Karabağ üzerinde uçan helikopterlere de ateş açıyorlardı. Sonunda Azeri bir arkadaşım vasıtasıyla Kızıl Ordu’nun bir Helikopterini ayarlayıp Karabağ’ın Azeri kontörlündeki dağın tepesindeki kenti Şuşa’ya gittim.

Dehşeti gözlerimle gördüm

Rusya Federasyonu Başkanı Boris Yeltsin'in bile, bir hafta süren güvenlik tarama ve önlemlerinden sonra zorlukla girebildiği, Ermeni çetelerinin dehşet saçtığı Dağlık Karabağ'ı adım adım dolaşmıştım. Ermeni çeteleriyle Azeri Türkleri arasında iç savaşın yaşandığı o günlerde dünya basınından Karabağ'a giren ilk gazeteciydim. Azerbaycan'da Ermeni çetelerinin Azeri Türklerine yaşattığı dehşeti, Dağlık Karabağ'ı baştan sona gezerek yaşadım, dünyanın sağır olduğu çığlığı duydum, kör olduğu dehşeti gözlerimle gördüm. Ermeni çetecilerin terör havası estirdiği Azeri Türk köyleri tam bir panik içindeydi. Evleri yakılan, kurşunlanan çaresiz insanlar, dünyaya seslerini duyuramamaktan yakınıyorlardı. Türk köylerini basan ve yakıp yıkan Ermeni çeteciler, yaşlı çocuk bakmaksızın cinayetlerini sürdürüyorlardı.

Kızıl Ordu Panzeriyle 7 saat 40 dakika

Azeri-Ermeni çatışmasının sürdüğü Dağlık Karabağ’ın geçit vermez ‘Küçük Kafkaslar’ denilen en ücra köşelerine Sovyet Kızıl Ordu birliklerinin Panzeriyle tam 7 saat 40 dakikada ulaşıp Ermeni çetecilerinin içinde yaşayanlarla birlikte ateşe verdikleri evlerin olduğu köylere gittim... Azeri Türkleri ağlıyordu... Azeri Türkleri yardım istiyordu. İnsanlar çaresizlik içinde yardım bekliyor, Dağlık Karabağ’daki 120 bin Ermeni, Ermenistan’dan sızan terör çeteleriyle 58 bin Azeri'ye dehşet yaşatıyor, ölüm kusturuyordu. Bütün bunları Hürriyet gazetesinin 24 ve 25 Eylül 1991 günleri tam sayfa olarak ‘Yılın Gazetecilik olayı, Karabağ’a girdik’ ve ‘İşte Kafkasya’nın Beyrut’u. Dünyanın sağır olduğu çığlığı duyduk, kör olduğu dehşeti gördük’ manşetleriyle tam sayfa verdikten sonra röportajı iç sayfalarda her gün tam sayfa olmak üzere bir hafta yayınlamıştık.

Sovyet Komünist Partisi kontrolü kaybetti

O yıllarda daha dağılmamış olan ve 15 Cumhuriyet’ten oluşan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin (S.S.C.B) iki Cumhuriyeti olan Azerbaycan ve Ermenistan Dağlık Karabağ’da çatışmalara başlamıştı. Sovyetler Birliği Devlet Başkanı ve Komünist Partisi Genel Sekreteri Mihail Gorbaçov 1987 yılı Ocak ayında ‘Glasnost-Açıklık’, Kasım ayında da ‘Perestroika-Yeniden yapılanma’ olarak adlandırdığı reformları uygulamaya sokmuştu. Amacı Komünist parti iktidarının baskıcı sistemini yumuşatmak, demokratik bazı uygulamaları hayata geçirmek ve ülkede ekonomik merkeziyetçiliği ortadan kaldırmaktı. Ekonomik yapıda yapılacak radikal değişiklerle de ülke ekonomisini canlandırıp dinamizm kazandıracaktı. Ancak bu reformlar önce ‘Sovyetler Birliği Komünist Partisi' iktidarının ülkeyi oluşturan 15 Cumhuriyet üzerindeki kontrolünü kaybetmesini ardından da bağımsızlık hareketleriyle Sovyetler Birliği'nin dağılıp 15 ayrı bağımsız ülke olmasını beraberinde getirdi.

Ermenistan’ın Dağlık Karabağ’ı ilhak girişimi

Sovyet Cumhuriyetleri’nde bağımsızlık hareketleri başlayınca, 1 Aralık 1989 da ‘Ermenistan Yüksek Sovyet’i Dağlık Karabağ’ı Ermenistan’la birleştirme kararı aldı ve bu oluşuma “Birleşik Ermeni Cumhuriyeti” adını verdi. Oysa ‘Ermenistan Yüksek Sovyet’i tüm Cumhuriyetlerden oluşan 2.250 üyeli ‘Sovyetler Birliği Halk Temsilcileri Kongre’ si tarafından seçilen en yüksek ve sürekli yasama organı olan‘S.S.C.B. Yüksek Sovyet’i kararlarına uymak zorundaydı. Ancak Ermenistan ‘S.S.C.B Cumhuriyetlerinden biri başka bir Cumhuriyet’in toprağını ilhak edemez’ şeklindeki Sovyetler Birliği Anayasanın 78.ci maddesini çiğniyor ve ‘ilhak etme suçu’ işliyordu.

