Gündem Haberleri

    Nahcivan Dallas Iğdır megakent oldu

    Hürriyet Haber
    18.01.1999 - 00:00 | Son Güncelleme:

    1992'de Nahcivan'la Türkiye arasında açılan Dilucu Gümrük Kapısı, Iğdır ve Nahcivan'ın kaderini değiştirdi. Üç yıl önce başlayan sınırlı petrol ticaretinden sonra Iğdır, yüz milyon dolar ihracatı olan bir kent oldu. Bir zamanlar PKK'ya en çok militan veren il konumundayken şimdi terörün esamesi okunmuyor. İşsizlik neredeyse hiç yok. Türkiye'nin çeşitli yerlerinden göç alıyor. Daha önce, verimli topraklarını tam olarak kullanamıyordu, havaalanı yapıldıktan sonra doğunun ‘‘megakenti’’ olmaya adaylığını koydu. Nahcivan tarafına gelince... Petrol taşımacılığının başlamasıyla birlikte Nahcivanlılar'ın aylık geliri 2 dolardan 37 dolara yükseldi. Nüfusu 350 bin olan Nahcivan'da petrol geliri, bir şekilde her aileye yansıyor. Dolayısıyla her iki tarafın da yüzü gülüyor...

    Iğdır'dan Nahcivan'a giden yol, altı yıl öncesine kadar, sadece askeri araçların ve köylüleri taşıyan birkaç minübüsün geçtiği ıssız bir karayoluydu. Şimdi aynı yoldan geçen biri zamanı ve mekanı şaşırabilir. Sınıra doğru, Türkler'e ait air-condition'lı petrol tankerlerinin yanısıra, ıskartaya ayrılıp yol kenarına atılmış, Nahcivanlılar'a ait Nuh Nebi'den kalma motorlu araçları görünce, hangi yüzyılda yaşandığını karıştırabilir.

    Son zamanlarda iyice kalabalıklaşıp, artık tıka basa dolu hale gelen ‘‘Petrol Yolu’’ Türkiye haritasının en doğusundaki Dilucu Sınır Kapısı'na uzanıyor. Iğdır'la Nahcivan'ı birbirine bağlayan Hasret Köprüsü'ne... 1992'de köprünün inşaasından sonra iki ülke arasında açılan Dilucu Gümrük Kapısı, sınırın iki tarafının da kaderini değiştirdi. Iğdır'da işsizlik neredeyse sıfır noktasına inerken Nahcivan'daki vitrinler dolup taşmaya başladı. Petrol taşımacılığından sonra Nahcivanlılar'ın aylık geliri 2 dolardan 37 dolara ulaştı.

    Hha Erzurum Muhabiri Sayıl Narmanlıoğlu'ile birlikte Iğdır'daki gelişmeyi gördükten sonra Nahcivan'a doğru hareket ediyoruz. Yanımızdan geçen tankerler, gümrük kapısındaki araç kuyruğuna yetişebilmek için olanca güçleriyle yarışıyorlar. 1992 yılında sınır ticareti başladığında günde birkaç kez sınırın ötesine geçebilen araçlar, araba sayısının artması nedeniyle şimdi üç gün sıra beklemek zorunda kalıyorlar. Özellikle petrol taşımacılığının bıraktığı ‘‘tatlı para’’ Türkiye'nin dört bir tarafından Iğdır'a göçü de hızlandırmış. Kendilerine Iğdırlı bir ortak bulan Güneydoğulular, yol güvenliğinin Habur'dan daha sağlıklı olduğunu düşünerek tankerlerini Nahcivan Petrol Yolu'na kaydırdırıyorlar.

    Sınırı geçmek için bekleyen uzun kuyruğu aştıktan sonra Nahcivan'la bağlantıyı sağlayan Hasret Köprüsü'nü geçiyoruz. Köprünün iki tarafına asılı olan tabelalar dikkatimizi çekiyor. ‘‘Vatan serhaddan başlıyır’’, ‘‘Bayrakları bayrak yapan üzerindeki kandır’’, ‘‘Toprak, eğer uğrunda ölen varsa vatandır. N Kemal...’’

