Gündem Haberleri

GÜNDEM

    Nazım'ın 39 yıllık sırrı

    Hürriyet Haber
    12 Ocak 2002 - 11:15Son Güncelleme : 12 Ocak 2002 - 11:15

    Doğumunun 100`üncü yıldönümü kutlamalarına hazırlanılan ünlü şair Nazım Hikmet ile ilgili 39 yıldır gizli kalan büyük bir sır ortaya çıktı. Büyük sırrın, "Nazım Hikmet`in, çok önemli bazı şiirlerine ilham kaynağı olan, 60`lı yaşlarına doğru aşık olduğu, 'saçları saman sarısı kirpikleri mavi' karısı Vera ile yaşadıkları evi tam da öldüğü gün, 3 Haziran 1963 tarihinde terk etme ve o sıradaki gizli sevgilisi Adile Hüseyinova`nın evine yerleşme planı yapması" olduğu öğrenildi.

    Bu planın nedeni ise Nazım`ın, Vera`nın eski kocasıyla gizlice buluşmakta olduğunu öğrenerek büyük bir psikolojik darbe yemesi. 
     
    Hüseyinova, Hukuk Fakültesi`nde okuyan torunu Andrey ile Moskova`da zor koşullarda yaşadıkları tek odalı evlerinde, bu konuda açıklamalar yaptı. Bu açıklamalarda söylenenler, o dönemde Nazım Hikmet`e yakın olan, artık sadece birkaçı hayatta kalmış dostları ve bugün Nazım hakkında çalışmalar yapan akademisyeler ve sanatçılar tarafından da doğrulandı. 

    Nazım hakkında eserleri bulunan, "Sonsuza Kadar Sürecek Bir Konuşma - N. Hikmet ile ilgili anılar (1980)" adlı eserin de sahibi olan ve önceki yıl ölen Türkolog Radi Fiş`in hanımı Valda Valkovskaya Fiş, yine Nazım`ı yakından tanıyan, yaşayan kaynaklar arasındaki otoritelerden, Moskova Devlet Yabancı Diller Üniversitesi Türk Dili veEdebiyatı Bölüm Başkanı Prof. Dr. Tofik Melikov, Nazım hakkında arşiv çalışması yapmakta olan genç şair Mustafa Öztürk, Hüseyinova`nın anlattıklarını teyit eder nitelikte açıklamalar yaptı.  
         
    HÜSEYİNOVA: "40 YIL SUSTUM"  
         
    Hüseyinova, öncelikle yıllardır neden sustuğunu ve neden şimdi konuşmaya başladığını açıkladı. Hüseyinova, "Nazım, 1963`te öldü. Hiçkimsenin, onun hakkında kötü düşünmesini istemedim. Vera da yaşıyordu. Ben bir Müslümanım ve ilişkide olduğum Nazım da evliydi. Kimsenin bu durumu yanlış yorumlamasını istemedim. Bu aynı zamanda Nazım`ın da sırrıydı. Bunu bozma hakkım yoktu. Şimdi açıklıyorum, çünkü yaşım 73... Yakında ölebilirim ve sırlarımı mezara götürmek istemiyorum. Ayrıca herkesin, Nazım`ın insancıl yönünü bilmesini istiyorum" dedi.  

    Prof. Melikov da, Hüseyinova`nın susmasını kendisinin de istediğini belirtti ve "Geçmişte açıklansaydı, büyük gürültüler kopardı. İnsanlar birbirine düşerdi" diye konuştu


    İSTANBUL KIZLARINI ANDIRAN ADİLE HANIM
         
    Nazım ile ilgili bu anılarını kaleme de alan ve Türkiye`de bir kitap halinde basılması için çaba gösteren Hüseyinova, Nazım`la, ünlü şairin oğlu gibi sevdiği, akademisyen Ekber Babayev aracılığıyla 1961`de tanıştığını söyledi.  