Dağlık Karabağ’ın ilhakı Sovyet Anayasasına aykırı

Moskova buna çok sert şekilde cevap vererek tepki gösterdi ve ‘Azerbaycan toprağı olan Dağlık Karabağ’ın ilhak edilemeyeceğini’ açıkladı. Fakat Sovyetler Birliği’nin bir Cumhuriyeti olduğu halde ‘Ermenistan Yüksek Sovyet’i,9 Ocak 1990 günü aldığı bir başka kararla Dağlık Karabağ’ın 1990 ekonomik Planını Ermenistan Cumhuriyeti Ekonomik planıyla birleştirdi. Bu karadan bir gün sonra 10 Ocak 1990 da Moskova’da ‘S.S.C.B’nin Yönetim Organı ‘Yüksek Sovyet Prezidyumu’ olağan üstü toplanarak Dağlık Karabağ’ın Ermenistan’a bağlanamayacağını bunun ‘Sovyetler Birliği Anayasasına aykırı olduğunu’ bir kaz daha ilan etti.Yüksek Sovyet Prezidyumu bukararı toplantıya katılan Sovyetler Birliği’ne bağlı Cumhuriyetlerin Prezidyum Başkanları, Yüksek Sovyet Sürekli Komisyon Başkanları, Milliyetler Meclisi Başkanı, Birlik Meclisi Başkanı ve Kamu Denetim Komitesi Başkanından oluşan üyelerle aldı.

Prezidyum ‘Dağlık Karabağ Azerbaycan toprağıdır, değiştirilemez’

Prezidyum ‘un bu kararından sonra 21 Şubat 1990 da ‘S.S.C.B Yüksek Sovyet’i de bir kez daha ‘Olağan üstü’ toplanarak ‘Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan toprağı olduğu, bunun değiştirilemez olduğu’ kararını aldı ve bunu Sovyetler Birliği’ni oluşturan 15 Cumhuriyete bildirdi. Bütün bu kararlara rağmen Dağlık Karabağ Ermenileri göçler nedeniyle Azerilerin Ermeni nüfusun yarısının altına düşmesini de fırsat bilerek 10 Aralık 1991’de düzenledikleri bir Referandumda Azerbaycan’dan ayrılma yönünde oy kullandı. Azeri nüfusun boykot ettiği referandum sonrası Dağlık Karabağ Ermenileri ‘tek taraflı bağımsızlık’ ilan etti ancak bu bağımsızlık girişimi hem Moskova’daki merkezi Sovyetler Birliği yönetimi hem de uluslararası toplum tarafından tanınmadı. Zira Ermenistan Cumhuriyeti işbirliğiyle Dağlık Karabağ Ermenilerinin ‘oldu-bitti ‘ye getirmek istediği bu bağımsızlık ilanı da hem Sovyet Anayasasına hem de 5 Temmuz 1921 de S.S.C.B Komünist Partisi Merkez Komitesi’nin aldığı ‘Dağlık Karabağ, Azerbaycan toprakları içinde olması nedeniyle Azerbaycan’a aittir’ kararına aykırıydı.

Ermeniler kararlara uymayınca Kızıl ordu devreye girdi

Ancak Ermeniler bu kararlara uymayınca Moskova iki halk arasında çatışmaları önlemek üzere bölgeye Kızıl Ordu’dan askeri birlikler yollamak zorunda kaldı. Böyle olunca da Dağlık Karabağ’daki yerleşim birimleri gayri resmi bölünmüş, Azerilerin çoğunlukta olduğu bölgelerle birlikte Şuşa Azeri Türklerinin Başkenti, Ermenilerin yaşadığı bölgelerle Stepanakert Ermenilerin Başkenti olmuştu.Dağlık Karabağ Ermenilerine başta Lübnan olmak üzere bütün dünyadaki Ermeni topluluklarından militan ve silah desteği gelmeye başlamış ve Azeri yerleşim birimlerine yapılan saldırıları Rus askerleri bile önleyemez olmuştu.

Karabağ’a silah sevkiyatı Beyrut üzerinden

Fransa’da 21 Ocak 1990 günü yayınlanan ‘Le journal de Dimanche’ gazetesi Erivan muhabiri Claude-Marie Vadrot imzasıyla verdiği korkunç bir gerçeği ortaya çıkaran haberde “Önceki gün sabah dörde doğru Beyrut’tan (Lübnan) gelen uçaklar Erivan’a ağır silahlar, makinalı tüfekler, havan topları ve roketatarlarla dolu sandıklar getirdi. Erivan Havalimanında görevli Ermeni Gümrükçülerin de yardımıyla indirilen bu silahların sevkiyatına Eylül ayında başlanmıştı… O gece ve daha önce gelen bu tür uçak seferlerinde birkaç yüz Lübnanlı Ermeni vizesiz olarak Ermenistan Cumhuriyeti’ne girdi. Ermeni çetecilerin başına geçen Beyrut ve Şam’dan gelen bu militanların bazıları Lübnan’daki terörist çevrelerce tanınmış kişilerdi, bunların bir kısmı Erivan’dan hudutlara bir kısmı da Dağlık Karabağ’a gönderildi” bilgileri yer alıyordu.

