"Ertuğrul Özkök" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ertuğrul Özkök" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ertuğrul Özkök

Ne zamandan beri Kürt oldun

DÜN Semih Balcıoğlu’nun cenaze töreninde ilginç bir sohbete tanık oldum.

Sohbet Yaşar Kemal ile Doğu Perinçek arasında geçti.

Perinçek, "Her yerde Kürt olduğunu söylüyorsun. Sen Türk yazarısın, nereden Kürt oluyorsun" dedi.

Yaşar Kemal, "Elbette Kürt’üm. Kendimi bildiğimden beri Kürt’üm"
diyerek cevap verdi.

Perinçek, "Sen Türk yazarısın" diye ısrar edince Yaşar Kemal, "Anadilim Kürtçe" cevabını verdi.

Bu söz Perinçek’e yeni bir argüman imkánı verdi ve şöyle devam etti:

"Anadilim Kürtçe diyorsun, ama Kürtçe roman yazamazsın."

Yaşar Kemal’in cevabı şöyle oldu:

"Oturup bir hafta çalışayım, Kürtçe roman yazarım. Baban Sadık Bey hayatta olsaydı, bunu sana çok güzel anlatırdı."

* * *

Bakın cenazede geçen bu sohbeti niye aktarıyorum.

Semih Balcıoğlu çok büyük ve önemli bir sanat insanıydı.

Mizah gibi sanatın en iğneleyici, en acıtıcı, en yaralayıcı dalında çalışıyordu.

Ama bütün hayatı boyunca, mizahın eleştirel alanı ile hakaret ve aşağılama alanlarını birbirine hiç karıştırmadı.

Yerdi ama yerle bir etmedi.

O büyük bir hoşgörü insanıydı.

* * *

Şimdi o sohbete dönüyorum.

Bu sohbeti bu köşede 15 yıl önce yayınladığımı hayal edin.

Kürt olduğunu, anadilinin Kürtçe olduğunu söyleyen Yaşar Kemal ile bunu yayınlayan benim başıma neler gelebileceğini herhalde tahmin edebiliyorsunuz.

Ama bakın bu konuları artık birbirimizin yakasına yapışmadan konuşabiliyoruz.

Şuna bütün samimiyetimle inanıyorum.

Türkiye, büyük uzlaşma ve kaynaşmasına işte bu muhabbetle, bu sohbetle ulaşacaktır.

Yeter ki başkaları Türkiye’yi kendi meseleleri ve kendi insanıyla baş başa bıraksın.

Ama bırakmıyorlar.

Taner Akçam, ABD’de Ermeni meselesiyle ilgili yeni bir kitap yayınladı.

Yazabilir. Ama bir noktada itirazım var.

Kitabın adını, "Utanç verici bir iş" koymuş.

Neden "utanç verici" diye sorulduğunda da şu cevabı veriyor:

"Bu sözü Atatürk, 1924’te Meclis’te yaptığı konuşmada söylemiştir. Bir gerçeği dile getirmiştir. Benim de inandığım bir söz olduğu için isminin de Atatürk’ün sözlerinin olmasını istedim."

* * *

Dün Zaman Gazetesi’nde A.Turhan Alkan’ın yazını okudum.

Atatürk’ün 24 Nisan 1924 günü, TBMM’de yaptığı konuşmanın zabıtları 1985 yılında İş Bankası tarafından yayınlanmış.

Alkan, "Dört cilt tutan zabıtlarda adı geçen konuşmayı bulup satır satır okudum" diyor.

Zabıtlarda öyle bir ifade bulamadığını belirterek devam ediyor:

"Taner Akçam gizli Meclis zabıtlarını TBMM neşriyatından daha sağlıklı bir kaynaktan okudu ise biz de bilmek isteriz; yoksa müfteri durumda kalacaktır ve hakiki ’Shameful act’ budur."

* * *

Taner Akçam,
ABD’de bilimsel bir kuruluşta ders veriyor.

Türklerin geçmişte Ermenilere çok kötü şeyler yaptığını iddia edebilir.

Bunu "düşünce özgürlüğü" çerçevesinde içimize sindirmek durumundayız.

Ama iş, bazı tarihsel belgeleri çarpıtmaya, tahrif etmeye gelince, orada düşünce özgürlüğünün sınırları, en az akademik açıdan biter.

O nedenle Taner Akçam’a değil, ona akademik kürsü veren "bilimsel kuruluşa" seslenmek istiyorum.

Tezini, belgeleri tahrif üzerine kuran bir insana akademik camiada yer ve paye verenlere şunu sormak isterim:

Türklere olan düşmanlığınız, akademik kutsallık üzerine tahrifat şalı örtecek kadar mı gözünüzü kararttı?
X