"Ahmet Hakan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ahmet Hakan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ahmet Hakan

Ne olur Rania gel bizim kraliçemiz ol

ARTIK bu iş fena halde "rutin"e binmiş durumda...

Rutin şudur:

Önce...

Ürdün adı verilen o yapay ve dandik ülkenin zarif mi zarif kraliçesi memleketimizi ziyaret ediyor...

Ve kraliçe hazretlerinin, ülkemiz topraklarına giriş yapmasıyla birlikte...

Başta Zeynep Göğüş Hanımefendi ile Hıncal Uluç Beyefendi olmak üzere, memleketimizin "Batılı gibi görüntü sunmak" isteğiyle yanıp tutuşan ne kadar kalem erbabı varsa bir ateşleniyorlar, bir elektrikleniyorlar ki sormayın...

Özetle şuna benzer şeyler döktürüyorlar:

"Ulan bir şu Arap, Müslüman, üstelik Peygamber soyundan gelen kraliçenin modern ve Batılı giyim tarzına bakın... Bir de laik ve demokratik Türkiye Cumhuriyeti’ni idare edenlerin eşlerinin başındaki örtüye... Ne günlere kaldık ey ahali! Yetiş ya aydınlanma devrimi!"

* * *

Buna mukabil...

Bu "görüntü tutsakları"ndan fena halde gıcık kapmış olan zavallı ben de, üstüme vazifeymiş gibi, hemen atılıyor ve akıl fikir yetiştirmeye çalışıyorum...

Bu pek kaygılı hanım ve beylere diyorum ki:

"Etmeyin, eylemeyin. ’Batılı gibi olmak’ ile ’Batılı gibi görünmek’ arasında devasa bir fark vardır. ’Batılı gibi görünmek’ için çırpınacağınıza biraz da ’Batılı gibi olmak’ için gayret edin. Ürdün adı verilen o dandik ülkede demokrasi yoktur, laiklik yoktur. Ya da krallığın işine geldiği kadar demokrasi vardır, laiklik vardır. Kraliçesinin giyim şekline bakıp imrendiğiniz o ülke, acayip şarklı bir memlekettir. Bizim ülkemiz ise eksiğine gediğine rağmen çok şükür hem laiktir, hem de demokrasisi oturmuştur. Bununla gurur duyun."

Ayrıca...

Meseleyi daha da basitleştirip şöyle şeyler yazıyorum:

"Bir kadının kıyafetine bakıyorsunuz. Başı açık mı? Hemen ’tamam, işte Batılı’ diyorsunuz. Başka bir kadının kıyafetine bakıyorsunuz. Başı kapalı mı? Hemen, ’tamam, işte şarklı’ diyorsunuz. Bu yaptığınıza şekilcilik derler... Ve şekilcilik yüzünden, en başta o çok özendiğiniz Batı’da ayıplanırsınız..."

Peki bütün bu yazdıklarımın bir etkisi oluyor mu?

Nerede...

Zerre kadar bir etki bile söz konusu değil.

* * *

Kraliçe gelecek, bizimkiler elektriklenecek, ben de cevap yetiştireceğim.

Benim rutinim de bu oldu...

Ve şimdi buradan ilan ediyorum:

Artık bıktım ve sıkıldım bu rutinden...

Madem Zeynep Hanım ve Hıncal Bey’in yatışmaya niyeti yok...

O halde son bir kurtuluş umudu olarak Kraliçe Rania Hazretlerine yalvaralım:

Majesteleri...

Lütfen, gelin ülkemizin başına geçin...

Yakışıklı kralınızı, gürbüz çocuklarınızı da yanınızda getirin.

Bize hep "Batılı gibi görüntü sunun", başka da bir şey istemeyiz...

Hadi ama lütfen...

Bu arada...

Tayyip Bey ve eşi Emine Hanım...

Sizi de Ürdün’e alalım lütfen...


Londra-Isparta

LONDRA Belediye Başkanı Ken Livingstone, bir gazeteciye biraz "ağır" konuştuğu için görevinden bir ay uzaklaştırma cezası almış.

Isparta Belediye Başkanı ise odasına çağırdığı iki gazetecinin üzerine adamlarıyla birlikte çullanmıştı...

İngiltere’de bir gazeteciye biraz "ağır" konuşan başkana ceza verilirken, iki gazeteciyi hastanelik oluncaya kadar döven başkan görevinin başında.

Hadi gel de o canım klişeye sarılma: Abi biz adam olmayız ya...

Gül’ün özrü

HERKESTEN beklerdik de Abdullah Gül’den beklemezdik.

"Basın, yabancı servislerin ve diplomatların etkisi altındadır" şeklinde bir açıklama, Abdullah Gül gibi "komplocu zihniyet"e zerre kadar prim vermeyen bir siyasetçiye hiç yakışmamıştı...

Ve Gül de bu yakışıksızlığın farkına varmış olacak ki özür diledi.

Dün yaptığı açıklamada, "Gazeteciler kırılmakta haklılar ama ben kimsenin servislerden para aldığını, bağlantılı olduğunu kastetmek istemedim. Servis lafı yanlış olmuştur. Maksadını aşmıştır" dedi.

Bence Gül’ün bu özrünü tartışmada "son nokta" olarak değerlendirip işi uzatmamalıyız.

Belki böylece özür kültürünün gelişmesine de katkıda bulunmuş oluruz.
X