Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Neden birbirinize el uzatmıyorsunuz?

Toplum, özelllikle Kürt sorunu-PKK terörü konularında liderlerimizin kavga etmelerinden, birbirlerini suçlamalarından hiç hoşlanmıyor. Erdoğan ile Kılıçdaroğlu’nun birlikte yürümelerini istiyor. Biri elini uzatsa, diğeri reddetmeyecek. Ancak o ilk adımı atan yok...

Perşembe günü Ankara’da önce Başbakan’ı  dinledim. Muhalafetten şikayet etti. Medyadan da şikayetçiydi. Ancak muhalefete kızgındı.

“Neden yapıcı olamıyorlar, neden hep yıkıcı eleştiri yapıyorlar?” dedi.

BDP’yi silmiş gibi konuştu. Oysa kısa bir süre önce BDP ile diyaloğa önem verdiğini söylemişti.

Asıl işaret ettiği veya işbirliğine önem verdiği parti CHP idi. CHP’yi birlikte adım atabileceği bir parti gibi gördüğü, ancak Kılıçdaroğlu’nun tutumuna alışamadığı açıkça anlaşılıyordu.

Başbakan’dan sonra bu haftanın 32. GÜN  konuğu  olan Kılıçdaroğlu’nun yanına gittim. “Neden işbirliği yapmıyorsunuz? Kürt sorunu partiler üstü, hepimizin sorunudur. Neden kapınızı açmıyorsunuz?” diye sordum.

Kılıçdaroğlu uzun uzun anlattı.

Dikkatimi çeken Başbakan elini uzatsa, CHP liderinin bu eli havada bırakmayacağı izlenimini vermesiydi. Aynı durum Erdoğan için de geçerli. Kılıçdaroğlu elini uzatsa, Başbakan onu da havada bırakmayacakmış gibi bir yaklaşımdaydı.

Peki neden olmuyor?

Bu iki lider neden bu adımı atamıyorlar?

Kılıçdaroğlu, 32.GÜN’de  açık çek verdi. Başbakan’a kapısını açtı... Bakalım Erdoğan bu açılımı benimseyecek mi?
Liderler özellikle PKK konusunda halkın kavga değil, işbirliği istediğini mutlaka biliyorlardır.

Hadi o zaman. Atın bu adımları da halka rahat bir nefe aldırın.

BARTHOLOMEOS İYİ Kİ 20 YILDIR PATRİK…

Dünya üzerindeki 300 milyon Ortodoks’un kalbi bugün İstanbul’da atacak.

Ortodoks Kilisesinin Ekümenik Patriği Bartholomeos’un 20. yılı kutlanacak. 20 yıldır hem kilisesini hem de Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile ilişkileri hiçbir yol kazasına neden vermeden yönlendirmiş olan bir din adamı için herhalde bundan daha onur verici bir yıldönümü olmaz.

Aslında bugün Haliç Kongre Merkezi’nde büyük bir tören yapılacaktı. Başbakan’ın da katılması bekleniyordu. Bu şimdiye kadar hiçbir patriğe nasip olmamış bir tören olacaktı ancak Patrikhane şehitler için duyarlılık gösterdi ve içinde bir konserin de yer alacağı büyük bir tören yerine kutlamayı Galata İlköğretim Okulu’nun tören salonunda yapılacak mütavazi bir respesiyonla sınırladı.

Bizim kuşağımız Athenagoras ile gözlerini açtı.

1950-60’ların Türkiyesi çok farklıydı. Devlet ve devletin sözcüsü gibi çalışan dönemin medyası Athenagoras’ı bize bir umacı gibi gösterdi. Patrikhane bir nifak yuvası olarak nitelenirdi. Türk-Yunan ilişkilerinin, Kıbrıs nedeniyle giderek bozulduğu bir süreçti. Patriği kötülemek adeta bir  kahramanlık gibi görülürdü. Dar görüşlü, içine kapalı bir toplumduk. Patriğin o dönemdeki adı bile garipti. “Fener Patriği” denir ve küçümsenirdi.

Bartholomeos bu açıdan daha şanslı bir dönemde patrik  oldu.

Türkiye’nin yavaş yavaş değiştiği, kendine güvenini arttırmaya ve Türk-Yunan ilişkilerinin de rayına oturmaya başladığı bir süreçte başa geçti. 2003’ten itibaren, Ak Parti‘nin iktidar olmasıyla birlikte de tamamen yepyeni sürece girildi. Tabii bu gidişe en büyük katkıyı da Bartholomeos yaptı.

Kavgacı değil, yapıcı davrandı.

Sorun yaratmadı, sorunları çözdü.

Ankara’nın halini iyi değerlendirdi ve anlayışlı davrandı.

Yurt dışında bir tek aleyhte söz söylemedi. Tam aksine, Avrupa Birliği’ne katılma çabalarını en çok destekleyen lider oldu.

Özetlemek gerekirse,  Bartholomeos bizler için de büyük bir şans oldu.

