"Ahmet Hakan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ahmet Hakan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ahmet Hakan

Ne yapmak istiyorlar?

- “İçki tartışması” bütün hızıyla devam ediyor.

-  “Ucube tartışması” daha da alevlenecek gibi...
-  “45 cm tartışması” alttan alta sürüyor.
-  “Ecdat tartışması” hâlâ süper güncel...
Ve durumu tam olarak kavrayamayanlar acayip şaşkın. Diyorlar ki:
“Ne oluyor yahu? AK Parti ne yapmak istiyor? Tayyip Erdoğan’ın amacı ne?”
* * *
Böyle diyenlere 5 maddede yardımcı olalım:
BİR: İktidar yorgun düşer, taban rehavete kapılır. Ülkeyi iyi-kötü yönetiyor olmak, tabandaki rehaveti gidermeye yetmez. Rehaveti gidermek için tabana “Bizimkiler iş başında” dedirtecek atraksiyonlar çekmek gerekir. AK Parti son çıkışlarıyla tabana “Bizimkiler iş başında” dedirtmek istiyor.
İKİ: Referandumda milliyetçi muhafazakâr kitleden alınan yüzde 58 oy, AK Parti’ye çok tatlı geldi. Alkol tartışması başlatmak, Kanuni’ye sahip çıkmak, heykele ucube demek, yüzde 58’lik desteği diri tutma çabasından başka bir şey değil.
ÜÇ: Önümüzdeki seçim, sıradan bir seçim değil. AK Parti, Anayasa’yı değiştirmek istiyor. Bunun için de büyük kitle desteğine ve oy artışına ihtiyacı var. AK Parti, büyük kitle desteğinin nereden geldiğini gördüğü için oraya oynuyor.
DÖRT: AK Parti, epey bir zaman liberal ve demokrat çevrelerin desteğine ihtiyaç duydu. Çünkü bu çevreler, AK Parti’ye demokratik meşruiyet kazandırıyor, entelektüel destek veriyor, muhalefet edenlere karşı ileri savunma hattı oluşturuyorlardı. Ancak artık böylesi bir desteğe ihtiyaç kalmadı. Çünkü AK Parti, artık kendisini çok güçlü hissediyor. Bu nedenle liberal / demokrat çevrelerin desteğini kaybetmeyi göze almış durumdalar.
BEŞ: Liberal / demokrat aydınların bir kısmı AK Parti’ye doğrudan angaje olmuş durumda. Bu da AK Parti’nin cesaretini artırıyor. Sorgulama irdeleme içine giren liberal demokrat aydınların kaybedilmesi, AK Parti tarafından “ödenebilir maliyet” olarak görülüyor.