Ve Dağlık Karabağ’da Hocalı katliamı

İşte başta Lübnan olmak üzere dünyanın birçok ülkesinden gelen Ermeni çetecileri ile Sovyet Kızıl Ordu birliklerinin çoğu zaman rüşvetle destek verdiği Ermenistan silahlı güçleri Dağlık Karabağ’da hunharca bir katliam gerçekleştiriyordu. Hocalı Katliamı… 1992 yılı 25 Şubat’ı 26 Şubat'a bağlayan gece Hocalı kentine saldıran bu gözü dönmüş milisler genç, yaşlı, çoluk, çocuk demeden resmi verilere göre 83 çocuk, 106 kadın ve 70'den fazla yaşlının aralarında olduğu toplam 613 kişiyi işkenceye varan yönetmelerle acımasızca katlettiler. Cesetler üzerinde yapılan incelemelerde birçoğunun yakılmış olduğu, panzerle üzerlerinden geçildiği, hamile kadın ve çocukların bile bu vahşete maruz kaldığı belirlenmişti. Ardından da Dağlık Karabağ Ermeniler tarafından işgal etmişti.

24 yıl sonra… Nisan 2016

Ermenistan işgali altındaki Azerbaycan’ın Dağlık Karabağ bölgesinde 24 yıl sonra yeniden başlayan çatışmalarda Azerbaycan ordusu, 2-5 Nisan tarihleri arasında Ağdere, Terter, Ağdam, Hocavend ve Fuzuli bölgelerinde Ermenilerin işgalindeki bazı stratejik tepeleri ve yerleşim merkezlerini geri aldı. Ermenilerin işgali altında olan ve Azerbaycan’ın Goranboy ve Naftalan kentleri için tehlike oluşturan Talış köyü etrafındaki en yüksek tepeye Azerbaycan bayrağı dikildi. Azerbaycan Savunma Bakanlığı çatışmalarda 31 Azerbaycan askeri şehit olduğu, 240 Ermenistan askerinin hayatını kaybettiğini ve 12 zırhlı araç imha edildiğini duyurdu. Azerbaycan ve Ermenistan, 5 Nisan 2016 salı günü Rusya arabuluculuğunda ateşkes ilan etti. Putin, taraflara hemen ateşi kesmeleri çağrısı yaparken bölgede daha fazla kan akıtılmaması için itidal çağrısında bulundu. İran, "çatışmaları derhal durdurun" çağrısında bulundu. Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande ise Dağlık Karabağ'daki çatışmaları "derin bir üzüntüyle" karşıladığını açıkladı.

Azeri ve Ermeni Bakanlar Tokalaştı ama…

Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan, Dağlık Karabağ’da çatışmaların “geniş çaplı sıcak savaş da dâhil olmak üzere, daha önceden öngörülemeyen ve geri dönüşü olmayan sonuçlara” yol açabileceğini söyledi. Moskova'da düzenlenen ‘Bağımsız Devletler Topluluğu’ Dışişleri Bakanları Konseyi'nin toplantısına katılan Azerbaycan Dışişleri Bakanı Elmar Memmedyarov ile Ermenistan Dışişleri Bakanı Edward Nalbandyan'ın tokalaşması barış umutlarını arttırdı. Taraflar, çatışma bölgesinde kalan askerlerin cansız bedenlerinin alınması konusunda anlaştı…

Peki, 24 yıl sonra bu çatışmalar neden patlak verdi?

Teorilerden biri ‘Azerbaycan petrol gelirleriyle ordusunu güçlendirdi ve işgal edilmiş topraklarını geri alabilecek güce kavuştu’ şeklinde. Diğer teori ise Trans Anadolu Doğal Gaz Boru Hattı Projesi. Bu proje Azerbaycan’ın Hazar Denizi’nde üretilen doğal gazını önce Türkiye’ye, ardından Avrupa’ya taşıyor. Kafkaslar ve Hazar'daki zengin rezervi AB'ye taşıyacak bu projeye göre Hazar’dan Türkiye’ye 2018’e kadar fazladan yılda 16 milyar metreküp, 2026'ya kadar ise 31 milyar metreküp doğalgaz akacak. Bunun 6 milyarı Türkiye’ye, diğeri AB’ye gidecek. Kafkaslardaki bu projesi öncesi içerde terör, Azerbaycan’da Karabağ sorunu hortlatıldı.

Evet… Dağlık Karabağ hikâyesi böyle…

melveren@hurriyet.com.tr

X