"Ahmet Hakan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ahmet Hakan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ahmet Hakan

Nasıl oluyor da oluyor?

Avrupa Birliği “Türkiye uçuyor, Türkiye büyüyor, Türkiye demokratikleşiyor” derken çok “harika” bir saptama yapmış oluyor da, “Türkiye tökezliyor” derken neden anında “Haçlı Birliği” oluveriyor?

Batı medyası Tayyip Erdoğan’ı göklere çıkaran makalelere, dosyalara yer verirken “fevkalade objektif” oluyor da, Erdoğan’ı eleştirirken neden anında “küresel kumpasçı” haline geliveriyor?

ABD, Türkiye’deki askeri vesayete şiddetle itiraz ederken “çok süper, çok şahane bir uyarı” yapmış oluyor da, “eylemcilere şiddet uygulama” derken neden içişlerimize karışmış oluyor?

Faiz lobisi denilen adı batasıca lobi, borsayı havalara uçurup taklalar attırırken “pek bir yakışıklı, pek bir hoş” oluyor da, borsadan elini hafiften çekince neden anında Erol Taş’a, Kazım Kartal’a dönüşmüş oluyor?

“Sevgili” Obama’mız, Erdoğan’ı “Yok böyle karşılama” tarzında karşılarken “Kıskananlar çatlasın” diye seviniliyor da, aynı Obama’mızın yönetimi, Erdoğan’ı biraz sertçe eleştirince neden aniden “çirkin Amerikalı”ya dönüşmüş oluyor?

Erdoğan’ın Batı dergilerine kapak olması, Türkiye’deki hükümet yanlıları tarafından “Bu da size kapak olsun” diye yorumlanıyor da, aynı dergiler başka türden bir kapak yapmaya kalkışınca neden “auvvv” deniliyor?

Avrupalı sosyalistlerin başkanı Swoboda, “Sen nasıl Tayyip Erdoğan’ı eli kanlı Esad’a benzetirsin” diye Kemal Kılıçdaroğlu’na kapıyı gösterirken “İşte en hakiki sosyalist, işte gerçek solcu” diye pohpohlanırken, nasıl oluyor da aynı Swoboda Erdoğan’a bir-iki eleştiri getirdi diye yerden yere vurulabiliyor? 

Sosyal medya Arap ülkelerinde uyanış için kullanılırken “İşte yeni dünya gerçeği” diye selamlanıyor da, aynı sosyal medya Türkiye’de Gezi Parkı eylemlerinde birazcık işlevsel hale gelince neden anında “baş belası” oluveriyor?

Gezi sürecinin en mağdurları

O BANKA: Sahibinin iktidara yakınlığı nedeniyle önce eylemcilerin tepkisini çekti. Aleyhte kampanyalar yapıldı, hesaplar çekildi falan... Bankanın Genel Müdürü durumu toparlamak için “Ben de çapulcuyum” dedi... Aynı banka bu kez Başbakan Erdoğan’ın hışmına uğradı... 

TELEVİZYONLAR: Olayları tam olarak yansıtmadıklarında halkın bir bölümünden, tam olarak yansıttıklarında hükümetten tepki aldılar. 

KADİR TOPBAŞ: Seçilmiş olmasına rağmen İstanbul’un sorunları, planları, projeleri konusunda pek de öyle uzun boylu yetkiye sahip olmadığı ortaya çıktı.

NECATİ ŞAŞMAZ: Adı geçtiğinde “ağır abi” gelmiyor akla... Sadece ve sadece “fosforlu kedi gözü” geliyor... Daha ne olsun.

OTELLER: Taksim civarındakilerden söz ediyorum... Gazdan etkilenenlere kapılarını kapasalar vatandaştan, açsalar iktidardan tepki alacaklardı... Tercihlerini kapıları açmaktan yana kullandılar ve iktidardan bol miktarda tepki aldılar. 