Ertuğrul Günay, Tayyip Erdoğan’ı hiç tanımamış

BEĞENENİ de beğenmeyeni de...
Seveni de sevmeyeni de...
Takdir edeni de etmeyeni de...
Başbakan Tayyip Erdoğan’ın mizacı, kişiliği ve stili hakkında bir fikir sahibi oldu.
Artık sokaktaki çocuklar bile biliyor ki:
Başbakan Erdoğan geri adım atmayan, lafından dönmeyen, kıvırmayan biri.
Lafının arkasında durur.
Dediyse demiştir.
Ama görüyoruz ki sokaktaki çocukların bile öğrendiğini, AK Partili Kültür Bakanı Ertuğrul Günay hâlâ öğrenememiş.
* * *
Ertuğrul Günay, epey bir zamandır kendisini “AK Partililerin yaptıkları gafları tevil etme memuru” olarak konumlandırıyordu.
Sanatçılarla ara mı açıldı?
Hemen bir teville durumu düzeltmeye çalışıyordu. Bakanlardan biri gaf mı yaptı?
Hemen ters bir çıkış yaparak vaziyeti kurtarıyordu. Laik çevreleri ürkütecek bir olay mı zuhur etti? Hemen rahatlatıcı rolünü oynayıveriyordu.
Böylece...
Ertuğrul Günay, hem AK Parti’nin bir bakanı olarak görevini sürdürüyor, hem de sanat çevrelerinin, İstanbul burjuvazisinin gözünde “Ne kadar da aydın bir bakan... Hiç de AK Partiliye benzemiyor” diye taltif ediliyordu.
* * *
Ama Ertuğrul Günay, son tevil çabasıyla baltayı taşa vurdu.
Başbakan Erdoğan’ın heykele “ucube” demesi karşısında yine geleneksel rolünü oynamaya kalkıştı.
Ve “Başbakan aslında heykeli kastetmedi” diyerek Erdoğan’ın sözünü tevil etmeye çalıştı.
Sandı ki...
Başbakan Erdoğan, “Sağ olasın Ertuğrul kardeşim... Beni kurtardın” diyecek.
Ama öyle olmadı.
Başbakan Erdoğan, “Kimse tevil etmesin. Ben o heykel için ucube dedim” diyerek sözünün arkasında durdu.
Böylece...
Bakan Günay, iyot gibi açığa çıktı.
* * *
Oysa...
Ertuğrul Günay, “Başbakan öyle dememiştir” falan diye yakışıksız bir tevil çabası içine girmek yerine...
Delikanlı gibi...
“Başbakan’ın heykele ‘ucube’ demesi hiç yakışık almamıştır. Keşke böyle demeseydi” diye bir çıkış yapmalıydı, yapabilmeliydi.
Belki koltuğunu kaybederdi, belki önümüzdeki seçimde aday gösterilmeyebilirdi ama hem kamuoyu nezdinde, hem de Erdoğan’ın gözünde itibarlı hale gelmiş olurdu.
Çünkü...
Her ne kadar çevresi el ovuşturanlardan oluşsa da...
Tayyip Erdoğan yalaka takımına değil, dik duranlara saygı duyar.

Çok mu zor

-  “İSTEYEN içki içer, istemeyen içki içmez” tavrını koymak çok mu zor?
-  Bir yerli diziye kayıtsız kalmayı becermek çok mu zor?
-  Herkesin senin gibi yaşayacağı bir ülkenin içine bürüneceği olağanüstü renksizliği fark etmek çok mu zor?
-  Günah işleme özgürlüğü üzerine iki dakika kafa yormak çok mu zor?
-  “Varsın biraz oy alayım, yeter ki huzur bozulmasın” demek çok mu zor?
-  Tabusuz adam olmak çok mu zor?

Padişah’a cevap hakkı doğar mı?

 “GAZETECİ-yazar” Bekir Hazar, katıldığı bir televizyon programında şöyle feveran ediyordu:
“Şahan Gökbakar ile Berrak Tüzünataç bile mahremiyetimiz ihlal ediliyor diye mahkemeden yayın durdurma kararı aldılar. Ne yapsın Kanuni? Mezarından çıkıp mahremiyetim ihlal edildi diye yayın durdurma kararı mı aldırsın?”
Bekir’in bu mantığından gidersek...
-  “Deli İbrahim”e “deli” demek cevap hakkı doğurur.
-  Televizyonda İstanbul’un fethini tartışmaya açmak, Fatih Sultan Mehmet o anda stüdyoda bulunmadığı için arkadan konuşmaya girer.
-  Abdülhamid’e “Kızıl Sultan” demek, tazminat davasına konu olur.
-  “Boleyn Kızları”, özel hayata müdahalenin daniskasıdır.

Buz gibi soğurum senden

-  “ŞARJ ”a “şarz” diyen bir adamsan...
-  Bebek taklidi yapan bir kadınsan...
-  Espriyi açıklamak zorunda bırakırsan...
-  Karşı cinsle kurulan her türden teması alengirli bir iş olarak yorumlarsan...
-  Oğuz Atay’ın kim olduğunu bilmiyorsan...
-  Politik ilgi ve birikimin sıfır olduğu halde politik konularda hüküm vermekten kaçınmıyorsan...
-  Özgün olmak yerine çakma olmaya fitsen...
-  Yeteneksiz olduğun halde espri yapmaya çabalarsan...
-  Beceremediğin halde şive taklidi yapmaya kalkarsan...
-  Bilmediğin bir kelime kullanıldığında “Türkçe konuş” diye tepki veriyorsan...

X