    Iğdır'daki ‘‘son model’’ tankerlerden sonra Nahcivanlılar'ın kullandığı arabaları görünce adeta yüz yıl öncesine dönüyoruz. Dört tekerleği olan ne kadar araç varsa içlerine bidonlar doldurarak ‘‘tanker’’ haline getirilmişler. Şerur kentinden aldıkları dört ton petrolü Türkiye'ye satmak isteyenlerin oluşturduğu kuyruklar yollara sığmadığı için araçlar dağların eteklerine kadar yayılıyor. Günde yalnızca 500 aracın geçmesine izin verilen gümrük kapılarında günlerce sıra bekleyen sürücülerin ihtiyaçlarını karşılamak için yol kenarlarına küçük marketler kurulmuş. Sigara, ekmek, kola en yüksek fiyatlarla satılıyor. Kısaca herkes bu işten bir pay alabilmek için tezgah kurmuş.

    Şerur kentine yaklaştığımızda Nahcivanlı sürücü, dağların eteklerindeki büyük siyah yakıt depolarını, tebessüm ederek gösteriyor. ‘‘İşte Dallas'a geldik. Şunlar da petrol kuyuları...’’

    TÜRKİYE ANAVATAN

    Eskiden üzüm bağlarıyla dolu olan arazilerde şimdi yanyana dizilmiş devasa yakıt depoları görülüyor. Nahcivanlılar'ın ‘‘köşeyi döndüklerini’’ düşünüyoruz. Ancak konuştuğumuz tanker sürücüleri durumun hiç de göründüğü gibi olmadığını söylüyorlar. İddialara göre Nahcivan'daki petrol gelirinin büyük bir bölümü tek bir kişinin elinde toplanıyor. Halk arasında ‘‘Ceyar’’ olarak nam salan Gümrük Müdürü Mübariz'de. Hal böyle olunca da Nahcivanlılar petrolden gelen paranın ancak küçük bir bölümünün kendilerine ulaştığını söylüyorlar.

    Şerur'dan Nahcivan kentine doğru ilerleyince bu kez de İran plakalı büyük tanker kuyrukları beliriyor. Ermenistan'la devam eden savaş yüzünden Bakü petrolü, İran üzerinden Nahcivan'a ulaşıyor. Şerur kentinde depolanan petrol daha sonra küçük araçlarla Türkiye'ye satılıyor.

    Nahcivan'la Türkiye arasında 1996 yılında başlayan petrol taşımacılığı Nahcivanlılar için tek gelir kaynağı. İsmini vermek istemeyen F. K. adındaki ilkokul öğretmeni, ‘‘Savaştan sonra elimizde avucumuzda hiçbir şey kalmamıştı. Bir kardeşim şehit oldu, onun çocukları da benim üzerime kaldı. Öğretmen maaşıyla geçinmemiz mümkün değildi. Önceleri başkasının arabalarında şoförlük yapıyordum. Her seferinde anavatana (Türkiye'ye) en fazla dört ton mazot taşıyordum. Biraz para toplayınca kendime külüstür bir araba alabildim. Eskiden gidiş geliş kolay oluyordu. Şimdi tanker sayısı arttığı için sıraya giriyoruz. Hadi sıraya da razıydık ama Mubariz'in arabalarından bize fırsat kalmıyor ki. Yine de çok şükür. Bundan başka para kazanacak bir işimiz de yok’’ diyor.

    Nahcivan'da üniversitedeki öğretim üyesinden memurlara kadar herkes petrol taşımacılığı işine girmeye çalışıyor. Çünkü Türkiye'ye yapılan her seferde kazanılan para, neredeyse Nahcivanlı profesörün bir yıllık kazancını aşıyor. Ellerinde avuçlarında ne varsa satarak hurda bir araba almak için uğraşıyorlar. İçine bidonlar yüklenen eski bir minübüs bile tanker haline getirilebiliyor. .