VALİ MUTLU: Sürecin en pozitif, en yapıcı, en diyaloğa açık, en ılımlı, en birleştirici, en yatıştırıcı ismi olabilirdi... Bu konuda gerçekten büyük katkı yaptı... Fakat ondan büyük bir “irade” devreye girdi ve onun çabalarını bile baltaladı... “Müdahale olmayacak” diyen Vali, böylece “yalancı çoban”a dönüştürüldü...

Gezi’nin kahramanları

POLİS şiddetine maruz kalmış yaralılara yardım için hiçbir özveriden kaçınmayan ve bu nedenle Sağlık Bakanlığı tarafından burunlarından getirilmek istenen doktorlar...

“Egoları yüksek” yargısını yerle bir ederek kendilerini geri plana atan, sadece mücadele fikrine destek veren tüm sanatçılar...

Gösterilerin “barışçıl” niteliğini yitirmemesi için taş atmaya kalkanın karşısına dikilen, her türlü provokasyon denemesini boşa çıkarmak için canla başla mücadele eden barışçı eylemciler...

Eylemin ilk günlerinden itibaren göz yaşartıcı temizlik kampanyaları ile Taksim Meydanı’nı tertemiz yapan gönüllü çevreciler...

Küfür içeren her türlü slogana karşı savaş açan, bu sloganların duvarlardan silinmesi için çaba sarf eden feministler...

Gezi Ruhu’nun klasik laikçi bir ruh olmadığının görmek istemeyen gözlere bile göstermek için somut bir kanıt gibi meydanda yerlerini alan antikapitalist Müslümanlar...

Herkeslere “Tuttuğum takım şu ama yükselenim Çarşı” dedirten Beşiktaş Çarşı Grubu...

Nokta atışlar

ÇEVİK KUVVET: İstanbul Çevik Kuvvet Şube Müdürü, Gezi olaylarında gösterdikleri başarıdan dolayı emrindeki polislere mesaj atmış: “Çevik Kuvvetimizin kahraman evlatları! Çanakkale destanından sonra ikinci destanı sizler yazıyorsunuz”. Buradan Müdür Bey’e sesleniyorum: Müdür Bey! Karşınızda düşman ordusu yok, onlar da bu vatanın evlatları... “Çanakkale” falan ayıp oluyor ama...

KEKLİK: Son yerel seçimde İstanbul’da AK Parti’nin aldığı oy oranı yüzde 44... Referandum, hükümet açısından çantada keklik değil yani.

ASKON: Anadolu Aslanları İşadamları Derneği (ASKON), gazetelere tam sayfa ilan vermiş... Baştan sona hükümeti öven bir ilan... “Ülkemiz uçarken bu işleri başımıza açtılar” falan deniliyor ilanda... Sonuçta görüşlerini ifade etmişler, bir şey demiyorum. Ama insan bin kere “aslan hükümetimiz” diyorsa, bir kerecik de “Hükümetimiz krizi pek de iyi yönetemedi galiba” falan türü bir şey demez mi?

BÖL/PARÇALA: “Cici eylemci” ile “kötü eylemci” ayrımı yapan hükümet, son ayrımı Hülya Avşar’ı sahaya sürerek yaptı. Genç Gülbenciler acayip rahatsız...

ŞARKILAR: O kadar çok şarkı yapıldı ki hepsini toplasan “Direniş Şarkıları” diye okkalı bir albüm çıkar... Şarkılar içinde benim ilk üçüm şöyle: 1- İsimsiz iki kafadarın bağlamayla seslendirdikleri “Hey çapulcu çapulcu” türküsü... 2- Boğaziçi Üniversitesi Caz Korosu’nun çok sesli olarak yorumladığı “Çapulcu musun vay vay” türküsü... 3- Kardeş Türküler’in “Tencere Tava Havası” adlı şarkısı...

