Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Nasıl etkili olunur?

Zeynep ATİKKAN

Olayı açık koyalım.

Hepimizin çok iyi bildiği bir gerçeğin onlar da farkındalar. Yani, IMF'ci de Dünya Bankası'nın bilmem hangi uzmanı da. Alman şansölyesi Kohl de.

Türkiye Cumhuriyeti'nde yaşayan bir vatandaşın, eğer ‘adamı yoksa’, evinin gazı bağlanmaz. Musluktan suyu akmaz. En sıradan sorunu çözülmez.

Her köşe ‘bucağa’ çöreklenmiş bu ‘adamlar’ın en rütbelileri Susurluk'la gündeme gelenlerdir.

Aylardır, ‘derin devlet’, ‘çete düzeni’ diye anlatılan olay, Türkiye'de vatandaşın suyunu akıtmak için bile ‘adamını bulmak zorunda kalması’ olayıdır. Dolayısıyla ‘çete’ bu kadar içimizdedir, hayatidir.

Türkiye'yi modern dünyanın dışına fırlatıp atan da, ‘adamımı bulur gemimi yürütürüm, çete düzeninin suç ortağı olurum’ zihniyetidir. Bu zihniyete sahip bir toplumun dünyanın modernleşme haritasında yerini alması son derece zordur.

Şimdi, böyle bir yapı sürüp giderken ve de herkes yükünü tutarken ülkemizde giderek kronikleşen bir kriz yaşanıyor.

İngiletere'de Tony Blair'in performansına bakıp, pekçok kişi ‘ah bir Blair gelse’ krizine tutuluyor.

Evine gaz bağlatmak için ‘adam arayanlar’ ya da ‘adam aranmasını’ doğal karşılayanlar, bir yerlerden Blair gibi bir lider çıksın istiyorlar.

Hem başkanlık sistemi hem Blair gibi bir lider. Böyle bir kategori türedi son günlerde.

Bir de ikinci kategori var ki, onların durumu daha da acıklı.

İkinci kategoriyi hükümetteki Özal artıkları oluşturuyor. Bunlar da ikide bir çıkıp, ‘Özelleştirme yaparım, onu bunu satarım, bütçeyi denkleştiririm, Merkez Bankası’nı özerkleştiririm vs.' diyerek Türkiye'yi, 21. yüzyılın modernite çıtasından atlatacaklarını sanıyorlar. Tabii, herşeyi bildiklerini sanan bu zevatın problemi de yirmi yıl öncesinin söylemiyle bugünün sorunlarını çözmeye çalışmaları.

Oysa, 2000'lerin dosyalarına çok farklı araçlarla ulaşılıyor.

Bugünün dünyasında, ‘ben özelleştirme yapıyorum’ diye insanları etkilemeye kalkmak ciddi bir çapsızlığı gösteriyor. Çünkü, gelişmiş dünya bu tartışmaları çoktan aştı. Olayı bitirdi. Denk bütçe, enflasyonla mücadele vs. artık bu temalarla kimseyi etkilemek, dudağını uçuklattırmak, ‘helal olsun’ dedirmek mümkün değil.

Yeniliğin, modernitenin, ilginç ve dinlenir ülke olmanın yolu, çıkıp açık açık, ‘Türkiye’de kara para aklanmaz. Kara parayı yıkayan çamaşırhaneleri kapatmanın yolunu biz bulduk' demektir.

Dışarda esmenin yolu, ‘mafya ile mücadele patentini’ yaratmaktır.

Bu operasyonlarda, eş dost, akraba, partili demeden her sorumlunun canını acıtmaktır. ‘Uzakdoğu’nun, Rusya'nın yapamadığını ben yaptım' demektir. ‘Devleti şeffaflaştırmaktır’. Bunun özgün markasını yaratmaktır.

Banka sistemini reforme etmektir. Kurumlaşmanın mutlak takipçisi olmaktır.

2000'ler, hukuk düzeninin hakim olduğu bir yapı gerektiriyor. Bu yönde, yaratıcı, kararlı ve de samimi olan yönetimler, dünyanın moderleşme hatirasındaki rezervasyonlarını yaptırdılar.

Blair yönetiminin başarısını biraz da bu eksende değerlendirmek gerekli.

Yoksa, ‘Zonguldak’ı Hong Kong, Erzurum'u Tokyo, Kastamonu'yu New York yapacağım, ama çetelere dokunmayacağım', dendi mi, kimse bu laf salatalarına itibar etmiyor.

Dünya'daki hedefler değiştiği için söylem de değişti. Hele, dış dünyayı etkileme yöntemleri iyice değişti.

Önceki gün bir yabancı gazeteciyle konuşuyordum...‘Türkiye’de, beni en çok saat 21.00'de sönen elektrikler etkiledi' dedi.

Olay bu kadar basit.

X