Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Neden sevgimizi gösteremiyoruz?

Sevgililer günüyle ilgili resimleri gördünüz değil mi? Baştan sona yapmacık. Herkes sevgiden söz ediyor, oysa kimsenin birbirini sevmeye niyeti yok. Adeta sevgisini gösteremeyen bir toplumuz.

Eskiden aile büyüklerimizden hikayeler dinlerdik.

          

Büyükbabasının veya babasının bir defa dahi kucaklamadığını, hayatı boyunca bir defa dahi öpülmediğini anlatan akrabalarımız vardı. Ne kadar gülmezsen, çocuğunu ne kadar kucaklamazsan o kadar ciddi veya ağırbaşlı sayılırdın. Aile içi otoriteniz o kadar artardı.

          

Adamı bir defa dahi gülerkengörmedim” diye, övgüyle söz edenleri bilirim.

 

Sevgi göstermek bizde ayıp gibi algılanırdı.

          

Şimdilerde bu yaklaşım azaldı, ancak yine de sevgisini gösteren bir toplum olamadık. Geçmişimizdeki güç yıllardan mıdır, dinimizin getirdiği bazı kısıtlamalardan mıdır, kültür ve alışkanlıklarımız sonucundan mıdır bilemiyorum. Bildiğim ve gördüğüm, toplum olarak sevgimizi dahi “göstermelik”, adeta tiyatro oynar gibi sahnelediğimizdir.

 

Sevgililer gününde, gazetelere ve TV ekranlarına yansıyan görüntüleri izlerken de farkına varmışsınızdır, tam anlamıyla bir tiyatro oyununa benziyor. Sırf kameralara görünsün ve uygar bir izlenim verelim kaygısıyla, parlamenterlerin masalarına dağıtılan çiçekler, birbirini kucaklayan siyasilerimiz…vs

          

Başarılı olanları sevmiyoruz. Kıskanıyoruz…

          

Zengin olanları da sevmiyoruz…Nefret ediyoruz.

          

Toplum olarak, çocuklarımızı, ailemizde yakın hissettiklerimizi ve birkaç arkadaşımızın ötesinde kimselere sevgi beslediğimizi söyleyemeyiz.

          

Belki birgün toplum olarak zenginleşirsek, o zaman birbirimize sevgi göstermeyi de öğrenebileceğiz.

                                                         *                    *                    *


HAVA, PAPADOPULOS’UN ALEYHİNE ESİYOR, ANCAK…

 

Kıbrıs Rum lideri acaba farkında mı bilemiyorum, ancak Uluslararası hava yavaş yavaş aleyhine dönüyor. Ancak, bu durum Papadopulos’un pek umrunda değil. Onun için önemli olan, bu yılki Başkanlık seçimini kazanmak. Bundan dolayı da, sağına soluna bakmadan Rumlara damardan giriyor ve herkesin hoşuna gidecek bir politika uyguluyor.

          

Son haftalardaki gelişmelere bakıldığında, Papadopulos’un belki seçimi kazanabileceğini, ancak Kıbrıs’ıngeleceğini Rumlar açısından zorlaştırdığını, KKTC’nin hayatını biraz dahi olsa rahatlatmaya başladığını söyleyebiliriz.

 

Neyse, bu onların bilecekleri iş...

 

Biz kendimize bakalım.

 

Türkiye’nin son Kıbrıs girişimi kafalarıkarıştırdı. Uluslararası kamuoyuna, limanların Rum gemilerine açılmasının teknik (Gümrüm Birliği) bir sorun olmaktan çok, siyasi bir konu olduğunu gösterdi.

 

Londra ve Washington’dan gelen mesajlar, Ankara’nın bir kaç adım atması durumunda, KKTC resmen tanınmasa dahi, fiilen tanınacağı izlenimini arttırıyor.

