"Onur Baştürk" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Onur Baştürk" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Onur Baştürk

Ne aşık prensesimizdin sen Lady Diana

90’lı yıllar fenomeni Lady Diana’nın hayatından bir kesit sunan Diana filmi şaşırtıyor, çünkü:

KARİKATÜRİZE ZÜPPE

-Bugüne dek hafızalara hep Dodi al Fayed’le kazınmış Diana’nın asıl büyük aşkının Pakistanlı kalp cerrahı Hasnat Khan olduğunu görüyoruz.
Dodi ise Diana’nın kıskançlık oyununa kurban olmuş, hayli karikatürize bir züppe olarak karşımıza çıkıyor.

AŞK İÇİN ÇATIŞMALI, AŞK O ZAMAN...

-Peki Dodi bu kadar önemsiz miydi? Hasnat, Diana’nın en büyük aşkı mıydı? Hangisinin daha gerçek olduğunu sorgulamayı bırakınca film akıp gidiyor.
Çünkü Hasnat’la Diana’nın her ikisini de yoldan çıkarmış tutkulu aşka tanıklık etmek seyirciye de iyi gelmeye başlıyor.
Keza ikisinin arasındaki çatışmayı izlemek de...
Hasnat’ın mesleğine olan aşırı tutkusu (tüm doktorlar böyle midir?) ve Diana’nın tutunduğu aşk için her şeyi yapmaktan geri durmaması... Ve parktaki o unutulmaz konuşma:
- Seni sevmeye devam edeceğim...
- Bu bir veda konuşması!

İNGİLİZ ÖZRÜ, MEVLANA VE MEDYA

-Filmin İngilizler’e olan tavrı da eleştirel.
Mesela Pakistanlı anne, “İngilizler her zaman güzel özür diler” diyerek koca Prenses’e şahane laf çakıyor.
-Mevlana’nın “Doğru ile yanlış arasında bir bahçe var, orada buluşacağız” cümlesi film boyunca zihnimize kazınıp dururken işin medya bahçesi kısmına da değiniliyor kuşkusuz.
Diana’nın medyayı nasıl yönlendirdiğini, bir telefonuyla haberlerin akışını değiştirebildiğini ve canı istediğinde paparazzilere kendini “ihbar” ettiğini apaçık görüyoruz. Kendi markasını yönetme konusunda çok başarılıymış Lady Di.

MERYEM VE DIANA

Hem farklı kültürden birine aşık olup onun ailesine kendini kabul ettirmeye çalış hem de medyasıyla Kraliyet’iyle kurumları kontrol altında tutmaya uğraşıp kendi bildiğini oku...
Zor iş!
Meğer Meryem Uzerli sayesinde dilimize dolanmış tükenmişlik sendromunun en baba örneğiymiş Diana.

Her yer metro her yer direniş

Tabii ki Büyükşehir’in dünkü gazetelerde yer alan ve İstanbul Metrosu’nun her köşesinde karşımıza çıkan sloganı bu değil.
Her yerde metro her yere metro” şeklinde o slogan.
Gel gör ki, “Her yer Taksim her yer direniş”e bir nazire olarak özellikle yapılmış gibi duruyor ve bellek ister istemez ikisini remiksliyor, hangisi hangisiydi olabiliyor.
Eğer Gezi dolayısıyla artık tarihe geçmiş “Her yer Taksim, her yer direniş” sloganını soyutlarsak işin içinden, bu kez de söylemesi zor bir tekerleme gibi Büyükşehir sloganı.
Ama soyutlamak ne mümkün!
Bu yüzden pekala şunu diyebiliriz: Hani siyasi partiler popüler olmuş şarkıları seçim zamanı kendilerine göre uyarlarlar ya.
Bu da o hesap.
Büyükşehir popüler Gezi sloganını kendine göre uyarlamış. Yani günün sonunda Gezi’den faydalanmış.

Şehir Atlası

1841 GELİYOR... Ali Sayar, Türkbükü’ndeki butik oteli Beş Oda’da yaptığı Türkçe gecelerini bu kış Tünel civarında açacağı yeni mekanında sürdürecek. Mekanın adı 1841. Bayram sonrası açılacak mekanla birlikte en popüler Türkçe pop bar Sess’e ciddi bir rakip gelecek gibi.
-SON ÖRNEK DUBLE... Emre Çapa’nın Palazzo Donizetti Oteli’nin tepesinde açtığı Duble’nin mezeleri sandığımdan daha iyi, leziz ve meyhanelerde önümüze konanlardan daha farklı...
Özünde bir meze bar olan Duble, bir yandan alabildiğine şık.
Ve dekorasyonuyla sanki bir Uzakdoğu restoranındaymışsın gibi hissetmene neden oluyor.
Bu çelişki aslında son zamanlarda gördüğümüz desteklenesi bir açılım.
Çünkü eski tip meyhanelere günümüz genç işletmecilerinin getirdiği modern anlayış bu:
Fasılsız, DJ müzikli, dekorasyonu şık/modern, mezeleri bol, yöresel ve hatta sıkça aşçı yorumu getirilmiş, İspanyollar’ın tapas barlarına özenen mekanlar yaratmak...
Tıpkı Fulya’daki Sıdıka, Galata’daki Aheste ve işte şimdi manzarası Haliç’e bakan iddialı ve havalı Duble gibi...
Mutlaka gidin görün derim...

X