"Yaşar Sökmensüer" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yaşar Sökmensüer" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yaşar Sökmensüer

Ne gibi geliyor ne gibi sizlere

HAZİRAN ayında yazdığım yazılara “topluca” baktım da, bir delilik hali var. Hem yazan da, hem yazdıran da...

İlkokulda Emek Mahallesi eski 67. Sokak 17 Numara’da otururken “deliliğe dair” ilk ünite konusu çıkmıştı önüme.
Sokağımızda çok ama çok yaşlı, her aldığı yaşın iki katı küçülen, sonunda kamburlanasa da sokağımızda gülümseyerek yürüyen melek gibi bir akrabamız vardı... İfakat Teyze...
“Uzaktan akraba” derlerdi, ama karşı apartmanın giriş katındaydı. Gitmesek de, kalmasak da orda bir akraba vardı, üstelik yakında...
Herhalde Alzheimer, o günlerde “ampul”den filan ibaret Keşifler-İcatlar ansiklopedimizde olmadığı için, onu biraz “delice” bulurduk. Ama siz önemsemeyin. O günlerde 40’ına basanı da yaşlı bulur, hemen “amca-teyze”yi yapıştırırdık zaten. (Hepsinin öcünü ziyadesiyle ve aynı yöntemle alıyor bizden, yeni kuşaklar)

* * *

İfakat isminin, “hastalıktan kurtulan, iyileşen” anlamına geldiğini öğrendim yıllar sonra... Şimdi düşünüyorum, aslında bizden iyiydi.
Neyse... İfakat teyzenin zamansız kaybettiği kocasında ve ilk oğlunda da ruhsal rahatsızlık varmış. (Onların zamanında Bakırköy’ün adı “tımarhane”ydi)
Bir gece muhtemelen gördüğü bir kabusun etkisiyle, mırıldanan, yatağında dönen diğer oğlunun sesiyle uyanmış.
Koşmuş oğlunun yatağının başına, onu sarsarak sormuş panikle:
“Ne gibi geliyor evladım, ne gibi geliyor...”
Hani hayatta kalan oğlu da delirebilir ya, “ona gelen” şeyin ne olduğunu öğrenmek istemiş acı tecrübeleriyle...
Delilik öyle, “gelmekle”, dışardan gelen birşeylerle/gaipten seslerle anılırdı o dönemin halk tababetinde.
Bir arkadaşımız ayaklansa, az tuhaflansa, “Geldiler mi oğlum sana” derdik... O da, “Ne zaman gidiyorlar ki zaten” derdi. Gülerdik, deli deli...

* * *

Nereye geleceğim, oralardan...
“Toplu yazılar”ıma baktım; biri Behzat Ç.’ye verilen cezalardan gelmiş, biri Kürşad Tüzmen’in egoya (elektrik-havagazı-otobüs) dayalı çılgın röportajından, biri Ankara’nın trafik deliliğinden, diğeri hamile genç kızın babasına yollanan delice mesajdan...
Ha bu arada yıllarca her 27 Mayıs’ta Başbakan-bakan asan darağacının gölgesinde bayram yapılmış, ama onu saymıyorum “toplu delilik” olduğu için...

* * *

“Yazmasaydım delirecektim” der ya ustalar, baktım yazdıkça bozulmuş gibi ruh halim.
İfakat Teyze ölmüştü çoktan, bana “ne gibi geldiğini” anlamak için kalkıp aynanın karşısına geçtim. Tüzmen egosuyla içimde kabaran, “Ayna ayna, söyle bana en güzel kim bu dünyada” sorusunu frenledim. (Belki cevabını biliyorduk ikimiz de)
“Ne gibi geliyor sana oğlum, ne gibi...” dedim, kendime.
Sonra Alis gibi aynanın arkasına geçip, bir tavşanın çektiği niyette işte bu yazıyı buldum. Klavyede temize çekerken, tavşan -sanırım bana bakıp- burnunu oynatıyordu.
Teşhisi koymaksızın bakmak isteyenler http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/yazarlar/ adresinden göz atabilir.
Baktıysanız, soruyorum yüksek sesle:
“Ne gibi geliyor, size...”

X