"Ertuğrul Özkök" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ertuğrul Özkök" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ertuğrul Özkök

Neden dövme yaptırırız

BİR gün "hedonizm" ve kendine hayranlık tarihi üzerine bir kitap yazsam, herhalde "Amerikan Sapığı" filminin o sahnesiyle başlardım.

Filmin kahramanını oynayan Christian Bale’in canlandırdığı Patrick Bateman, sabah sporunu yaptıktan sonra aynanın karşısına geçer ve hayranlıkla kendini seyreder.

O an, Tanrı’nın yarattığı en üst varlığın kendisi olduğu duygusuna ulaşır.

Hedonizmin en üst hali budur.

Kendine, sadece kendine aşık bir bilincin, yaratanla buluştuğu bu an, aynı zamanda insanın kendini en muktedir hissettiği andır.

O duygu, Patrick Bateman’ı, bıçaklara, hayali cinayetlere sürükler.

Başkalarını ise bambaşka şeylere.

Tutkulara, saplantılara, aşka, sanata...

* * *

Geçen cumartesi Herald Tribune Gazetesi’nde bir makale okurken o sahne aklıma geldi.

Aynanın karşısında çırılçıplak kendini seyreden o adamı ben de seyrettim.

Gövdesini baştan aşağı dikkatle taradım ve bir şey dikkatimi çekti.

Patrick Bateman’ın gövdesinde tek dövme yoktu.

Hiçbir takı da yoktu.

Sahneyi yeniden seyrederken düşündüm.

Acaba, Tanrı’nın yarattığı o mükemmel esere bir şey eklemek, tabiatın estetiğine ihanet midir?

Durup dururken sırf fantezi olsun diye estetik felsefesi üzerine manasız bir tartışma açtığımı düşünebilirsiniz.

Hayır, o sahneyi yeniden aklıma getiren şey, gazetede okuduğum makaleydi.

Çünkü makale "tattoo" yani dövmeyle ilgiliydi ve şu soruyla başlıyordu:

"Kim boynuna bir tattoo yaptırır?"

Bundan üç beş yıl öncesine kadar sadece gangster çetelerinin üyeleri, mahkûmlar ve Rus mafyasının mensupları boyunlarına dövme yaptırırdı.

Bir de rap’çiler.

* * *

Sonra bir şeyler oldu ve alt kültürün bu en hoyrat, en saldırgan ifade biçimi, üst kültürün mensuplarına doğru harekete geçti.

Üst kültürün insanları sanki yukarılardan ilahi bir emir aldı ve vücutlarına dövme vurdurmaya başladı.

Önceleri ürkek ve utangaç biçimde.

Vücutlarının çok mahrem, sadece kendilerince görülebilecek yerlerine.

Sonra başka bir şey daha oldu.

Dövme sadece kendimize ait bir şey olmaktan çıkıp başkalarıyla paylaştığımız bir parolaya, bir ortak dile dönüştü.

Birbirimizi dövmelerimizden tanır hale geldik.

Eminim "Amerikan Sapığı" bugün yeniden çevrilse, o gövdenin en tahrik edici bölgesinde agresif bir dövme olurdu.

* * *

Amerikan Pew Araştırma Merkezi’nin 2006 yılında yaptığı bir araştırmaya göre, 18 ile 25 yaş arasındaki gençlerin yüzde 36’sının gövdesinde en az bir dövme bulunuyormuş.

New York’ta 528 dövme dükkánı varmış.

Dövme bir zamanların Spanish Harlem’ini, varoşları terk edip metropollerin mutena semtlerine taşındı.

Bizim muhitlerimize de yerleşti.

Ailemizde ilk dövmeyi Tansu yaptırdı.

Sağ omzuna bir Afrika vücut süsü ile uğurböceği çizdirdi.

Gülümsün sağ ayağına "Ying Yang" işareti yaptırdı.

Ercan sağ omzuna büyük bir Fenerbahçe amblemi, sol omzuna ise "Fa" anahtarı dövdürdü.

Benim sol kolumun içinde ise üç Japon harfi var.

Sabahları kalktığımda hep kolumdaki dövmeye bakıyorum.

İnsan, hayatının sonuna kadar terk edemeyeceği bir şeyi gövdesine neden kazıtır?

Bu sorunun cevabını bulamıyorum.

Ama bildiğim bir şey var.

Bu işaretler bana tuhaf ve güzel bir duygu veriyor.

Sadakat...

Başımdan hiçbir zaman atamayacağım, atmak istemeyeceğim bir şeyler.

Bu fani dünyaya ait, küçücük bir demirleme limanı.

Sandalı küçük olmayan insanların da sığınacak limanlara ihtiyacı vardır.

Dövme bana bunu hatırlatıyor...

Ve kendimi güvenli, huzurlu bir limana atmış hissediyorum.
X