Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Namaz ve dogma

İBADET tarzı ve yöntemi istisnasız her dinde çok "netámeli" bir konu oluşturur. <br><br>Zira, perşembe günü belirttiğim gibi, bütün dinler mutlaka "dogma"larla donanmıştır.

Ve de, donanmak zorundadırlar! Tersi düşünülemez. Mümkün değildir

Çünkü, dinleri "d-i-n" kılan şey bizátihi o "dogma"nın ta kendisidir.

"Hazreti Muhammed Allah’ın resulüdür" demeyen Müslüman, Müslüman; "Mesih, Ruh-ül Kûds nefesiyle Bakire Meryem’den indi" demeyen Hıristiyan da, Hıristiyan olamaz.

Ancaak, "öz"e; dolayısıyla "iman"a tekabül eden bu deyişler de yeterlilik arzetmez.

* * *

ARZETMEZ, çünkü "dini dogma"nın diğer hayati boyutunu, tabii ki en başta ibadet tarzı olmak üzere, çok genel anlamıyla "ritüel" denilen "şekli değerler bütünü" oluşturur.

O "öz"ün ve "iman"ın zahiri yansıması olan ibadet, bir anlamda dini "meşrû" kılar.

Ama yine de, "biçim" hemen her zaman "öz"den daha fazla elastiki ve tefsire açıktır.

Zaten de, yukarıdaki "netámelilik" burada odaklanır.

Bunu kronolojik sıraya göre üç semávi dinden somut örneklerle de pekiştirebiliriz.

* * *

SOSYO - coğrafi öğe bir yana, Yahudiliğin Sefarad - Eşkenaz ayrışması esas olarak, "ayrıntı" raddesinin et yedikten kaç saat sonra süt içmenin haram sayılmayacağı derecesine vardırıldığı ve ibadetin Talmudi yorumundan kaynaklanan bir faklılaşmaya uzanır.

Öte yandan, Hıristiyanlığın Doğu ve Batı kiliselerine bölünmesindeki en temel faktörlerden birisini, piskoposların 787 yılındaki 2. İznik Konsili onayına rağmen, ikona resmedilmesinin putperestliğe girip girmediği tartışması oluşturmuştur.

İslamda ise namazın farzına ve sünnetine ek olan vaciplerin, müstehábların, mekrûhların zamana ve mezheplere göre dönüşmesi bir yana, Hanefilerin, Şafiilerin, Caferilerin veya Haricilerin yaptığı ibadet tefsiri ciddi değişiklikler arzetmiştir.

Dolayısıyla da, "zahiri biçim"e ilişkin olsalar dahi, yukarıdaki "din dogması"na dahil bulundukları için, bunların tümünü kapsayan "ritüel" tedricen "öz"le eklemleşmiştir.

O halde?

* * *

O haldesi şu ki, her ne kadar kelimeler arasında etimolojik bir bağlantı yoksa bile işte tesadüfen "dogma" ve "dokunma" sözcükleri Türkçe’deki ifadelerinde birbirlerine benzeşiyor.

Yani, ibadet ritüelindeki "dokunulmazlık"lar öyle bir çırpıda yabana atılamaz.

İnananları rencide edebilecek ve dindarlarla zıtlaşmaya gidecek "ihtilálci" (!) çıkışlardan kaçınmak; "provokatif" (!) yanlışlara mümkün mertebe düşmemek gerekiyor.

Madem "dogma"sız din yoktur ve madem ibadet tarzları dahi "dogmatiklik" edinmiştir, bu takdirde, "biçim"i radikal şekilde zorlayacak müdahaleler, dindarların bir kesimi tarafından "öz"ün de reddi olarak algılanabilir ki, işte "kıyamet" (!) de bundan kopar.

* * *

FAKAT buna karşılık, "sofu" kelimesini sevmiyorum ama çaresiz onu kullanacağım.

Genel din sosyolojisine paralel olarak ibadet pratiğinin de toplumlara, zamanlara, coğrafyalara, etkileşimlere göre değiştiğini göremeyen ve görülmesini önleyen o "sofu"ların "biçim" üzerinde mutlak tasallut kurmasıyla uzlaşmak da diğer bir vahim yanlışı oluşturur.

Akan hayat, o hayatın felsefesi şekillendiren dinlerin suyunu değil, yatağını değiştirir.

Zaten, sinagogda kadın hahamla dua eden "reforme" Yahudiler, Yahudi; kilisede istavroz çıkartırken alnını secdeye vardıran Nesturi Hıristiyanlar, Hıristiyan; ve, Subaşı Camii’nde cinsiyet ortaklığında Cuma namazına duran Müslümanlar, Müslüman değil midirler?

Tabii ki Yahudidirler, tabii ki Hıristiyandırlar ve tabii ki Müslümandırlar!

Zaten bu ihtiyacı hissetmeleri dahi onları imanlı kılar ki, Allah ibadetlerini kabul etsin.
X