« Hürriyet.com.tr

Müze gibi pazarlar

Bu müze gibi pazarlarda gezinirken, kendinizden geçeceğinizden, ağzınızın suyunun gürül gürül akacağından adım gibi eminim. Bu mekânlardaki görüntülerin, bir müzede gördükleriniz kadar sizi heyecanlandıracağından şüpheniz olmasın.

Mehmet YAŞİN
X

Önden Noel, ardından yeni yıl derken, aralık ayının ikinci yarısında dünyada iş yaşamı frene basıyor. Bu tatil döneminde Hıristiyan dünyasının büyük bölümü evine çekilse de azımsanmayacak sayıda insan da yollara düşüyor. Türkiye’de, özellikle büyük kentlerde yaşayanlar da tatillerinin bir bölümünü bu günlerde kullanıyor. Kimi sıcak bir yere kapağı atıyor, kimi ışıl ışıl süslenmiş Avrupa kentlerinde soğuk kış günlerini ısıtmaya çalışıyor, kimileri de yeni yıl ucuzluğundan faydalanmak için dünyanın dört bir yanına dağılıyor. Bu hafta, nedeni ne olursa olsun yollara düşecek olan gezginlere lezzetli öneriler sunacağım.

Mehmet YAŞİN

VİYANA
Lezzet tapınağı: Naschmarkt

Müze gibi pazarlar

Viyana, Noel öncesinde gelinlik kızlar gibi süslenir. Caddeler rengârenk ışıklarla aydınlanır, meydanlar baharatlı sıcak şarap kokar, Noel pazarları, çeşit çeşit hediyelik eşyalarla müşterileri çekmeye çalışır. Bu aylarda Viyana’da hava soğuk olur. Herkes kalın paltolar içinde gecenin tadını çıkarmaya çalışır. Lokantaların buğulanmış camlarının ardında çok lezzetli şinitzeller yenir.

Bu görüntülerin çoğu kentin merkezinde gerçekleşir. Ama merkezin biraz daha dışında da çok renkli mekânlar vardır. Bunların başında Naschmarkt gelir. Viyana’da iki düzineye yakın pazar yeri olmasına rağmen, burasının yeri ayrıdır. Aslında görüntüler bize pek yabancı değil. Satıcıların mallarını satmak için davetkâr bağırışları, Türk pazarlarını andırır. Zaten bu pazarda birçok Türk satıcıya rastlamanız mümkün.

Bu pazarın geçmişi 16’ncı yüzyıla kadar gidiyor. O zamanlar da kentin en önemli meyve ve sebze pazarıymış. Benim için bu pazar yeri, aynı zamanda lezzetli yemeklerin birbiriyle yarıştığı bir lezzet tapınağıdır. Eğer zayıflamak gibi bir derdiniz varsa buraya uğramamanızı öneririm. Bir köşede Viyana’nın ünlü şinitzeli, diğer tarafta sıcak lahana turşusu üstünde sosisler, elmalı turtanın en lezzetlisi, bizim kebapçılar ve dönerciler, Çin mutfağından lezzetli örnekler, Balkan mutfağının köfteleri, börekleri.

Naschmarkt’ta etrafa yayılan kokular öylesine lezzetli ki, insanda ne irade bırakıyor ne de direnç. Bu pazarda dolaşırken insanın aklında tek düşünce oluyor: Nerede, ne yiyeyim?

aschmarkt pazar günleri kapalı. Eğer cumartesi günü giderseniz, hemen yanı başında kurulan bit pazarını da gezmenizi öneririm.

PARİS
Bir Afrikalı: Marche d’Aligre

Müze gibi pazarlar

Pazar günleri çoğu yer kapalı, alışveriş durur. Ama bir yer var ki, orada satıcılar müşterilerini ağırlamak için erkenden dükkânlarını açar. Burası 12’nci bölgedeki Marche d’Aligre. Bu mekân, gülsuyu, baharat kokularıyla Fransa’dan çok Kuzey Afrika ülkelerindeki çarşıları çağrıştırır. Bu kapalı pazar yerinin kuruluş tarihi 1800’lü yılların başlarına rastgelir. Bana biraz Mısır Çarşısı’nı andıran pazar yerinde, Fransızların ünlü peynirlerinin karşısından bir türlü ayrılamam. Satıcılar, burada bin çeşitten fazla peynir olduğunu öne sürerek beni hep hayrete düşürür. Karşısından ayrılamadığım bir başka vitrin de şarküteriler olur. Bu vitrinlerde sergilenen yiyecekler insanın aklını başından alır. Av hayvanları satan dükkânlar, kasapların tablo gibi vitrinleri, kaba saba köy ekmeklerinin baştan çıkartan kokuları, turtaların tahrik edici görüntüleri... Müşteri çekmek için her türlü yolu deneyen Cezayirli, Faslı, Tunuslu satıcılar... Bu pazar, benim için keyifli bir hafta sonunun en doğru adresi.

