Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

NATO ve tarih

Hadi ULUENGİN

Tam on yıl önce aşağı yukarı şu sıralar Varşova, Budapeşte, Prag arasında mekik dokuyordum ve birisi bana bu üç başkentin 1999'da NATO üyesi olacağı yönünde bir kehanette bulunsa, şüphesiz adamın tırlattığı hükmüne varırdım.

Hatta köşedeki ilk meyhaneye sokar ve Polonya votkası mı, Çek şnapsı mı, Macar tokayı mı olur bir kadeh bir şey ısmarlardım ki, ayakları yere değsin.

Tamam, Gorbaçov'un Sovyetler Birliği'ndeki açılımlarından cesaret alan Doğu Bloku ülkelerinde kitleler komünist totalitarizme baş kaldırmaktadır ve zaten ben de gazeteci kimliğiyle bunları yerinde izlemek için oralarda fing atmaktayımdır ama lanet ‘Duvar’ tüm aşılmazlığıyla henüz yerinde durmaktadır.

Moskova ve Washington, nükleer füzelerden kaçı azaltıldığı takdirde Soğuk Savaş'ın biraz ‘serinleyeceğine’ dair bir çingene pazarlığıyla uğraşmaktadır.

Hayır, hayır, Polonya'nın, Macaristan'nın, Çekya'nın on yıl sonra NATO'ya üye kaydedileceklerini düşünmek için deli değil, zırzır deli olmak gerekir...

* * *

TARİHİN kaosunda ‘deli’ kavramı çok izafi ! Çünkü dün hem Polonya, hem Macaristan, hem de Çek Cumhuriyeti Kuzey Atlantik Paktı'na resmen üye oldu.

Bundan tam yarım yüzyıl önce Missouri eyaletinin İndependence kentindeki Truman deklarasyonuyla doğmuş olan Batı İttifakı sembolik olarak yine aynı yerde düzenlenen imza töreniyle Doğu Avrupa'ya açıldı. Daha doğrusu Avrupa'nın artık doğusu batısı kalmadı ve Yaşlı Kıta kendi coğrafyasında yekpareleşti.

On yıl gibi insanlık tarihinde inanılmaz kısa bir zaman dilimine tekabül eden bir süreçte, o vakit hayali dahi imkansız bir olay bugün hayata geçti.

‘Duvar’ın yıkılmasına, ‘Kötülükler İmparatorluğu’nun çökmesine, yeryüzü statükosunun değişmesine ek olarak ‘Varşova Paktı’na başkentinin adını vermiş ülke ve onun iki ‘yoldaşı’ güle oynaya hasım askeri organizmanın içine girdi.

Bu, gerçekten çok büyük bir olay !

* * *

YALNIZ Sovyetler Birliği'yle şimdiye kadar hiç kara hududuna sahip olmamış olan NATO artık Rusya'yla böyle bir sınır edindiği; cazgırlığa rağmen Atlantik Paktı genişlemesini engelleyemeyen aynı Rusya yeni diplomatik hezimetle iyiden iyiye küme düştüğü; hemen gündeme gelmeyecek bile olsa aday Litvanya, Letonya, Estonya, Arnavutluk, Slovenya, Romanya, Slovakya, Makedonya ve Bulgaristan için de kapı aralandığı; kabuk ve misyon değiştirerek kendisini yenileyen Batı İttifakı cazibe merkezi özelliğini koruduğu veya Polonya, Macaristan ve Çekya statülerinin hem ülke savunmalarını garantiye aldığı, hem onların AB üyeliğine pasaport verdiği, hem de demokrasiyi pekiştirdiği için büyük bir olay değil.

Hiç şüphesiz hepsi ayrı ayrı hayati önem arzeden yukarıdaki olguların yanısıra, NATO genişlemesinin esas boyutu daha geniş bir çerçeveye oturuyor.

Uluslarası sistem ve statükoların zahiren değişmez görünen ama aslında pek sağlam olmayan siyasi, toplumsal ve askeri temellerini göreceleştiriyor.

Tekrar ediyorum, kim derdi ki on yıl önce bu sıralar zindandan çıkan ve benim Varşova'da mahrem görüştüğüm Bronislav Geremek Polonya'ya dışişleri bakanı olacak ve ülkesinin NATO üyeliğini dün O imzalayacak ?

Kim düşünebilirdi ki Prag banliyösünde Rus neferlerin volta attığı garnizonlara yine dünden itibaren Amerikalı uzmanlar yerleşecek ?

Kim hayal edebilirdi ki henüz on sene evvel Tuna kıyısına bakan tahta bir barakada ve kızıl polisten gizli basın toplantısı düzenleyen muhalefet temsilcileri bugün ABD dönüşü Budapeşte'de kahraman olarak karşılanacak ?

Kim beklerdi ki tarihin kaosu her şeyi bir çırpıda böyle altüst edecek ?

* * *

VE hayat değişti ve işte NATO genişledi. Devasa bir olay gerçekleşti.

Doğru, bazı cüceler hiç değişmiyor ve bazı ufuklar hiç genişlemiyor.

Ama tarihin diyalektik kaosundaki on yıllık bir beklenti nedir ki...



X