 

Cumhurbaşkanı Talat’ın, arka arkaya attığı akıllı adımlar sayesinde Türk tarafının durumu güçleniyor. Her ne kadar, Uluslararası ilişkilerdeki stranç oyunundan anlamayan kimi köşe yazarları, Talat’ı “Yavru Vatan’ı satmakla” suçluyor olsalar dahi, KKTC doğru yolda yürüyor ve doğru hamleler yapıyor.

 

Ancak, bizi memnun eden demeçlere, Londra ve Washington’un mesajlarına da çok bel bağlamamak gerekir. Avrupa Birliği yetkililerininKıbrıs’ı tam üye yapmaktan pişman olduklarını söylemelerine de pek kulak asmamalıyız. Aynı filmi Yunanistan’ın tam üyeliği sırasında da duymuştuk. Şikayet ederler, bir süre sonra alışırlar ve susarlar. Ardından, yine gelip bizim kapımızı çalarlar.

 

Unutmamamız gerekir ki, limanlarımızın Rum gemilerine açılması kaçınılmazdır. Ankara söz vermiştir ve eninde sonunda açılacaktır. Tek çıkış yolu, bu süreci uzatmaktan geçmektedir. Müzakerelerin bitmesineyakın bir sıralarda,Türkiye hem limanlarını açacak, hem de Kıbrıs’ı tanıyacaktır. Ancak bu da, siyasi bir çözümün parçası olduğundan dolayı, Ankara’yı rahatsız etmeyecektir.

 

İşte bütün sorun, o döneme kadarki süreci iyi yönetebilmektir.

 

Ankara, limanlarını açmakta zorlanıyor. Hele karşılığında hiçbir şey elde edemeden adım atamayacağını açıkça gösteriyor. O zaman, Türkiye’nin AB reformlarına öncelik vermesi, bekleyen düzenlemeleri yapması, Ankara’nın elini daha darahatlatacak.

 

Özetle, Kıbrıs sorununda sıkışma sırası Papadopulos’ta görünüyor. Yeter ki, Ankara stranç oyunundataşlarını iyi oynasın.

                                                         *                    *                    *

 

DORA, ATİNA’YI TEKRAR CANLANDIRIR

 

Atina’da çok ilginç ve önemli bir değişim yaşandı.

 

Dışişleri bakanlığına, Dora Bakoyani getirildi.

 

Dora’yı Türk basını yakından tanır.

 

Son derece şeker, bilgili, çalışkan, tüm dikkatleri üstüne çekmesini bilen bir siyasidir. Türkiye’ye çok defa gelmiştir ve bizleri tanıyan nadir Yunan politikacılarından biridir. Türk çevrelerde çok dostu vardır. Ancak bütün bu niteliklerine bakıp, Dora Bakoyani’ninTürkiye ile ilişkilere çok farklı bakacağını sanmamak gerekir. Dora, Yunanistan’ın temel politikalarını sürdürecek, ancak yaklaşımı, stili değişecektir.

 

Daha önceki dışişleri bakanı Moliviadis, eski ekol’dendi. Türk-Yunan ilişkilerinin en fırtınalı döneminin adamıydı. Kibar bir insan olmasına rağmen, dışarıya sert bir görüntü verirdi. Buna karşılık, Karamanlis’in çok yakınıydı. Dora’nın dışişleri bakanlığına getirilmesi, Başbakan için mutlaka çok zor olmuştur. En yakın kişisi sayılanMoliviadis’i kırmış olmanın ötesinde, en büyük rakibi Mitçotakis’in kızını kabinesine alması, siyasi açıdan yutulması güç bir lokma...

 

Yine de ne olursa olsun, Dora, son dönemde silikleşen Yunan dış politikasının üstündeki pası sökebilir. Papandreu dönemindeki pırıltıyı tekrar geri getirebilir. Yunanistan Uluslararası alanda dikkat çeken bir ülkeydi. Papandreuile birlikte bu dönem kapandı. Dora’nın en büyük katkısı, Yunan dışişlerine bu hareketliliği geri getirmesi olacak.

X