    GAZEL'İN ÇEKTİĞİ

    Yılda 1 milyon 300 bin ton petrolün taşındığı karayolu ve gümrük kapıları böylesine büyük bir araç trafiği karşısında yetersiz kalıyor. Yalnızca mesai saatleri içinde geçiş yapabilen ‘‘tanker’’lerden herkes bir miktar para koparmanın yolunu arıyor. Özellikle Nahcivan tarafında araç başına resmi olmayan yollardan yüz dolar alınırken Türkiye tarafında işler daha düzenli yürüyor.

    İran üzerinden Nahcivan'a getirilen mazotun zaman zaman bozuk çıkması nedeniyle Türk Standartları Enstitüsü sınır kapısına bir kalite kontrol istasyonu kurmuş. Bu arada belirlenen kotanın üzerinde petrol taşımak isteyen üçkağıtçılara karşı sınıra bir de tartı kantarı konulunca geçişler biraz daha zorlaşmış. Küçük araçlarla Nahcivan'dan taşınan petrol, Iğdır'daki istasyonlardan büyük tankerlerle Türkiye'ye dağıtılıyor.

    Iğdır Valiliği'nin yol güvenliğini tehdit ettiği gerekçesiyle eski araçları Türkiye'ye sokmak istememesi Nahcivanlılar'ı daha da zor duruma düşürüyor. Aynı dönemlerde Rusya'da yaşanan ekonomik kriz Nahcivanlılar'ın işine yarıyor. Daha önceleri 6500 dolara satılan Gazel marka Rus kamyonetlerin fiyatı Nahcivan'da 2500 dolara kadar düşünce Nahcivanlılar bunlardan almaya başlamış. Ancak aşırı yükledikleri petrol nedeniyle kısa zamanda bozulan Gazel kamyonetlerinin kötü bir şöhret kazanmasına neden olmuşlar. Gazel'in Rusya'daki fabrikası ‘‘cinlik’’ yaparak durumu kurtarmaya çalışıyor. Fabrika ilanlarında farlarından gözyaşı döken Gazel marka kamyonetlerin fotoğrafları kullanılıyor, altında ‘‘Ne olur beni Nahcivan'a vermeyin’’ yazısı yazılı...

    Petrol üçkağıtları

    Nahcivan'da devlet denetimi gevşek olduğu için, yanmış yağla gazyağını karıştırarak mazot diye Türkiye'ye yutturmaya çalışan uyanıklar var. Bunlar yüzünden, bir çok insanın arabasının motoru bozulmuş durumda.

    Nahcivan, ihale açarak İskenderun'a getirilen petrolün nakliyesini Türk firmalara veriyor. Ancak bazı uyanık tanker sürücüleri Nahcivan'a gidecek petrolü Türkiye'de satıyor ve yerine su doldurarak Nahcivan'a gidiyor. Bugüne kadar bu yöntemi uygulayan 25 tanker yakalanmış ve ticaretten menedilmiş.

    Gözaltına alındık!

    Nahcivan'da konuyla ilgili olarak araştırma yaptığımız sırada bir subay tarafından gözaltına alınıyoruz. Yaklaşık üç saat karargah önünde tutulduktan sonra fotoğraf makinamıza ve filmlerimize el konuyor. Daha sonra bir başka subay tarafından otelimizde gözetim altına alınıyoruz. Bir sonraki gün Sınır Komutanı Binbaşı Sahip Şükürov'un karşısına çıkarılıyoruz. Şükürov makam odasında bize çay ısmarlayarak casus olup olmadığımızı öğrenmeye çalışıyor. Ardından ağzındaki baklayı çıkarıyor:

    ‘‘Şimdi bu petrol işini haber yapmak vatan hainliğidir’’ diyor. ‘‘Eğer siz bunu haber yaparsanız Ermeniler sınırlarımızdan geçen arabaların sayısını öğrenirler. İran'la Ermenistan arasında her zaman böyle ticaretler oluyor ama ülkelerinin menfaati gereği onlar haber yapmıyorlar’’ diye devam ediyor. Zar zor casus olmadığımız anlattıktan sonra makina ve filmlerimizi alıyoruz. Sınır komutanı makam arabası Mercedes jipine binerken hala kuşkulu bir şekilde bizi süzüyor.



    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı