Ne kadar fakirleştik?

Hürriyet Haber
11.07.2001 - 00:00 | Son Güncelleme:

KRİZ, fakirleşmek demektir. Geçen yılın kasım ayında bugün içinde yaşadığımız krizin birinci dalgası gelmişti. Nakit darboğazına giren bazı özel ve kamu bankaları yüzünden faizler patlamıştı.Bu faiz tayfununun oluşmasında, Merkez Bankası'nın IMF'ye verilen sözleri tutmak için, piyasalara para vermemesi de çok etkili olmuştu. Fahiş seviyelere çıkan faizler yüzünden yurtiçi talep düşünce sanayide yavaşlama başlamış, üstüne kredi maliyetleri anormal seviyeler çıkınca reel sektör iyice bunalmıştı. 2000 yılının kasım ve aralık aylarında gözlemlenen bir başka olgu da, ‘‘yurtdışına para kaçışının’’ başlamasıdır. Özellikle şubat devalüasyonundan sonra, ekonomi iyice daraldı. Bu yıl, belli sektörlerde satışlar, bir önceki yıla göre yüzde 1/5'e kadar düştü. Hükümet, fon ve kamu bankalarına ‘‘zararı durdurun’’ (stop loss) komutunu verince, mali kesimde de müthiş bir dökülme başladı. Yurtdışına sermaye çıkışları hızlandı. Kriz, ülkenin üstüne iyice çöktü.* * *Türkiye'de ‘‘ürettiğimizden fazlasını tüketiyoruz’’ diye bir basmakalıp yakınma vardır. Hatta bu yüzden başımız beladan kurtulmuyor denir. Çare ‘‘tüketen ekonomi’’ olmaktan çıkıp, tekrar ‘‘üreten ekonomi’’ haline gelmektedir tarzı konuşmalar, genellikle tasvip görür. Bu kabil ifadelerin içinde bir miktar doğruluk payı varsa da, bu sözler ‘‘iktisaden’’ pek bir şey ifade etmez. Mesela, geçen yıl için ‘‘ürettiğimizden fazlasını tükettik’’ cümlesini söyleyebiliriz. Şimdi de bu cümleyi rakamlarla irdeleyelim. Geçen yıl milli gelirimiz (dolara çevirmedeki hatalar hariç) yaklaşık 205 milyar dolar oldu. Yani yurtiçinde ve dışında bu kadar katma değer yarattık. Toplam harcamalarımızı bulmak için, buna bir de 10 milyar dolarlık cari işlemler açığını ekleyin (yani borç parayla ithal ettiğimiz mal ve hizmetlerin tutarı) yekûn, 215 milyar dolar olur. Yani, eğer ‘‘cari işlem açığımız’’ (döviz gelir ve giderlerimizin arasındaki fark) sıfır olsaydı, geçen yıl sadece 10 milyar dolarlık daha az mal ve hizmet tüketecektik. Diğer bir ifadeyle, bu milletin geçen yıl tükettiğinin (daha doğrusu yatırım ve tüketim için harcadığının) yüzde 95'ini, yine bu millet üretmiş, sadece yüzde 5'i kadar kısmını borçla elde etmiş. Demek ki, ‘‘ürettiğinden fazla tüketmek’’ denilen şey, o kadar da uzun boylu değil. Bir hesap daha ilave edeyim: Geçen yıl Türkiye'nin 115 milyar dolar dış borcu vardı. Yüzde 10 faiz ödese, 11.5 milyar dolar eder. Yani, fazladan tükettiğimiz mal ve hizmetler için ‘‘borç’’ aldığımız kadar miktarı, borcun faizi diye zaten dışarı ödemişiz. Hiç dış borcumuz olmasa, bu kadar ithalata rağmen hiç döviz açığımız olmayacaktı. Bu krize de muhtemelen yakalanmayacaktık.* * *Şimdi de bu senenin ‘‘fakirleşme’’ hesabına gelelim. Önce şunu söyleyeyim: Milli gelir hesapları, cari fiyatlarla ve yerli para birimiyle yapılır. Sonra deflatör denilen bir endekse bölünerek, sabit fiyatlı yerli para cinsine çevrilir. Büyüme-küçülme buna göre hesap edilir. Milli gelirin (GSMH) dolarla ifade edilmiş rakamından büyüme-küçülme hesaplanmaz. Bu yıl milli hasıla, yaklaşık yüzde 7 düşecek. Ödemeler dengesinin ‘‘Cari İşlemler Açığı/Milli Gelir’’ oranında, 2000 yılına göre yüzde 5 eksiden, yüzde 2 artıya geçeceğiz. Bu da yüzde 7 daralma eder. Demek ki yurtiçi piyasa harcamalarımız, en az yüzde 14 azalacak. Bitmedi; muhtemelen milli gelirin yüzde 5'i kadar bir gelir (artı servet) harcanmayacak ve yine muhtemelen yurtdışına çıkacak (çoğu çıktı bile) ya da dövize dönüp ‘‘kriz uykusuna’’ yatacak. Böylece, mal ve hizmet piyasaları genelde yaklaşık yüzde 19-20 kadar büzülecek. Halk gelirinde, yüzde 7'lik milli gelir azalmasını değil, bu yüzde 20'lik piyasa küçülmesini hissedecek. Hele hele gelirini dolarla düşünmeye ve ifade etmeye alışmış olanlar, kendilerini daha da fazla fakirleşmiş hissedecekler.SON SÖZ: Parası döviz olmayan, parası dövizmiş gibi davranamaz.
Etiketler:

EN ÇOK OKUNANLAR

    Sayfa Başı