Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Natalie, 1966

24 Aralık 2001. Berlin-İstanbul uçağında, Macaristan üzerinde uçarken, Tegel Havaalanı'nda satın aldığım Le Point dergisini açıyorum.

Dergiyi 'Spécial Chine' ('Çin Özel') kapağı için almıştım. Kapakta 'Cet empire qui fascine' (Büyüleyen İmparatorluk) yazısı ve Maggie Cheung adlı bir sinema oyuncusunun güzel fotoğrafı... İçimden, böyle bir dergide ne zaman 'La Turquie qui fascine' (Büyüleyen Türkiye) kapağı göreceğim, diye geçirmiştim. 82 sayfalık yazı.

Çin yazısını ararken, Fransa'nın büyük şarkıcısı Gilbert Bécaud'nun öldüğünü öğreniyorum. 'Şair öldü.' Aşk şarkıları, güldürücü baladları, Kızıl Meydan'daki Natalie'si, Bay Sivri ve kemanı, mavi takımları, puanlı kravatları ve benzersiz dirim gücüyle, Fransa'yı yarım yüzyıl elektriklemişti 'Monsieur 100 000 volt'.

*

Birden, Paris'te, Gilbert Bécaud'lu bir geceyi anımsıyorum. Sorbonne'dan hava kararırken çıkmış Rue des Ecoles'de yürüyorum, Saint-Michel Bulvarı'da doğru... 1965 No‰l'i ile 1966 yılbaşı arası. Galiba, Chope Parisienne kahvesinde, camın arkasında ressam Ömer Uluç ile yanında tanımadığım biri... Ömer el sallıyor, içeri giriyorum. 'Bu Behçet Sefa, diyor, Peyami Sefa'nın yeğeni, ressam...' Ya İtalya'dan, ya da Elbe adasından gelmiş.

Önlerinde epeyce bira altlığı birikmiş. O sıralar, garsonlar her bira bardağı için bir altlık bırakırlardı masada. Hesap istenince bu altlıkları sayarlardı.

Yaşım 29, onlar da birkaç yaş büyük benden. Masaya oturuyorum. O gece Quartier Latin'in, Saint-Germain-des-Prés'nin ve Montparnasse'ın kahve ve bistrolarını dolaşıyoruz. Son durak Sélect kahvesi. Bir ara otel odama gidip defter ve kitaplarımı bırakıyorum. Sélect'e dönünce, Behçet Sefa 'Denfert-Rochereau'ya Alan Zion'un evine gidelim' diyor. Hiçbir filmini görmediğim ABD'li sinema yönetmeni Alan Zion'un evinde ve avlusunda eğlence var. Gerçekten de var. Mini etek yeni yeni çıkmakta ve hippiler yavaş yavaş Paris'e gelir olmuş.

*

İp, hiçbir film jeneriğinde adını görmediğim Alan Zion'un evinde koptu. Yılbaşında ben Paris dışında bir yere davetliydim. Davete gittim mi, gitmedim mi, gittiysem nasıl gittim, gitmediysem neden ve nasıl gitmedim anımsamıyorum. Ömer ile Behçet'i 2 Ocak 1966 günü Sélect'in barında tüner durumda buldum.

Ömer, 'Hadi Koyun Mehmet'in evine gidelim', dedi. Mehmet Ulusoy İtalya'daymış ve Ömer onun evin anahtarını nereye koyduğunu biliyormuş.Dışarda müthiş bir soğuk var. Kendimizi Vavin metro istasyonuna zor atıyoruz. Yön: Convention. Metrodan çıkınca, 'Yanabilecek ne bulursanız toplayın' diyor Ömer. Evde kalorifer yokmuş. Ömer'in dediğini yapıyoruz. Ben bir portakal sandığı ve sandalye yükleniyorum yoldan.

*

Eve girince, Ömer pikapa bir 45'lik koyuyor: Natalie! Şarkıcı, rehberi Natalie ile Kızıl Meydan'a gidiyor, Puşkin kahvesinde sıcak şokola içiyor. Kıza aşık...'Paris'e gelince ben de ona rehberlik edeceğim', diyor şarkıcı. Gilbert Bécaud yani. Şarkı sözleri ezberleyemem, kendi şiirlerimi bile ezbere söyleyemem.Herhangi bir şarkıcının tutkunu olmamışımdır. Zaman zaman bazı şarkıları sevmişimdir. Örneğin 'Moskova Geceleri' olarak bilinen 'İnciçiçeği Zamanı' (Le Temps du muguet )...

Mehmet Ulusoy'un evinde 'Quand il est mort le poète'i, 'Şair ölünce'yi de dinlemiştim o gece. 'Şair ölünce bütün dostları ağlar, şair ölünce bütün dünya ağlar, şair ölünce uçsuz bucaksız bir buğday tarlasına gömerler yıldızını, işte bu yüzden mavi kantaronlar açar bu tarlada...' Ya da 'İşte bu yüzden mavi peygamberçiçekleri vardır o tarlada...'

Daha sonra Gilbert Bécaud'nun 'Binbir renkli kuş', 'Önemli olan güldür', 'Yalnızlık diye bir şey yoktur' şarkılarını sevdim. Ve 12 Mart'ın karanlık gün ve gecelerinde bu şarkıları dinledim ve evime gelenlere dinlettim. Ve hep o geceyi düşündüm.

*

Mehmet Ulusoy'un evinden çıktığımda metro kapanmıştı, taksiye binecek param yoktu. Convention'dan Montparnasse'a kadar kar altında yürümem gerekiyordu.

Biz ayrılırken Berlin'e de kar yağıyordu.

Bu yazıyı lütfen '2002 için tebrik kartı' niyetine okuyun.

'Çok zordur bir dostun yokluğuna katlanmak!'

Ernest Hemingway, 'Paris'te çok yoksulduk ama mutluyduk!' der. Ama mutluluk için yoksulluk şart değil...
X

YAZARIN DİĞER YAZILARI