« Hürriyet.com.tr
MENÜ

"Naif" sol beynimiz, normal olanı rastlantı gibi gösteriyor

Sağ beynin yarısı komplo teorisi uzmanı olduğu kadar rüya tabirinde de yol göstericidir. Rüyasında postacı çantası gören bir kişi, ertesi gün iyi bir haberi müjdeleyen mektup alınca rüyasının gerçekleştiğine inanır. Ama aynı inanca çantasının çalınması halinde de ulaşması mümkün. Bir rastlantı kadere dönüşmekte.

Hürriyet Haber
SON GÜNCELLEME
İnsanın büyük beyni, ceviz misali farklı görevleri yerine getiren iki ayrı parçaya bölünmüştür. Dil ve mantığın solda, yaratıcılığın ise sağda barındığı düşüncesi artık aşılmıştır. Gerçek iş bölümü, çok daha ayrıntılı işlemekte. Kabaca açıklayacak olursak, sol beyin yarısı daha naif olanıdır ve birbirine yakın bağlantıları tanıyıp basit kurallar üretmekle görevlidir. Ancak bununla ilgili bir sistem bulunmadığı için görevi yerine getirmekte zorlanır. Bu yüzden de olasılık kurallarına göre tamamen normal olanı rastlantı olarak gösterilmesinden sorumludur. Zar atışında beş kez peş peşe gelen altı veya oyuncunun beş basketi bu beyin yarısının rastlantı kavramına uymamakta.

Sol beyin yarısında felç geçiren insanlar bu tür yanılgılara kapılmıyorlar. Buna karşın motif aramanın işe yaramadığı şans oyunlarında daha başarılılar.

Oysa sağlıklı insan gelişkin yetisinin bedelini dünyadaki kuralları aramakla ödeyerek, o kuralları aramanın anlamsız veya zararlı olduğuna karar vermenin zor olduğuna dayanan sisteme bağlı handikapla yaşıyor. "Hayat tecrübesinin en önemli yanlarından biri, açıklamaya çalışmamayı öğrenmemizden ibarettir" diyor Amerikalı filozof Galen Pletcher.

Sağ beyin yarısı daha kurnaz olanı. Elimizde olmayan bağlantıları hissediyor. En önemli görevlerinden biri düşünceleri birleştirmesidir. Büyük beyinde hasar bulunan kişi genelde çift yönlü olan her şeye karşı duyarsızlaşıyor ve mizah anlayışını yitiriyor.

Günlük fallara merak

Bu açıdan bakıldığında sağ beyin yarısı komplo teorisi uzmanı olduğu kadar rüya tabirinde de yol göstericidir. Rüyasında postacı çantası gören bir kişi, ertesi gün iyi bir haberi müjdeleyen mektup alınca rüyasının gerçekleştiğine inanır. Ama aynı inanca çantasının çalınması halinde de ulaşması mümkün. Birlik içinde çalışan sağ beyin yarısı bir rastlantıyı kadere dönüştürmekte.

Gazetelerde herkese hitap edecek şekilde hazırlanmış fallar da aynı ilkeye göre gerçekleşir. Hatta geçmiş sayıdaki fal köşesini okuyanlarda bile aynı şey yaşanır.

Nöropsikolojik deneyler gerçekten de birlik içinde çalışan sağ beyin yarısındaki etkinlik ve insanın doğa üstü olaylara eğimli olması arasındaki ilişkiyi göstermekte. Anlaşılan o ki bu tür yanılgılar insandaki yaratıcılığın zayıf yönünü ortaya koymakta.

İsviçreli nöropsikolog Peter Brugger, deneklerine bir ekran üzerinde dönüşümlü olarak insan yüzleri ve insan yüzüne benzeyen motifler göstermiş. İnsan yüzleri ve rastlantısal motiflerin eşit olarak gösterilmesine rağmen kimi denekler daha çok insan yüzü gördüklerini söylemişler. Ancak insan yüzünü motiflere benzeten neredeyse hiç çıkmamış.

Brugger, çok fazla yanılan katılımcıları kolay aldanan olarak sınıflandırmış; incelemeleri de bu tür insanların paranormal olaylara inanmaya eğimli olduklarını ve kadere inandıklarını gösteriyor.

İsa teorisi

Batılı psikologlar bu durumda "Keçiler" kadar kuşkulu olmayan "Koyunlar"dan söz ederler. Bu terimlerin kökeni Protestan Matth„us’a uzanmakta. Matth„us, İsa er veya geç, inananları, inanmayanlardan tıpkı bir çobanın keçileri, koyunlarından ayırdığı gibi birbirinden ayıracaktır demişti.

Brugger’in araştırmasına göre toplumun yarısı "koyun" diğer yarısı ise "keçi" olarak sınıflandırılabilmekte. Çoğunluk bu karakter özelliğini ömür boyu korumakta. Öyle görülüyor ki bu kişiler rastlantılara inanan beynin anatomisine bağlı kalmakta.

Fakat Brugger ilginç bir şekilde beyin metabolizmasını biraz kaydırarak "keçileri" bile "koyunlaştırmayı" başarmış. Deneyin ikinci aşamasında psikolog, beyinde daha faza dopaminin bulunmasını sağlayan Parkinson ilacı L-Dopa vermiş deneklere. Dopamin, sinir sistemindeki en önemli hormondur. Her şeyden önce beynin yeni bağlantıları algılayıp kaydetmesini sağlamakta. Denekler ilacı aldıktan sonra rastlantılara inanmayarak hep insan yüzü görmüşler.

Bir bakışta anlıyor

Hatta araştırmacı insanların hareketlerine bakarak bile kadere inanıp inanmadıklarını bulabildiğini söylüyor. Düz bir çizgi üzerinde yürümeleri istendiğinde "koyunlar" genelde sol tarafa doğru sendeliyorlar. Ayrıca arkadan seslenildiğinde de sol omuzları üzerinden bakıyorlar. Brugger bu durumu öğrenme ve kas çalıştırma için eşit oranda önem taşıyan dopaminin, "koyunlarda" sol beden yarısından sorumlu olan sağ beyinde daha etkin olmasına bağlıyor. Bir beyin yarısında fazla dopamine bağlı olarak ters yöndeki beden yarısının daha hareketli olması hayvan deneyleriyle kanıtlanmıştır.

Rastlantıya güvenmemek, evrim süreci içinde gelişmiştir. Doğada hayatta kalmak isteyen, her türlü bilgiyi değerlendirmek zorundadır. Kumun üzerindeki iki belirsiz ayak izi kaplana ait olabilir. Ancak kritik durumdaki bir hayvanın tahminlerini değerlendirmeye zamanı yoktur. Birkaç saniye içinde ısırmayan ya da kaçmayan, saldırıya uğrayabilir.

"Keçiyi", "koyuna" dönüştürmek

Şüpheci insandan kaderci insan nasıl yaratılır?

Araştırmalar insanların %50’sinin kolay aldanabilir ve kadere inanmaya eğimli olduğunu göstermiştir. Toplumun diğer yarısı ise rastlantılara inanmayı tercih eden şüphecilerden oluşmakta. Psikologlar bu durumda kolay aldanabilirleri "koyun", şüphecileri ise "keçi" olarak sınıflandırıyorlar. İsviçreli nöropsikolog Peter Brugger, beyin metabolizmasını değiştirerek "keçileri", "koyunlara" dönüştürmeyi başardı.

1 Deneklere ekranda dönüşümlü olarak bir insan yüzü ve rastlantısal olarak insan yüzüne benzeyen motifler gösteriyorlar. Deneklerin bir kısmı soyut motifleri bile insan yüzü olarak görmekte.

2 Sağ şakak lopunda, duyu ifadelerine anlam kazandırılmakta.

3 Birden fazla yorum olası göründüğünde hipokampüs en mantıklısını seçiyor.

4 L-Dopa ilacı sayesinde beyne daha fazla dopamin salgılanıyor. Bu hormon sayesinde hipokampüs daha az akılcı olan yorumları da seçiyor.

5 Beyindeki hormon seviyesinin değişmesi yüzünden ilk deneyde motiflere kuşkulu yaklaşanlar da bunları insan yüzü gibi görmeye başlıyorlar.

Bunları da Beğenebilirsiniz