Gündem Haberleri

GÜNDEM

    'Ne yapacan, beni vuracan mı?'

    Hürriyet Haber
    16.09.2014 - 12:10 | Son Güncelleme:

    Büyük Madenci Yürüyüşü’nün romanı yazıldı; “100 bin madenci yürürken Çankaya’nın tanklarla korumaya alındı.

    SOMA’da 301 madencinin şehit olduğu facianın benzeri 22 yıl önce Zonguldak’ta yaşandı. Tam 263 madencinin hayatını kaybettiği bu faciadan bir yıl önce, Türkiye’de siyasal dengeleri sarsan, tarihimizin en büyük işçi yürüyüşü gerçekleşti. Yaşanmış en büyük örgütlenme, en büyük kadın hareketiydi bu. 11 yıl tek kuruş zam alamadıkları gibi, ocakları kapatılıp işsiz kalma tehdidiyle karşı karşıya kalan ve greve çıkan maden işçileri aileleriyle beraber Ankara’ya yürüyüşe geçti. Daha ilk adımlarını atarken, Çankaya Köşkü tanklarla çevrilip korumaya alındı. Madenci eşi bir kadın, önlerini kesen jandarmanın namlusuna yanaşıp şöyle sesleniyordu; “Ne yapacan, beni vuracan mı?” Madenci babası dört kez göçük altında kalan öğretmen Metin Köse, Zonguldak’ta Osmanlı dönemi başlayan, madenlerde zorla çalıştırmanın adı mükellefiyetle ilgili iki kitap yazdı, Büyük Yürüyüş ile Zonguldak üçlemesini tamamladı.
    Doğan Kitap’tan çıkan kitapta, Ankara yolunda morgda uyuyan işçilerden, gerdek yatağı verilen gazetecilere pek çok hikaye var. Yazar Köse bahtiyarlığını Puşkin’in “Köyümün tarihini yazdım, öyle mutluyum ki” sözleriyle ifade ediyor. Deniz Baykal ve Ertuğrul Günay’ın yürüyüş sürerken gelip geri dönmeye iknaya çalıştıkları bilgisi bilinmeyen bir başka detay. Köse ile konuştuk.Ne yapacan, beni vuracan mı

    KİTAPLARIMI AĞLAYARAK YAZDIM

    “Kozlu’da, maden ocağının kıyısında büyüdüm. Babam başmadenciydi. Bütün akrabalarım madenci. Çocukluğumdan bu yana birçok göçük, grizu olayını yaşadım. Büyüklerimden ‘mükellefiyet’le ilgili o kadar çok şey dinledim ki. Zonguldaklılar tarihte iki kez, üstelik çocuk yaşlarda zorla madende çalıştırılmıştı. Osmanlı döneminde (1867-1888) Dilaver Paşa Nizamnamesiyle ‘Her kim ki çalışamaz duruma gele, eşeğe bindirilip köyüne gönderile’ hükmünce ve Cumhuriyet dönemi (1940-1948) maden mükellefi olarak. 1991’de Büyük Yürüyüş’e katılan madencilerin dedeleri/babaları da mükellefti. Babam, dört kez göçükte kaldı. Ayakları, kaburgaları kırıldı. Kitaplarımı yazarken, bu kazaların bende ne kadar derin izler bıraktığını fark ettim. Birçok göçük-grizu sahnesinde ağladım.

    Ne yapacan, beni vuracan mı

    ÇANKAYA TANKLARLA KORUMAYA ALINDI

    1980’den bu yana hiç zam alamadıkları halde Cumhurbaşkanı Özal’ın ‘Ocaklar kapatılsın, madenciler çok para alıyor’ sözleri ortamı iyice germişti. Halbuki maden işçileri bir günlük yevmiye ile bir kilo kıyma bile alamıyordu. İşçilerle devlet arasındaki toplu sözleşme görüşmeleri uzadıkça uzuyor, madenciler kömür bölgelerinde yürüyüş yapıyorlardı. Görüşmelerden sonuç çıkmayınca soğuğa ve yağan kara rağmen yüz bin madenci Büyük Yürüyüş’ü başlattı. Daha ilk adımı attıklarında 263 km uzakta Ankara’daki Çankaya Köşkü tanklarla korumaya alındı. 20 bine yakın kadın ve çocuk konvoyun önünde, sendika başkanı Şemsi Denizer’in hemen arkasındaydılar. Yürüyüş başlamadan önce ‘hava çok soğuk kadınlar gelmesin’ denince karşı çıktılar. Dorukhan Tüneli’nde yolu kesen jandarmanın namlusuna bir kadın yaklaşır ve ‘Beni vuracan mı’ der.