    Müzik eğitimi almış olan, o dönemde Moskova`daki Lenin Kütüphanesi`nde çalışan ve bir yandan da Edebiyat Enstitüsü`nde öğrenimine devam eden Hüseyinova, Nazım`ın da katıldığı bir toplantıya halk şarkıları söylemesi için davet edildi.  

    Nazım, Azeri kökenli olan bu şarkıcının babaannesinin Türk olduğunu öğrenince, memleket hasretinin de etkisiyle daha fazla etkilendi ve dostlarına onu, "İstanbul kızlarını andıran Adile Hanım" şeklinde takdim etti.

    Hüseyinova, ilk karşılaşmalarını anlatırken, "Onu görünce ağzım açık kaldı. Çok yakışıklydı. O da bana uzun süre şaşkınlıkla baktı. Yüzümü avuçlarının içine aldı, gözleri buğulandı. Sonradan anladım ki,Türk kadınına benzerliğim onu çok etkilemişti. Beni annesine de benzetirdi" dedi.  
         
    BAKÜ GÜNLERİ: ``HİÇ OLMAZSA MEZARIM BURADA OLSUN``  

         
    Adile Hüseyinova, Nazım Hikmet`in Vera ile birlikte yaşadığı evlerine defalarca gittiğini, Vera`nın çoğu zaman evde olmadığını, ya akrabalarını ziyaret, ya akademik çalışmalar ya da özel işleri için genellikle evden uzak kaldığını, ancak Nazım`ın da o evde kendisiyle asla yakınlaşmadığını belirtti.  

    Nazım ile iki yıl boyunca, şairin ölümüne değin süren tanışıklıkları sırasında iki kez Bakü`de buluştuklarını belirten Hüseyinova, "Birbirimizle yalnızca orada yakın olduk, birlikte olduk" dedi.
      
    Hüseyinova, Nazım`ın, "Seni İnturist (Bakü) Oteli 209 no`lu odadabekliyorum - Nazım`` yazılı telgrafını hala saklıyor. Bu Bakü seyahatinin birinde Ekber Babayev de bulundu. Nazım, Bakü`nün dar sokaklarını İstanbul sokaklarına benzetiyor ve bu nedenle bu kenti çoksevdiğini sık sık Hüseyinova ve Babayev`e anlatıyordu. Bakü sokaklarındaki gezinti sırasında Nazım bir ara, "Eğer memleketimde ölemezsem, hiç olmazsa mezarım burada olsun" dileğinde de bulundu.  
         
    NAZIM`IN EN ZOR GÜNLERİ BAŞLIYOR  
         
    Nazım, Moskova`da Leningradskaya Şose adlı caddenin başında bir dairede yaşayan Hüseyinova`nın evine hiç gelmemişti. 1963 yılında,Hüseyinova`nın anlatımına göre, ``ölümüne yakın günlerde,`` birdenbirebu eve geldi. Bir yurtdışı seyahatinden dönmüştü. Adresi Babayev`den almıştı.

      Nazım, Hüseyinova`nın anlatımına göre, bitkin, psikolojik olarak çökmüş bir durumdaydı. Her zamanki o neşe saçan hali tamamen gitmişti."Yoruldum. Kalbim yoruldu, ağrıyor" dedi. Aynı zamanda öfkeliydi. Dost desteğine ihtiyaç duyar bir durumdaydı. Yaklaşık iki yıl önce intihar etmiş olan yazar dostu Ernest Hemingway`den söz etti. "İntihar ederek çok cesurca davrandı. Bir şey yapamıyorsan, gitmelisin" dedi. Hüseyinova, Nazım`ın bu sözlerini, "Sanki Hemingway için değil, kendisi için söylediğini hissettim" diye konuştu.
      
    "Nazım hiç şikayet etmezdi. Hiç kimse hakkında, kendisi hakkında hiç kötü konuşmazdı. Gerçek bir erkek gibi davranırdı" diyen Hüseyinova, o gün akşama kadar suskun oturduklarını, kendisinin de hiçsoru sormadığını belirtti. Hüseyinova, rahatsız etmemek için ışığı bile yakmadı. Karanlıkta belki de Nazım kendi kendisine ağlamıştı.
      
    Nazım`ın ayrılmasından sonra hemen Babayev`e telefon ettiğini belirten Hüseyinova, Nazım`ın bu durumunun nedenini o zaman öğrendi. Babayev şunları söyledi: "Evlerinde büyük bir skandal var. Vera, eskikocasıyla buluşuyor, onu aldatıyor. Nazım bunu öğrendi. Çok kötü durumda. Birkaç gündür evine gitmiyor, benim evimde kalıyor..." 
         
     31 MAYIS: ÖLÜME ÜÇ GÜN KALA  
         

    Nazım, 31 Mayıs günü, ölümünden üç gün önce ikinci kez Hüseyinova`nın evine geldi. Taksiden indiği anda, o sırada dışarıya çıkmış olan Hüseyinova ile karşılaştılar. Hüseyinova, bu anı, "Bu bana Allah`ın bir lütfuydu. Birkaç dakika önce çıkmış olsaydım, beni evde bulamayacaktı, belki de ölmeden önce onu bir daha göremeyecektim" diye anlatttı. Nazım`ın üzerinde kolları dirseklerinekadar sıvanmış bir beyaz gömlek, elinde ceket vardı. Birlikte yukarı çıktılar. Hüseyinova, Nazım`ın yine sustuğunu, hiçbir şikayette bulunmadığını ve dalıp gittiğini belirtti ve sonrasını şöyle anlattı: "Başımı göğsüne koydum. Çarpan kalbini duyuyordum. Onu küçük bir çocuk gibi bağrıma basmak, bütün sorunlarını unutmasını istiyordum. `Dalından koparılmış bir yaprak gibiyim. Dolaşıyor, dolaşıyor, nereye düşeceğimi bilmiyorum. Muhtemelen de yurduma düşmeyeceğim` dedi. Tutamadığım gözyaşlarım beyaz gömleğine döküldü. Bir süre sonra da, `Yaşamdaki en zor, en korkunç şey aldatılmak. Daha zoru yok` dedi. Bu sözleri işitmek çok ağırdı. Hıçkırıklarla ağlamaya başladım. Neden Hemingway`den bahsettiğini şimdi daha iyi anlamıştım."

    "Senin için ne yapabilirim" sorusuna Nazım`ın, "Benimle ağlaman bana yeter" karşılığını verdiğini belirten Hüseyinova şöyle devam etti: "Gözlerimi öptü ve `Bu bizde veda anlamına gelir` dedi."
      
    Nazım, ertesi gün gelerek, Hüseyinova`ya daha önce söz verdiği daktiloyu getireceğini bildirdi ve ayrıldı.  

    Hüseyinova, Nazım`ın yolun karşısına geçerken arkasından baktığınıbelirterek, "O anda genç olmayan, yorgun bir insanın yürüyüşünü gördüm. Bu yürüyüşte, hapishanede yıllar boyu yaptığı yürüyüşü gördüm,o yürüyüşü hissettim" dedi  
         
    ERTESİ GÜN GÜÇLÜYDÜ  
         
    Nazım ertesi gün, 1 Haziran`da, elinde ``Kalibri`` marka, Hüseyinova`nın sonradan bu anılarını kağıda dökmekte kullandığı daktiloyla geldi. Hüseyinova, bu daktiloyu korunması için şair Mustafa Öztürk`e teslim etmiş.  

    Nazım`ın bu kez çok farklı olduğunu belirten Hüseyinova, o günü de şöyle anlattı: "Toparlanmıştı. Kararsızlığı gitmişti. Kendine güveniyordu. Bana ilk kez `Sevgilim` dedi. `Yarın tamamlamam gereken çok önemli işlerim var. Bir sonraki gün, 3 Haziran`da saat 12:00`de geleceğim ve artık sürekli seninle kalacağım` dedi. Anladım ki, artık geri dönüşü yoktu, Vera ile köprüleri atmıştı..."  
         
    SON GÜN: 3 HAZİRAN  
         
    Hüseyinova 3 Haziran günü saat 12:00`de Nazım`ı beklerken, ünlü şair birkaç saat önce ölmüştü. Daireden çıkarak posta kutusundan gazeteleri almış, eve dönmüş ve kapının iç tarafında çöküp kalmıştı. 1,5 saat öylece kaldı. Vera içerideydi.  

     Türkolog Radi Fiş`in eşi Valda, ``Vera neden merak edip hiç yatak odasından çıkmadı, saat 12:00`de Babayev`i aradı da ambulans çağırmadı? Nazım, kapının önüne düştüğünde yaşıyordu. Kutarılabilirdi`` açıklamasını yaptı. 
     
    Prof Melikov da otopsi raporlarına göre, kalp krizi geçirmekte olan Nazım`ın 1,5 saat orada yığılı kaldığını belirtti.  

    Nazım`ın bir gün öncesinde, 2 Haziran`da tamamlaması gereken işlerin ne olduğunu Hüseyinova da hiçbir zaman öğrenemedi.  

    Hüseyinova, Babayev`in de bir-iki yıl sonra aniden, hastanede yapılan bir iğneden aniden öldüğünü söylerken, Mustafa Öztürk, "Gerek Nazım`ın, gerekse Babayev`in ölümlerinin doğal olmadığından kuşulanmak için nedenler var`` görüşünü savundu.  
     
    Melikov ise, "Babayev`in ölümünde hiçbir kuşku yok. Karaciğer kanserinden öldü" dedi.  
         
    VERA`YI KIZDIRAN DİZELER: ``KANIMI İÇİYORUZ``  

         
    Hüseyinova`nın "Nazım Vera`dan ayrılıp bana geliyordu`` şeklindeki sözlerini diğer tanıklar da teyit etti.  

    Bayan Valda, "Nazım Vera`dan ayrılmaya karar vermişti. Bunu herkes biliyor. Bu kesin. Ama kime gittiğini bilmiyorum`` dedi. Nazım`ın, eşi Radi`ye, ölümünden önceki günlerde, "Vera`dan ayrılıyorum`` demiş olduğunu da belirten Valda, ``Ölümünden birkaç günönce bize telefon etmişti. Telefonu ben açtım. Radi`yi sordu. Sesi, çökmüş bir adamın sesiydi`` dedi.  

    Valda`nın anlatımına göre, Radi Fiş, Nazım`ın ölümünden sonra yayımladığı bir kitabında, imzasız bir şiire yer verdi. Bu şiirde şöyle bir bölüm vardı:  
    "Biz bir dişiyle yaşıyoruz  
    ve birlikte benim kanımı içiyoruz`` 
    Bu dizelerin Nazım`ın olduğunu açıklayan Valda, "Vera, bu dizeleri yayımladığı için Radi`ye çok kızmıştı" dedi.  

     Valda, "Çok şey bilen birçok kişi öldü`` derken, Prof. Melikov da Hüseyinova`nın hikayesinin gerçek olduğunu belirtti. Prof. Melikov da şunları kaydetti:  "Hüseyinova`nın anılarının bir bölümünün Bakü`de bir dergide kısa bir süre önce Rusça olarak yayımlanmasını sağladım. Ama bu anılar dahaönceki yıllarda basılamazdı, henüz erkendi. Büyük gürültü çıkardı. Birçok kişi birbirine düşerdi. Yayımlamamasını yıllarca ben telkin ettim. Vera, Nazım için bir ilham perisiydi, ama son zamanlarda sorunları olduğu da doğruydu. Bunu başkalarına da anlatı Nazım. Babayev çok şey biliyordu. Tüm ısrarlarıma rağmen anılarını yazmadı. Sırlarıyla öldü. Hüseyinova`nın anıları kitaplaştığında muhtemelen büyük tartışmalara yol açacak. Buna karşın Nazım`ın her şeyden önce şair olduğu, onu her şeyden önce sanatıyla değerlendirmek gerektiği asla gözardı edilmemeli..."

    Etiketler:
    

      EN ÇOK OKUNANLAR

        Sayfa Başı