"Faruk Bildirici" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Faruk Bildirici" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Faruk Bildirici

Neden teşhir etmiyoruz?

Trafik kazası haberleri, bayramların rutinleri arasında artık. Bu bayram onca ölümlü kaza yetmezmiş gibi bir de yolcu dolu otobüslerin yanması vakaları girdi hayatımıza. Ardarda otobüsler yandı; dört insan öldü, onlarcası yaralandı.

Hürriyet’in, yanan otobüslerin peşine düşüp, İstanbul Esenler Otogarı’nda otobüslerin yakıt depolarına “10 numara yağ ve yanıcı katkı maddeleri” doldurulmasını görüntüleyip haber yapması başarılı bir gazetecilik ürünüydü. Ardından da Doğan Haber Ajansı muhabirlerinin karayollarında “10 numara yağ satışının ne denli yaygın ve serbest olduğunu belgeleyen haberi de takdire değer bir araştırmaydı.

Ancak her iki haberde de “otobüs yangınlarının bir numaralı şüphelisi” olarak görülen 10 numara yağı depolarına dolduran otobüslerin firmalarının adı gizlenmişti. Oysa doğru bir iş yapılmış, daha çok kar etmek için insan hayatını tehlikeye atan bazı kişi ve firmalar belirlenmişti. Eminim o firmaların adlarının yazılıp medyada teşhir edilmesi, polisin vereceği binlerce liralık cezadan daha etkili olur; o firmalar ya da bu yönteme başvuran otobüs şoförleri bir daha 10 numara yağ dolduramazdı yakıt deposuna. “Doğru ve eksiksiz bilgi” edinen insanlar da 10 numara yağ dolduran firmaların otobüslerine binmez, hayatlarını tehlikeye atmazdı.

Fakat bu haberlerde, bu bilgi yoktu; isimler flulaştırılmıştı. Bozuk ya da yabancı maddeler karıştırılmış yiyecek satanların teşhir edildiği bir ülkede, otobüsleri yangın yerine çevirenlerin teşhir edilmesinden kaçınılmıştı.

Halbuki bu firmaların adlarının açıklanmasına yönelik hiçbir yasal engel yok. Geçenlerde trafik kazasına karışan otobüslerin, firma adlarının gizlenmesini eleştirirken de vurgulamıştım bu konuda yasalar ve mesleki etik açısından engel olmadığını. Bu tür haberleri yazarken gazeteci olarak kendimize sormamız gereken tek soru var; “İnsan hayatı ve kamu yararı mı, firmaları korumak mı?” Gazeteci vicdanı tereddüt etmeden insan hayatı diyecektir, eminim.

Tabii yanlışa karışan firmaların teşhir edilmesi gerektiğini yazmam, o firmaların peşinen mahkum edilmesinden yana olduğum anlamına gelmiyor. O nedenle de trafik kazası yapan firmalarla ilgili yazımda “Kazanın nedenlerini o firmaların yöneticileri ile konuşarak, sorgulayarak yazarsak daha dikkatli olmaları için baskı oluşturmuş oluruz” demiştim. Yine de Bülent Çelik adlı okur, “suçsuz firmaların da zarar görebileceği” endişesini dile getirmişti:

“Sanki otobüs kazalarında otomatikman şirket ve/veya şoför suçludur diye bir algı var. Büyük oranda doğrudur da. Ama şirketlerin ya da şoförlerin suçlu olmadıkları kazalarda ne olacak? Şirket isminin yayınlanmasıyla suçsuz oldukları halde bu algı sebebiyle muhakkak zarara uğrayacaklar, öyle değil mi?”

Elbette “suçsuz” firmaların zarar görmemesine de gayret etmemiz gerek. Ama bunun yolu, yanlışa karışan, insan hayatını tehlikeye atan tüm otobüs firmalarının adlarının gizlenmesinden geçmiyor.

Bunun yolu, hiçbir firmayı peşinen mahkum etmeden, etraflıca araştırarak, aldığımız bilgileri birkaç kez kontrol ederek, ilgili tüm tarafların görüşüne başvurarak haber yazmaktan geçiyor. Aynı yaklaşımı kaza yapan ya da 10 numara yağ dolduran otobüs firmaları ve şoförleri konusunda da göstermeliyiz. Peşinen firmaları ve şoförleri suçlamamalı, uçak kazalarında olduğu gibi kesinleşmeyen nedenler hakkında tahmin yürütmemeliyiz. Bilgiler netleşmeden örneğin “Şoför uyuya kaldı”, “Sürat yaptı şarampole uçtu” başlıkları atmamalıyız.