    İŞÇİLER MORGDA UYUDULAR, GAZETECİLER GERDEK YATAĞINDA

    Yüz bin madenci ilk gece 25 bin nüfuslu Devrek’te konaklayınca her yer doldu taştı. Camiler, okullar, lokanta ve kahvehaneler sabaha kadar açıktı. Şehir hamamı, hastane morgu, binaların merdivenleri bile madencilerle doluydu. Gazeteciler; Soner Yalçın, Tunca Arslan ve Hikmet Çiçek, bir gün sonra evlenecek olan bir çift için hazırlanan yatakta yer bulabildiler. Mengen nüfusunun on katıydılar. Eksi 25’i aşan soğukta sokakta kaldılar. Yakılan çoban ateşleri dumanı dik vadiyi doldurunca zehirlenip, hastaneye kaldırıldılar. Polis helikopteri tepelerinden hiç ayrılmadı. Üzerlerine alçalıp taciz ettiğinde sesleri daha da yükseldi, ‘Gemileri yaktık geri dönüş yok’.

    NE YAPACAN, BENİ VURACAN MI?

    Büyük Yürüyüş, ülkemizde bugüne dek yaşanmış en büyük örgütlü olay. Sadece madenci değil, eşleri, çocukları, bebeğini kundakta bırakan kadını, koltuk değneği ile yürüyen tek bacaklı adamı içine alan yüz bin kişilik örgütlenme. Zonguldak’tan başlayıp E5’e (İstanbul-Ankara yolu) 8 km kala 8 Ocak’ta son bulan Büyük Yürüyüş ile madenciler, tek kanal TRT’nin olayları gizlemesine rağmen seslerini bütün dünyaya duyurdular. Organize hareket edip 1980’den beri verilmeyen tüm haklarını aldılar. Büyük Yürüyüş amacına ulaştı. Yürüyüşe katılan 263 madenci bir yıl sonra Kozlu grizu faciasında şehit oldu. Yangının sönmesi için önce ocağın hava kapakları kapatıldı, ardından dört ay boyunca ocağa 6 milyon metreküp su basıldı. Suyun tamamen boşaltılması 5 yıl sürdü. Son iki cenaze 5 yıl sonra çıkarılabildi. Büyük Yürüyüş; üniversiteler ve düşünce kuruluşları tarafından incelenmesi gereken çok büyük bir olaydır. Çünkü bir siyasi parti eylemi değildir. Zonguldak’taki tüm siyasi partilerin ortak eylemidir. Büyük Yürüyüş gelecek kuşaklara bir derstir.

    BİLİRKİŞİ SİSTEMİ YANLIŞ, MADEN ÜST KURULU OLMALI

    “Kazaları raporlayan bilirkişi sistemi tamamen yanlış. İtiraz edilince raporu değiştiriyor ya da siyasi baskılardan dolayı değiştirmek zorunda kalıyor. Bilirkişiler üniversitede olduğundan, ocak sahipleri akademik kurullara giriyorlar. Sonuçta rapora ‘kaza kaçınılmazdı’ yazıldığından, kimse ceza almıyor. 1992’de Kozlu’da 263 madencinin şehit olduğu kazada hiç kimse ceza almadı. Bağımsız bir Maden Üst Kurulu olmalı. Denetim, raporlama gibi işlemler bu kurulun yetkisinde olmalı. Şu an uygulanan sistemde firmayı denetleyen kişi firmanın maaşlı elemanı. 301 madencinin şehit olduğu Soma faciasından sonra iki Bakan topu birbirlerine attılar. Yetki var sorumluluk yok.”

    Etiketler: son dakika
    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı