Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

‘Nasıl olsa Ankaralılar düşünür’ diye durumu sadece onaylamak mı gerekir?

Hepimiz gazete köşelerinde harıl harıl “Irak’a neden girilmeli” ya da “Irak’a neden girilmemeli” konulu tavsiye yazıları yazıyoruz.

Oysa hepimiz biliyoruz ki sınır ötesi askeri harekat konusunda TBMM’den izin almak için karar sürecine katkıda bulunan siyasetçiler de, askerler de, danışmanlar da, diplomatlar da, girmenin ya da girmemenin sonuçlarını, biz gazete yorumcularından daha ağır sorumluluklar taşıdıklarını bilerek enine boyuna tartışmışlardır.

Amerika ile ipleri kopartmak, PKK ile mücadele ederken tüm Kuzey Irak Kürtlerini sıcak çatışmanın içine çekmek, Irak’ın normalleşmesine katkıda bulunmak gerekirken Irak’ı yeni bir bunalıma sürüklemek,gerek Birleşmiş Milletler’de gerekse Avrupa Birliği’nde köşeye sıkıştırılmak…

Irak’a girmek olgusunun bütün bu riskleri taşıdığını herhalde Ankaralılar da biliyor.

 

Cemil Çiçek’in açıklamaları

 

Nitekim Bakanlar Kurulu’ndan TBMM’ye gönderilen “İzin Tezkeresi” konusunda konuşan Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek, meselenin özünü açıklarken, konunun Türkiye tarafındannasıl değerlendirildiğini de vurguladı.

- Tezkere inşallah kullanılmaz. Irak’ta yönetimden sorumlu olanlar artık harekete geçmeli.

- Hedefte sadece PKK var. Kuzey Irak Kürt yönetimi PKK ile mücadelede araya girmemeli.

- Amaç işgal değil, Irak’ın bütünlüğüne saygılıyız. Bizim Irak topraklarında veya Irak’ın petrolünde gözümüz yok.

Cemil Çiçek’in vurguladığı bu noktalar, “Ankaralılar”ın konuyu derinine değerlendirdiklerinin de kanıtıdır.

Peki bu durumda biz gazete yorumcularının bu konuda susmamız mı gerekiyor.

 

Hariçten gazel mi okumak

 

Bir başka deyişle “Hariçten gazel okumak”tan başka bir anlama gelmiyor mu bizim yorumlarımız ve uyarılarımız?

Burada bir durup düşünürsek, sade Ankara’da değil dünyanın her başkentinde bu tür önemli karar süreçlerinde, birden fazla ve çıkarları birbirlerine zıt merkezlerin farklı hesaplarla bu kararları kullanacaklarını da bilmeliyiz.

Örneğin Türkiye’nin amacı PKK’yı bitirmektir.

Ama bir başka çevrenin bu amacın içine, “Bu iktidarı da bitirmek” amacını eklemesi elbet mümkündür.

Veya “ABD’yi de AB’yi de bırakalım artık, bize Çin ve İran yeter” diyenleri hiç duymuyor muyuz çevremizde?

Daha da ötesi “şeriat tehlikesi”nden yola çıkıp sonunda liberal demokrasiye düşman olmayı siyasi çizgi olarak benimseyen kafası karışıkların, demokrasi düşmanlığını “ilkelilik” diye sunmalarını her gün izlemek durumunda değil miyiz?

 

Akıl akıldan üstündür

 

Bir başka örneği, en akıllı ve bilgili danışmanların, en donanımlı düşünce üretim merkezlerinin, en iyi üniversitelerin bulunduğu ABD’den verebiliriz.

Yanlış karar almayı adeta imkansız hale getiren bu akıl hazinelerinin ülkesi ABD nasıl olmuştur da, Vietnam faciasını unutup, şimdi de Irak bataklığına gömülmüştür?

Amerikan seçmeni Kuveyt fatihi Baba Bush’u ikinci kez seçmezken, nasıl olmuştur da Irak fiyaskosunun faili oğul Bush ikinci kez Başkan seçilmiştir?

Çoğulcu demokrasinin erdemi de, yararı da, sadece kararı alan merkezlere veya çoğunluğa güvenip “Nasıl olsa onlar doğru düşünür” denilmemesinden kaynaklanıyor. Otoriter rejimlerde sadece diktatörün akıllı olması gerekir. Demokrasilerde ise tüm seçmenler ve sivil toplum da akıllı olmak zorundadır.

Kararları alanlar ve sorumluluk taşıyanlar “Ankaralılar” olsa bile, bunların içinde de birden fazla hesabı bulunanlar mutlaka vardır.

Gazete köşelerindeki yorumlara bu farklı hesaplar da yansır.

Bu nedenle özgür, özerk, bağlantısız medya ve çok seslilik, her zaman ve her konuda demokrasiye sağlık getirir.

Özgür ve çok sesli medya, ülke siyasetinin aynasıdır.

 ŞAKA

Çadırımın üstüne şıp dedi damladı…

Gündemimizin konuları sanki azmış gibi de “Çadır sağlam mı” tartışması eklendi.

Cumhurbaşkanı Gül’ün kızının evlendiği “İstanbul Gösteri Merkezi” çadırının sağlam olmadığı iddiasını Hürriyet gazetesi gündeme getirmişti.

Ertesi gün de çadırın işletmecisi Mustafa Özbey, Hürriyet’in geçen yıl 5 bin çalışanına aynı yerde ney konseri verdiğini hatırlatıp, “Depremde her yer yıkılsa İstanbul Gösteri Merkezi çadırı ayakta kalır” içerikli bir açıklama yaptı.

Bu “sıcak” gündem maddesi de, benzerleri gibi önümüzdeki günlerde unutulacak ve geride sadece “Çadırımın üstüne şıp dedi damladı” şarkısı kalacak.

X