Çoğu zaman konuşmak istemeseler, yanıt almak hayli zor olsa da firma yetkilileri ile görüşüp onların açıklamalarına da yer vererek haber yapmalıyız. Suçlanan firma yanıt vermek istemiyorsa o da bir karinedir, bilgi olarak eklenir habere. “Hep aynı numara” başlıklı haberde de depolarına yağ doldurulurken fotoğraflanan firmaların adları, o firmaların yetkililerinin görüşleri de aktarılarak okura duyurulmalıydı. Eminim daha etkili olurdu haber…

KUTU: “Açıklansın yazalım”

Ekonomi Servisi Müdürü Sefer Levent, “Hep aynı numara” başlıklı haberde Esenler Otogarında “10 numara yağ dolduran” otobüs firmaların adlarının yazılmamasının doğru olduğunu savundu:

“Yolcu hayatını hiçe sayan firmaların teşhirinden yanayım ama yolunu iyi düşünmeliyiz. Yanan otobüslerin 10 numara yağ kullandığı 'iddia’ ediliyordu. Biz bu iddiadan yola çıkarak, otogarda 10 numara yağ kullandığını 'iddia ettiğimiz' otobüsleri görüntüledik. İddia aşamasında olduğu için firma ismi vermemekle doğru yaptığımızı düşünüyorum.

İçişleri Bakanlığı ya da polis, 10 numara yağ kullanan firma veya şoför kusuru nedeniyle kazaya karışan firmaların adını (gıda firmalarının duyurulduğu gibi) açıklasın; biz de bu firmaları açık açık yazalım. Aksi halde iddia aşamasındaki teşhirler nedeniyle gazete olarak sorun yaşayacağımızı düşünüyorum.

Ayrıca fotoğrafları öyle zor çektik ki. Nasıl görüş alalım sürücüden? Firma sorumlularını arayabilirdik. Ancak bu haberde hedefimiz firmalar değildi. Biz yağ kullanıldığını teşhir ettik. Bunu engellemek devletin elinde, seyretmesin diye ben yazı da yazdım. Sanırım konuya bakış açımız farklı.”

Sabah camiasına başsağlığı

Burası Türkiye. Suikastlere hedef olan, polis kurşunuyla vurulan, trafik kazalarında ölen, faili meçhullere kurban edilen, depremde enkaz altında kalan ve türlü nedenlerle hayatından olan meslektaşlarımızı gördük. Görmeye de devam ediyoruz.

Ne yazık ki, bu ülkede gazetecilik tehlikeli meslek; bunu gazeteci milleti de bilir. Ama tehlikelere aldırmadan koşar sahadaki gazeteci. Bomba patladığında, bir felaket olduğunda, silahlı çatışma çıktığında, herkes oradan kaçarken sahadaki gazeteci oraya koşar. Olaylı gösterilerde, taşlar, molotoflar havada uçuşurken sahadaki gazeteci kendini sakınmaz, gözü haberden başka bir şey görmez. Dayak yiyeceğini bilse de kavgaların arasına dalar. Yazdıklarının, fotoğrafladıklarının getireceği risklere aldırmaz.

Sanki kurşunlar kendisine işlemez, yumruklar canını yakmazmış, felaketler ona işlemezmiş gibidir sahada koşarken. Sanki ölümlü değildir, kutsal bir zırh korumaktadır onu…

Erkan Koyuncu da sahada koşan bir meslektaşımızdı. Tehlikelere aldırmadan sahada koşan bir foto muhabiriydi. Hayattaki en büyük kaygısı gerçeği bir kareye sığdırıp okurlara duyurmak, en büyük mutluluğu da çektiği fotoğrafı gazetesinde görmek olan bir mesleğin neferlerindendi.

Görülmemişi gördük, sensör takılmamış bir demir kapıya kurban verdik onu. Üzüldük, kahrolduk yine…

Okurdan kısa kısa:

Hilmi Yavuz: 26 Temmuzda Çolpan İlhan’ın ölüm haberinin birinci sayfadan verilen başlığı “Kavuşmak sevdaya dair” idi. Başlığı atan editör, zarif bir gönderme yapmak istemiş ama dizeyi yanlış hatırlamış olmalı: çünkü dize “Ayrılık sevdaya dair” (Attila İlhan) değil, “Ayrılık sevdaya dahil”dir. Dolayısıyla başlık, “Kavuşmak sevdaya dahil” olmalıydı.

Ahmet Feridun Gündoğdu: 27 Temmuz Pazar günü Kelebek sayfa 7 “Babamın yoğurdu” başlıklı yazının yazarı belli değil. Aslında çok güzel bir anı. Sahibini öğrenmek isterdim doğrusu.

Ümit Ülker: Bir foto galeri düzenlenmiş. “GS, FB, BJK bu listede var mı” diye soruluyor ve sazan avı başlıyor. İlk başta birkaç takımın adı veriliyor, sonra sadece fotoğraflarla konu geçiştiriliyor. Reklam sektörü duayenlerinden Ogilvy, “Tüketici moron değil, sizin eşinizdir” der. Tüketici yerine okur yazabilirsiniz.

Fikret İpek: 31 Temmuz’da spor sayfasında hesap hatası yapılmış. Fenerbahçe 1250 forma satmış, 129 lira ile çarpınca 161.250 lira yapar; “Fenerbahçe’nin göğsü kabardı” haberinde yazıldığı gibi 1 milyon 612 bin lira değil.

X