YARGI: Hükümetten “Yargı kararına uyacağız” açıklaması geliyor, millet de seviniyor... Dikkat! “Yargı kararına uyacağız” deniyor ve buna seviniliyor... Şimdi hep beraber düşünelim isterseniz: Avrupa Birliği neden Türkiye’ye sert çıkıyor?

KILAVUZ: Hükümetin Gezi meselesini iyi idare edememesinin bir nedeni de şu olabilir mi acaba: Kendisine yakın duran nice temiz vicdanlı, olaylara empatiyle yaklaşmasını başarabilen, meseleleri doğru okuyan birçok aydın varken... Kılavuz olarak YB adlı şahsı seçmesi... 

SÖZDE ANNELER: Anadolu Ajansı haber geçmiş... Konu: Gezi Parkı’nda eylem yapan anneler... Ajans haberinde şöyle diyor: “Kendilerini ‘anneler’ diye nitelendiren bir grup kadın...” Biraz zorlasalar “sözde anneler” diyecekler... Ha gayret!

Yanlış/doğru cetveli

Tablo şöyle bir şey:

YANLIŞ: Göstericiler Türk bayrağı yaktı. DOĞRU: Göstericiler Türk bayrağı yakmadı.

YANLIŞ: Camide içki içildi. DOĞRU: Camide içki içilmedi.

YANLIŞ: Miraç Kandili’nde camilerden çıkan cemaate saldıracaklar. DOĞRU: Böyle bir şey olmadığı gibi Gezi’de Miraç Kandili görkemli bir şekilde kutlandı.

YANLIŞ: Hükümet yetkilileri hiçbir zaman “AVM yapılacak” diye bir açıklama yapmadılar. DOĞRU: Yaptılar... Bakınız: “AVM ya da rezidans yapılacak” açıklaması.

YANLIŞ: Gezi’de başörtülüler taciz edildi/ediliyor. DOĞRU: Gezi’de başörtülüler de direnişe katıldı/katılıyor.

*

Hükümeti yüzde yüz haklı bulan ve göstericilere de zerre kadar hak vermeyen biri olsam...
Kendilerini bu yanlışlar üzerinden ifade eden dava arkadaşlarımın karşısına çıkar ve şöyle derim:
Arkadaşlar! Neden yalanlara sarılıyoruz ki? Neden bunlardan medet umuyoruz? Biz haklı değil miyiz? Haklı olan yalan yanlış bilgilerden güç almaya kalkışır mı? Haklılığımızı doğrular, sadece doğrularla savunamayacak durumda mıyız?

Dün Kemalistler, bugün AK Parti

Dün Kemalistler toplumun otantik yapısını mühendislik çalışmalarıyla bozmaya çalışıyorlardı, bugün AK Parti aynı çaba içinde.

Dün Kemalistler toplum mühendisliği işine soyunmuşlardı, bugün AK Parti toplum mühendisliğine göz kırpıyor.

Dün Kemalistler bir “nesil” yetiştirmeye çalışıyorlardı, bugün AK Parti aynı işi yapmaya çalışıyor. 

Dün Kemalistler tek tip birey oluşturmaya çalışıyorlardı, bugün AK Parti tek tip bireyin peşinde.

Dün Kemalistler toplumun tüm renklerini tek bir renge dönüştürmek için uğraşıyorlardı, bugün AK Parti aynı uğraş içinde.
Madem öyle...
O zaman gönül rahatlığıyla dün Kemalistlere söylediklerimizi, bugün AK Parti’yi idare edenlere söyleyebiliriz:

Toplumu rahat bırakın.

Tek tip birey yaratmaktan vazgeçin.

Tepeden inmeci anlayışla topluma çekidüzen vermeye kalkmayın.

Yeni bir nesil hayalinden vazgeçin.

Toplumun otantikliğini bozmaya çalışmayın.

Dikte ederek insanları aynı kalıba sokmak için uğraşmayın.

Toplum mühendisliği yapmayın.

Toplumun tüm renklerini tek bir renge döndürmek için uğraşmayın.

X