ALTIN PORTAKAL’A SAYGISIZLIK ETMEYİN…

Altın Portakal Sinema Oskarları bu ülkenin yarattığı nadir markalardan biridir. Marka yaratamayan, yarattığı markaları da kolaylıkla harcayan Türkiye, Altın Portakal  ile gurur duymaya başladı. Hangi belediye başkanı göreve seçilirse seçilsin, bu konuda hiçbir komplekse girmeden, Altın Portakal’ı daha da ileri götürmeye çalışırlar.
 
Bu yıl da Antalya Belediye Başkanı Prof. Dr. Mustafa Akaydın  elinden geleni yaptı. Her zaman olduğu gibi kimi beğendi kimi eleştirdi. Ancak sonunda Türk sineması kazandı.
 
Kusura bakmasınlar. Hepsinin sanat gücüne saygım yüksek, ancak  ödül kazananlardan bazılarının törendeki kılık kıyafetleri kelimenin tek anlamıyla  çok hafifti. Üstelik aldıkları ödül onlara hem para kazandıracak  hem de şöhretlerine katkıda bulunacaktır. Oysa baktık, karşımızda kimi süveter-blucin karışımı kimi özensiz , diğeri karmakarışık kıyafetle sahneye geldiler.
 
Rahat giyinmek herkezin hakkıdır. Ancak böyle bir törene katılıyorsanız ve bu tören tamamen sizin mesleğinizin değerini arttırmaya yönelik geleneksel bir organizasyon ise ve de ödüller televizyondan canlı yayınlanıyorsa, bu kıyafetlerle sahneye çıkmak bizlere -yani seyircilere- ve bu ödüllere saygısızlık  demektir.
Bizler Altın Portakal’a saygı duyuyoruz. Oysa ödül kazananlar bu tutumlarıyla umursamadıklarını gösterdiler. Kimse ortaya çıkıp “Biz sanatçıyız, istediğimiz gibi giyiniriz…” demesin. Amerikan’daki oscarlar veya Avrupa’daki aynı ayar yarışmalara baktıklarında, kendilerinden çok daha ünlü isimlerin “güzel giyinme” ve kendilerini seyirciye “hoş gösterme” yarışına girdiklerini herhalde görmüşlerdir.
 
Son bir notum da organizasyonun sahiplerine :
 
Lütfen sizler de gelecek yıl davet ettiğiniz kişilere ve ödül almak için sahneye çıkacaklara smokin zorunluğu getirin. Altın Portakal’ı bu kadar ucuza bırakmayın. Üstüne başına dikkat etmeyen, bizlerle adeta alay edenlere de gerekiyorsa ödüllerini vermeyin.

TAYLAND DENİZİ’NDE TÜRK BAYRAĞI GÖRDÜM...

2009 yılbaşında Tayland’da bizim mavi yolculuğu andıran bir deniz gezisine katılmıştım. Clup Med’in ünlü yelkenlisiyle dolaşıyorduk.  Ko Muk adasında durduk.

Biraz açığımızda kocaman ay yıldızlı  yelkenliyle küçük  (8 metre)  bir yelkenli yörünce şaşırdım. Baktım, adı Kayıtsız III. Türkiye neresi, Tayland denizi neresi... Sonunda dayanamadım, yüzerek yelkenliye gittim. Kafamı denizden çıkarınca, karşımdaki iki kişi az daha dillerini yutuyorlardı. Onlar da benim gibi “Aaaa, sizin burada ne işiniz var?” diyerek ayağa kalktılar.

Özkan Gülkaynak ile işte böyle tanışmış oldum. 2006-2009 arasında, o küçük Kayıtsız III ile dünyayı dolaşırken yollarımız kesişmişti.

Türk Hava Yolları’nın sponsorluğu ile bastırdığı “Özgürlük Hattının Batısına”  adlı kitabını okurken, (www.kayitsiz.com) dünyanın bir ucundaki o karşılaşma aklıma geldi. Bravo Özkan Gülkaynak’a...

KİTAP KÖŞESİ

LİDER ÖYLE OLMAZ, BÖYLE OLUR

Sevinç Engin’in son kitabı “Lider Öyle Olmaz Böyle Olur – Yön Veren Liderler İle Liderlik Üzerine” adlı kitabı Doğan Kitap’tan çıktı. Sevinç, siyasetten iş hayatına, medyadan sanata kadar birçok alanda “Lider” olan kişilere “Lider nasıl olunur?” diye sordu ve muhteşem bir kitap ortaya çıktı.  Aralarında Başbakan Erdoğan, Coca Cola CEO’su Muhtar Kent, Arzuhan Doğan Yalçındağ’ında bulunduğu kitap, bizlere liderliğin altın kurallarını, lideri lider yapan vazgeçilmez formülleri anlatıyor. Ben de kitapta, “Lider doğulur” görüşünü savunuyorum. Okunması çok zevkli bir kitap olmuş. (www.dogankitap.com.tr)

X