BARCELONA
Katalanların lezzetli pazarı:
Mercat de La Boqueria

Müze gibi pazarlar

Barcelona’da, La Rambla Caddesi’ni bilmeyen yoktur. 24 saat yaşayan, renkli, eğlenceli, kalabalık bu cadde, kentin merkezinden başlar, denizle son bulur. La Boqueria, işte bu caddenin üstünde yer alır. Burası sadece lezzetli yiyeceklerin satıldığı bir pazar yeri değil. Kente gelen turistlerin de uğrak yeri. Onun için günün her saatinde ana-baba gününe dönüşür.

Tezgâhlar Brugel’in tablolarını andırır. Bir yanda meyve kuleleri, diğer yanda çeşit çeşit sebzeler, her türlü deniz mahsulünün ve balığın bulunduğu balıkçı tablaları, onlarca mantar çeşidiyle dolmuş sandıklar, insanın aklını başından alan peynir yığınları... Hele o şarküteriler yok mu? İnsanı baştan çıkartan jambonlar, “beni ye” diye çığlık çığlığa bağıran acılı sosisler, sakatatçılar.

Mutlaka unuttuklarım vardır, çünkü burada satılanlar say say bitmez. En renkli fotoğrafları burada çekeceğinizden emin olabilirsiniz. 1840 yılından beri kapıları açık olan La Boqueria’da sadece alışveriş olmaz, çok lezzetli tapaslar da yenir. Pazarın çeşitli yerlerindeki küçük tapas barlarında Katalan mutfağının lezzetlerini tatmak olası.

Barcelona’ya gittiğinizde bu pazara uğramanızı öneririm.

BUDAPEŞTE
Macar lezzetlerinin birleştiği pazar:
Központi Vasarcsarnok

Müze gibi pazarlar

Budapeşte, Orta Avrupa’nın en güzel kentlerinden biri. Gezilecek, görülecek çok yeri var. Tuna Nehri’nin süslediği bu kent, güzelliği kadar lezzetli. Bu lezzetlerle tanışmak istiyorsanız size Központi Vasarcsarnok’a gitmenizi öneririm. 1897’de yapılan bu kapalı pazarın girişi, portakal renkli tuğlalarla süslenmiş. Burası bir pazar yeri kapısından daha çok, bir katedral kapısını andırır. Binanın çatısı camla kaplı. Alt katta, Macaristan’ın lezzetli peynirlerini, şarküterilerini, baharatlı salamlarını, kadife gibi pürüzsüz kazciğerlerini, havyarlarını, tadı dillere destan paprikalarını, Tokay şaraplarının her çeşidini bulmak mümkün.

Daha serin olan bodrum katı balıkçılara ayrılmış. Çeşitli sebzelerden yapılan ilginç turşuları da bu katta bulabilirsiniz. Benim en çok oyalandığım katsa lokantaların yer aldığı bölüm. Burada gerçek ‘gulaş’ın tadını öğrendiğimi söyleyebilirim. Ayrıca paprikalı tavuk da damağımda unutulmaz tatlar bıraktı. Uzun uzun pişen ilik yemeği için, yediğim en lezzetli yemeklerden biriydi diyebilirim.
Bu kapalı pazarda, Macaristan mutfağı ile tanışabilir, birçok lezzetin tadına bakabilir, ilginç malzemeler satın alabilirsiniz. Paprika biberini unutmamanızı öneririm. Bu lezzet tapınağı pazar günleri kapalı. Onun için cumartesi günleri çok kalabalık oluyor. Sabah erkenden gitmenizde yarar var.

MÜNİH
En kıymetlisi: Victualienmark

Müze gibi pazarlar

Eğer Bavyera hakkında bilgi sahibi olmak istiyorsanız, eski belediye binasının hemen arkasındaki bu çok özel pazara gitmenizi öneririm. Kestane ağaçlarının gölgelediği bu pazar yerinde, her gün yaklaşık 150 pazarcı tezgâh açıyor. Ama kimin saat kaçta tezgâhını hazırlayacağı belli olmuyor.

Taze sebze-meyvenin yanı sıra şarap, et, peynir taze sıkılmış meyve suyu, çeşit çeşit baharatları da satın almak mümkün. Pazarın çevresindeki bira bahçelerinde yörenin yemeklerini yiyip, lezzetli biralarının tadına bakabilirsiniz. Sokak müzisyenlerinin konserlerini birkaç euro bahşişle dinlemek mümkün. Size önerim, sandviçin arasına sıkıştırılmış bir bavyera sosisinin tadına bakmanız. Damağınızda unutulmaz tatlar kalacaktır.

Kaynak: Mehmet YAŞİN

Seyahat HaberiSeyahat Haberi
Erkeklerin gelin olduğu ilginç ada!
GezginGezgin
Dünyadaki 197 ülkenin tamamına ayak bastı
Seyahat HaberiSeyahat Haberi
36 saatte Şanghay
Gezgin Gezgin
Noel Baba, Anadolu’nun selamını getirdim
Seyahat HaberiSeyahat Haberi
Avrupa’nın gece hayatı en iyi 10 şehri
Seyahat HaberiSeyahat Haberi
Haftanın kaçırılmaması gereken seyahat ve gezi fırsatları