Eğitim Haberleri

    Müziğin öğrencilerdeki dönüştürücü etkisi

    Prof. Sibel Atal DEVRİM - İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı Müzik Bölümü Başkanı
    23.02.2015 - 09:00 | Son Güncelleme:

    Çeşitli gelişimsel evrelerde örneğin ergenlik çağında uyum, kendini ifade, duygu kontrolü gibi sorunlar yaşayan gençler için müzik, özellikle de bir enstrüman çalmak, söz konusu sorunların aşılmasında ve enerjinin doğru yöne aktarılmasında büyük fayda sağlar.

    Sanat, ilkçağlardan bu yana insanın yaşamı yüceltme, daha anlamlı kılma, duygu ve düşüncelerini farklı yollarla ifade edebilme çabalarının sonucu olarak ortaya çıktı. Bu amaçla gelişen sanatın birçok dalları arasında müziğin insan üzerindeki etkileri oldukça önemli. Müziğin beyin dalgalarını yavaşlatıp düzenleyebildiği, solunumu ve kan basıncını etkilediği, beden hareketlerini ve koordinasyonu geliştirdiği, endorfin düzeyini yükselttiği, üç boyutlu algıyı, hafızayı ve öğrenmeyi güçlendirdiği bilimsel olarak kanıtlandı.

    İnsan üzerinde böylesine değişimlere sebebiyet verebilen müziğin hatta bazı hastalıklarda medikal tedaviyi destekleyici unsur olarak da kullanılması bilinen bir gerçek. Bu kadar önemli bir sanat dalının gençler ve öğrenciler üzerindeki etkileri de doğal olarak çok kapsamlı. İster dinleyici ister yorumcu olarak olsun, müzik sanatını içselleştirebilen bir insanın yaşam kalitesi, düşünme becerisi, algısı ve hayata bakışı bambaşka bir boyuta ulaşabilir. Özellikle küçük yaşlarda başlamak üzere bir enstrüman çalmak, öğrenmeye çalışmak, kişinin öz disiplinini geliştirdiği gibi, sağ-sol beynin aynı anda çalışabilmesini de zorunlu kıldığından zihinsel becerileri önemli oranda geliştiren bir aktivite.

    Çeşitli gelişimsel evrelerde örneğin ergenlik çağında uyum, kendini ifade, duygu kontrolü vb sorunlar yaşayan gençler için de müzik, özellikle de bir enstrüman çalmak, söz konusu sorunların aşılmasında ve enerjinin doğru yöne aktarılmasında büyük fayda sağlar. Genç birey, müzik yoluyla kendini daha rahat ifade edebilir, duygusal gelgitlerini dinginleştirebilir, yaşaması olası aşırılıklardan bu şekilde uzaklaşabilir, bir nevi rehabilite olur. Müziğin, yalnızca zihinsel ve fiziksel anlamda değil, sosyal dönüştürücü bir eleman olarak da etkisi yadsınamaz.

    Müziğin dönüştürücü işlevselliği tüm dünyaca kabul görmüş olduğundan artık müzik aracılığıyla sosyal sorumluluk projeleri de gerçekleştiriliyor. Örneğin Venezuella’da başlatılan “El Sistema” da bu çalışmalardan biri. Bu proje çerçevesinde ülkede suç oranının yüksek olduğu bölgelerde maddi gücü yeterli olmayan ailelerin çocuklarını sokaktan çekip çıkarmak, onları kendine güvenen, hayata olumlu bakan, mutlu, üretken bireyler haline getirmek için enstrüman eğitiminden yararlanılıyor. Bunun sonucunda, söz konusu çocuklar bir senfonik orkestra oluşturup çoksesli klasik batı müziği repertuvarının en zor eserlerini çalabilecek düzeye getiriliyor ve dünyanın önemli salonlarında konserler veriyor.

    Ailelerinin profiline bakıldığı zaman bu dönüşümün ne denli mucizevi olduğu çok net görülebiliyor. “El Sistema”nın başarısı, müziğin gençler ve çocuklar üzerindeki dönüştürücü etkisini kanıtlayan en güzel örneklerden biri. Şimdilerde Türkiye’de de bu tip girişimlerde bulunuluyor, ki bunlar ülkemiz adına çok umut verici gelişmeler. “El Sistema”nın benzeri bir çalışma “Barış için Müzik” adı altında Türkiye’de yapılıyor. Bu proje, “El Sistema”nın kurucu ve yöneticileri tarafından da destekleniyor, ortak çalışmalar gerçekleştiriliyor. Öte yandan müziğin her türü yukarıda değinilen olumlu etkileri yaratmayabiliyor. Gençleri yıkıcı, depresif ve isyankar bir ruh haline büründürüp onları işlevsiz kılan, hatta uyuşturucu kullanımını teşvik eden, bizim müzik olarak bile değerlendiremeyeceğimiz örnekler de var ne yazık ki.

    Kişisel tercihler ve seçme özgürlüğü bir yana, gerçek sanat müziğinin yaygınlaştırılması ve genç nesillere sevdirilebilmesi bir ülkenin geleceği için büyük önem taşıyor. Bu konuda doğru bir devlet politikası oluşturulmasının yanı sıra, genel anlamda eğitim kurumları ve özellikle müzik eğitimcilerinden görsel-işitsel yayın organlarına, bu alanda destek verebilecek toplumsal kuruluşlara kadar tüm birimlere büyük sorumluluk düşüyor. Belirleyici konumdaki bu kurumların kendilerini geliştirmeleri, bu konuda başarıya ulaşmış ülkelerle iletişim içinde olmaları, eksiklerini hatta yanlışlarını belirlemeleri ve birbirleriyle işbirliği içinde olmaları gerekiyor. Her anlamda sağlıklı, özgüveni tam, geleceğe umutla bakan, dinamik genç nesiller yetişmesi için bu olmazsa olmaz bir gereklilik.


    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı