"Ayşe Arman" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşe Arman" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşe Arman

Neden vatan borcunu hep erkek çocuklar ödüyor?

İYİ Kİ KIZIM VAR

Pazartesi günkü yazınızı okurken, dedim ki içimden "İyi ki kızım var!" Ne bencilce bir düşünce değil mi? Kendimden de utandım. Çünkü benim çocuğumun zorunlu olmadıkça gitmeyeceği yerlerde, askerlik yapmak ve ölmek gibi bir borcu yok. Neden bu vatan borcunu hep erkek çocukları ödüyor onu da anlamış değilim ya. Diyeceğim o ki, kızlarımızın bacaklarını kapatmak zorunda bırakılmaları bir lütufmuş gibi geldi bana bugün. Bu düşüncemden de utandım. (Funda G.)

- Haklısınız. Söylenebilecek bir şey yok. Bu işin düzeni böyle. Ama sorgulanabilir tabii. İsrail’de kadınların hangi gerekçeyle, nasıl bir mantıkla askerlik yaptığını ben bilmiyorum mesela. Ne kız çocuklarımız iki yüzlü ahlak değerleriyle büyüsün ne de erkek çocuklarımız gençliklerine doyamadan, ölüp gitsin.

SOKAKTA GÜLEMİYORUM

13-14 yaşındayken, babam beni sokakta gülerken görmüş. Aman Allah’ım ne kıyamet koptu eve geldiğimde. "Sen nasıl gülersin sokak ortasında! Sen genç kızsın!.." Sokakta gülmeyeceğim de nerde güleceğim? Tuvalete mi? Güldüğüme, güleceğime pişman oldum. Bugün 32 yaşında sokakta gülemeyen bir kadınım. İnsanlara karşı soğuk ve mesafeliyim. Özellikle erkekler, beni ukala buluyor ve çekiniyor. Sonuçta, yalnızım. Tepemde de "Evlen" diyen insanlar var, hepsini boğmak geliyor içimden. Onlara göre ben yarım kadınım, çünkü bekárım. Bu yaşıma kadar evlenmedim ya, bende bir sorun olması lazım. İstanbul gibi bir şehirde tek başına yaşıyorum, tek soru sormazlar. Sordukları tek soru: "Ne zaman evleneceksin? Evlen yahu! Senin artık aşkla maşkla işin olmaz. Mantık evliliği yap." Ama ben yine de onlara kulak asmıyorum. Ne var ki bu toplumun saçma sapan yargılarından da yıldım artık. (Güldal.)

- Sizi takdir ediyorum, örnek bir davranış sergiliyorsunuz, sonunuza kadar istediğinize ulaşabilmek için direniyorsunuz. Olur veya olmaz, en azından deniyorsunuz. Yaşamak da budur işte.

DULSUN, MESAFELİ OL

29 yaşındayım, eşimden henüz 5 gün önce boşandım. Bu boşanma sonrasında, "Şimdi senin daha bir dikkatli olman lazım Meltemcim. Yakınındaki erkeklere, hatta arkadaşlarının eşlerine bile daha bir mesafeli olman gerek. Mümkünse, bir adım geride durmalısın" gibi manasız uyarılar alıyorum. Ve bundan nefret ediyorum. Geçtiğimiz günlerde, çalıştığım yerin cafe’sinde yüksek sesle gülmüşüm -kahkaha atmışım yani- masadaki bir kaç hanım hanımcık arkadaşım, yüksek sesle güldüm diye beni kınadı, neymiş "şeyler" gibi gülünür müymüş? "Şeyler" dedikleri de "orospu"lar gibi sanırım. O kadar üzüldüm ki anlatamam. Dünkü yazınıza istinaden yazıyorum bunları. Biz işte böyle, ahlakçı geçinen, iki yüzlü bir toplumda yaşıyoruz. Neyse ki, sizi okudukça güçleniyorum, "Sen dulsun, ayağını denk al" diyenlere karşı korkum azalıyor. (Meltem.)

- Meltemcim, senin başına gelen Türkiye’deki ilk vaka değil, son vaka da olmayacak. Bununla mücadele ederek yaşayacağız. Özgür olmanın, kötü bir şey olmadığını anlatacağız ve kabul ettireceğiz inşallah günün birinde. Bu konuda bayağı bir mesafe alındı, daha da alınacak.

İNŞALLAH DEME

"İnşallah", "Allah izin verirse" demektir. Sizin, tam olarak inanmadığınız Allah’ı bu şekilde işinize karıştırmanız, sürekli "inşallah"lı cümleler kurmanız, biraz çelişkili olmuyor mu? (Mehmet D.)

- Allah’a tam inandığımın, yarım ya da üç çeyrek inandığımın karar mercii nasıl siz oluyorsunuz? Temsil belgesini kimden aldınız? Lütfen, işinize gidin ve insanları rahat bırakın. Ayrıca sadece din değil, dil de kimsenin tekelinde değildir.

GEL DE PATLAMA

Bana söyle, dekolte giymenin anlamı nedir? Dekolte giyen kadınların amaçları nedir? Ben biliyorum: Erkeklerin kendilerine bakması. İyi de sen hiç erkek olmadın ki! Nereden bileceksin, bir erkeğin, dekolteli bir kadınla belli bir süre geçirdiği zaman o kadına nasıl baktığını? Anlayamazsın rahat kadınların erkekleri nasıl tahrik ettiğini, hazır vaziyete getirdiğini. Diyeceksin ki, "Kendine sahip çıksın!" Ama bunun da bir sınırı var. Sen karşı cinsini tahrik et, o da kendine sahip çıksın, nerede bu yoğurdun bolluğu! Ya da ilgisiz kalsın, "homo" desinler. Bu kadar basit zannediyorsun. Ateşe diyorsun ki, "Ben senin yanına geleceğim ama sen patlama!" (Ercan O.)

- Patlamayacaksın Ercan kardeşim! Çağdaş, modern, doğru düzgün bir erkeksen, çatlamayacaksın, kendini terbiye edeceksin. Sen edemiyorsun diye, intikamını benden de almayacaksın. Sen üzerine düşeni yapamıyorsun diye, neden tavizi ben veriyorum kadın olduğum için...

Türkiye’de anne olmak

Dün erkek arkadaşlarımdan biri, "Biraz daha genç olsaydım, oraya giderdim savaşmaya" dedi. Şehitlerden birinin babası da demişti ki: "Oğlum, devlete borçlu kalmasın. Eksik kalan askerliğini ben yapayım..."

Erkeklerin kafası böyle çalışıyor. Ama kadınlar... Hele aynı zamanda anne olanların canlarından can çekiliyor. İnsanın çocuğu, en en değerli varlığı. Kendinden bile değerli.

Hayatta en istemeyeceğim şey... Şu an, şu sıralar askerlik çağında bir oğlumun olması...

Hayalini kurmak bile acıtıcı. Düşünebiliyor musunuz? Müthiş bir karışıklığın ortasında bulacak kendini. Belki de şehit düşecek. Göz göre göre. Ve senin elinden, en sevgili en biricik varlığı almış olacaklar. Bunun telafisi de yok. Bir daha o anne-babaların kendine gelebilmeleri mümkün değil. O yüzden her gün, adı açıklanan o gencecik çocukların isimlerini duyunca fena oluyorum.

Ve inanın ne yapılır, ne denir, ne yazılır bilmiyorum. Gerçekten bilmiyorum.

Bir çaresizlik hali. Boğazının düğümlenmesi hali. Dışa vurulamayan bir acı çekme hali. Türkiye’de yaşayan insanların büyük çoğunluğunun hali.
X