"Fatih Çekirge" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Fatih Çekirge" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Fatih Çekirge

Neden?

BARCELONA’dan İstanbul’a Malezyalı oldukça zengin bir işadamıyla uçtuk.

İlk o sordu:
-İstanbul’da mı yaşıyorsunuz?
-Evet, siz?
-Malezya’dayım. Avrupa’ya ihracat yapıyoruz.
Bir gazetecilik refleksiyle elimde olmadan sordum:
-Nasıl Malezya’da durum?
-Kötü. Çok fazla yolsuzluk var. Adalet bitince artık hiçbir şey başlayamıyor.
-Ama benim bildiğim Malezya çok iyi gidiyordu.
-Öyleydi ama olmadı. Malezya dünyada en çok Müslüman’ın yaşadığı bir ülkedir. Bütün İslam alemine rol modeli olmasını umuyorduk. Ama olamadı. Yolsuzluğa battı. Demokrasiyi yaşayamadı.
Tam ben soruyordum ki, o devam etti:
-Bence Türkiye demokrasiyi ve İslam’ı birlikte yaşayabilen, ekonomisi güçlenen tam bir rol modeli olma yolundadır. Ama çok dikkatli olmalıdır. Bir tek kavram hatası, yanlış bir imaj çökertiyor.
Malezyalı işadamının bu sözleri öylesine etkiledi ki...
Sordum ve dikkat ettim:
Ne zaman yeni kavramlar yaratmaktan uzaklaşıyorsak.
Aynı sözün başka ağızlarda tekrar edildiği sığ cümlelerde tıkanıyorsak.
Ne zaman yeni kavramları önümüze birer hedef olarak koyamıyorsak.
İşte o zaman daralıyoruz, küçülüyoruz. Haznemiz ve daramız büzülüyor.

KAVRAMLAR TARİHİ

Düşünün ki;
Bir dönem “Vatan Yahut Silistre” diyen o ses.
Sonra Demokrat Parti’nin “Yeter söz milletin” diyen yükselişi.
68-80 arası.
Şiirin, isyanın, sosyalizmin, solun çıkışı.
Memleket ve sevda kavramlarının dev pankartlara işlendiği yıllar.
Ve kamplaşmalar.
Ve kan...
Ardından;
“Büyük Türkiye” diyen bir Demirel.
“Milli Görüş ve ağır sanayi” diyen Erbakan.
Ve Özal.
Bir kavram kâşifi olarak Özal.
İlk kez duyduk:
“Çağ atlamak” kavramını.
Öngörü zekâsını.
“Hayallerimize bile yetişemezsiniz” diyen o sesi.
“Adriyatik’ten Çin Seddi’ne kadar” diye başlayan o tarih ve kültür vurgusunu.
Dikkat ettim;
Bir tek darbe yıllarında kurumuş o “kavram coğrafyası”.
Dilin ufukları daralmış. Sözün suyu kesilmiş.
Alfabeler büzülmüş.
Şimdi bakıyorum.
Dünyanın bütün gelişmiş toplumları ürettikleri yeni teknolojilerle birlikte yeni kavramlar yaratıyor.
Her yeni kavram bir hedef oluyor.
Alın teri, akıl terine dönüşüyor.
Yani bir yaşam teknolojisi gelişiyor.
Sanal ve dijital hazineler, yeni kavramlarla dünyaya birer miras gibi bırakılıyor.
İnsan yeni kavramlarla büyüyor. Her yeni kavram o günkü kuşağa hedef;
Bir sonraki kuşağa hafıza oluyor.

UYARIYORUM

Gazete manşetlerine, yeni çıkan kitaplara, televizyon haberlerine bakıyorum.
Kurutulmuş kanlı bir savaş müzesi gibi gündelik dilimiz.
Spikerlerin ağzında, yazarların kaleminde hep aynı kelimeler.
Kan, savaş, roket, füze, bombalama... 5 yaralı. 4 şehit, baskın. Gerilim. Gözaltı. Sel. Cezaevinde yangın.
Yani;
Bir ufuk cehaletine saplanmak üzere kavram coğrafyamız.
Zaten çevresi diktatörlerin kanlı çöküşleriyle sarılmış bir dikenli tel coğrafyasındayız.
O zaman saplanmayalım bu çukura.
Sıradan ve sığ kamplaşmalar yerine;
Öngörü zekâsının ışığında; hayatımızı kuşatan sorunların izini sürelim.
Örnek mi?
-Neden hiçbir üniversite basit gibi görünen ama hayatımızı zindan eden sorunların kapısına bir çözüm paketi bırakmaz.
-Neden hâlâ YÖK var?
-Neden bu korna zulmüne bir çare bulanamaz?
-Neden otoparkı olmadan daracık yollara gökdelenler dikilir.
-Neden Twetter’ı bir tükürük hokkasına verirler?
-Neden ötekini dinlemeden kendi kampının ateşinde, diğerine bağırıp hakaret edersin kardeşim.

X