Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Müzakerede esneklik olabilir mi?

DEVLET Bakanı ve Başmüzakerecimiz Ali Babacan, çarşamba günü düzenlediği basın toplantısında Avrupa Birliği yolculuğunun güzergahı hakkında ayrıntılı bilgi verdi.

Babacan, müzakere heyetinin yapısını anlatırken ‘esnek ve dinamik’ sıfatlarını kullandı.

Doğru. Önümüzde çok dinamik bir süreç var.

Avrupa Birliği ile bizim mevzuatımızın inceleneceği tarama sürecinden sonra, taranması biten fasıllar, Hükümetlerarası Konferans’ta 25 üye ülkenin onaylaması halinde müzakereye açılacak.

Yasal uyum çalışmalarının yanı sıra, köklü toplumsal değişim projelerini de geliştirmek gereken bu süreç gerçekten de dinamizm gerektiriyor.

Ama esneklik konusunda aynı şeyi söylemek mümkün değil.

Önümüzde kesinlikle esnekliği kaldırmayan bir süreç var. Esneklik adı altında, örgütsüzlüğe prim vermek, işleri oluruna bırakmayla sonuçlanacaktır, hiç şüpheniz olmasın.

Müzakere için ‘devasa bir örgüt’e gerek yok belki ama Babacan’ın dediği gibi, ‘tüm uygulayıcı birimlerin bu sürecin sahibi olacağı’nı farz etmek, sonunda işi ortada bırakmaya yol açabilir.

Tüm aday ülkelerde müzakere sürecinin en önemli koşulu, sürecin sahibinin olmasıydı.

Hatta, Avrupa Birliği’nin yeni üyeleri müzakere sürecinde insan ilişkilerinin önemini hep anlattılar.

Evet, bakanlıkların bu süreçte aktif olarak en üst seviyede devrede olması gerekiyor ama işi yürütecek olanlar, yani Brüksel’in görüş ve önerilerini uygulayıcı kurumlara aktaracak, onların pozisyonunu Brüksel’e iletecek olanların özel olarak bu işle görevlendirilmeleri gerekiyor.

Ve tabii, çok iyi dil bilmeleri, Brüksel dilini anlayıp değerlendirebilmeleri, iyi ilişki, hatta dostluk kurmaları gerekiyor.

Slovenyalı bir müzakerecinin sözlerini unutmuyorum. ‘Brüksel ile iletişim çok önemli’ demişti ‘Müzakere sürecinde biz birbirimizi çok iyi tanıdık. Şahsi dostluklar kurduk. Brüksel’e sürekli yeni simalar gönderirseniz bu ilişki kurulmaz. İyi dostluklar sayesinde, bazı fasılları, verdiğimiz söze güvenerek kapattılar.’

* * *

MÜZAKERE
yapılanmalarında, Brüksel ile siyasi ilişkilerin koordinasyonu Başbakan ve Bakanlar seviyesinde. Ama değişimin esas itici gücü ‘çekirdek grup’.

Bizim müzakere yapılanmamızda ise değil bir çekirdek grup, sorumlu bile yok.

Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Ali Babacan, ‘Avrupa Birliği çalışmalarını hiçbir grubun tek başına üstlenemeyeceği’ açıklaması da bunu gösteriyor.

Bir işin ne kadar çok sahibi varsa o kadar başı boşu demektir.

Bu süreçte ekonomik kuruluşlar, sendikalar, meslek örgütleri ve tüm sivil kuruluşlar nerede?

Ayda bir kez toplanmakla sivil toplumu müzakere sürecine katılımı sağlanacak mı?

Babacan’ın, ‘Tüm sivil topluma, üniversitelere, herkese ihtiyacımız var’ açıklaması da çok güzel ama yetersiz.

Müzakere sürecinde sıkı bir örgütlenmeye ihtiyaç var. Avrupa Birliği ile uyumu sağlayacak köklü dönüşümü sağlayacak olan bu örgütlenme.

Kimse kimseyi kırmasın, kimse kimsenin iktidar alanına sarkmasın endişesiyle yürütülebilecek bir süreç değil bu.

Zaman içinde en etkili çözüm bulunur. Evet öyle, zaten bu işin başından beri herkes önümüzde çok ama çok uzun yıllar olduğunu tekrarlayıp duruyor. İsteksiz Avrupalıların söylemini neden bu kadar benimsediğimizi de anlamış değilim. ‘En kısa zamanda’ hedefini koyarak yola çıksak daha iyi olmaz mı? Çalışmalara bu vizyonla başlamak belki daha sıkı bir örgütlenme modeli gerektiğini düşündürürdü bize.
X