Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Müzakere kolay kalplere girmek zor

Türkiye, Avrupa ile ilişkilerinde -göreceksiniz- tarım veya çevre müzakerelerinde o kadar zorluk çekmeyecek. Bizi asıl zorlayacak olan 10-15 yıl içinde Avrupa halklarının sempatisini kazanmak olacak. Yüzyılın imajını silmek için çok çaba harcamamız gerekecek.

Şu sıralarda hepimiz, AB ile tarama görüşmelerinin nasıl geçeceğini konuşuyoruz. Müzakerelerin ayrıntılarını tartışıyor, tarım gibi zorlu bölümlerin altından nasıl çıkabileceğimizin hesaplarını yapıyoruz. Böylesine güç bir sürecinasıl yaşayacağımızı konuşuyoruz.Genel tahminler bu müzakerelerin kolay kolay bitirilemeyeceğiyönünde. Yani, tam üyeliğimizin önündeki engellerin başında bu ekonomik müzakeresürecini görüyoruz.

 

Bence, bu yaklaşım çok yanlış.

 

Evet, ekonomik alandaki müzakereler kolay olmayacaktır, ancak tam üyeliğimizin önündeki asıl engel “ekonomi” değil, Avrupa kamuoyundaki Türkiye imajıdır.

 

Türkiye’nin ekonomik yönden AB’ye uyum sağlayabilmesi için para ve hükümetlerdeki siyasi cesaret yeterlidir. Siyasi cesaret reformların gerçekleşmesini sağlayacak, özelleştirme ve yabancı yatırımlarda siyasi cesareti arttıracaktır.

 

10 yıldır gümrük birliği içinde yaşayan Türk ekonomisi değişim sürecinin önemli bir bölümünü atlatmıştır. Geriye kalan daönemlidir, ancak altıntan kalkılamayacak  cinsten değildir.

 

Dediğim gibi, para ve siyasi cesaret Türkiye’yi müzakerelerin son aşamasına kadar getirebilir. Bütün ekonomik veya siyasi engelleri kolaylıkla aşabilir.

 

Ancak bir koşulda... O da, önümüzdeki 10-15 yıllık süreç içinde Avrupa halkının kalbini ve sempatisini kazanabilirse.

 

Emin olun,işin bu yönü, ekonomik müzakereler veya Kopenhag kriterlerine uyumsağlamaktan çok daha zordur.

                                             *                    *                    *

 

İMAJIMIZI DEĞİŞTİRMEDEN HİÇBİR YERE GİDEMEYİZ

 

Türkiye’nin Avrupa kamuoyundaki imajı kötüdür. Bunun nedenlerini yanda sıralamaya çalıştım.

 

Benim burada anlatmak istediğim, Abdullah Gül ve Ali Babacan’ın müzakerelerden çok, iletişim Politikalarına özen göstermelerinin daha hayati olduğudur. Zira unutmayalım ki, müzakerelerde başarı kazanılabilir, ancak Avrupa halklarının kalbi kazanılmazsa, Türkiye AB’yetamüye olamaz. Hiçbir AB hükümeti bu yıl gösterdiği siyasi özveriyi göstermez.

 

Unutmayalım ki, müzakereler bittikten sonra, Türkiye’nin tam üye olup olmaması;

 

    Avrupa Parlamentosunun onayına bağlıdır.Ardından, Fransa ve Avusturyabu konuda referanduma gidecekler ve halklarına soracaklardır.En sonunda da, 25 ülke parlamentosu teker teker anlaşmayı onaylamak zorundadır.

 

İşte Türkiye’nin önündeki asıl engel budur: Avrupa kamuoyu...

 

Biz genelde kamuoylarınıbiraz hafife alırız. Bunu eş dost veya bir arkadaşa verip halledeceğimizi sanırız. Fazla para harcamadan, biraz lokum biraz fındıkla işin içinden çıkacağımıza inanırız.

 

Bu defa, hayır başaramayız.

 

Bu defa uzun soluklu, işin ehline verilecek ve çok para harcanması gereken bir sürece giriyoruz.

 

Sizler, istediğiniz kadar müzakerelerdebaşarılı olun. Avrupa halkının kalbini kazanamazsak, hiçbir yere varamayız.

                                             *                    *                    *

 

AVRUPADAKİ TÜRK İMAJI NEDEN KÖTÜ

 

    Herşeyin başında, Osmanlılardan kalma, Avrupayı istila etmek istelen Türk imajı her Avrupalının kafasına kazınmıştır. Avrupa eğitim kitapları ve müzeleri, kelle kesip küçük tepecikler yapmış Türk savaşçılarıyla doludur. Bugüne kadar gelen -“barbar-kaba Türk”-  imaj, o eski dönemlerin tortusunu taşımaktadır.1960-1980 arasında yaşanan askeri 3 darbe, asılan politik liderler, soğuk savaş dönemindeki solcu avı, insan haklarına değer vermeyen, işkenceyi geçerli bir istihbarat toplama metodu gören yaklaşımlar, Kıbrıs harekatı, 1980-90’larda PKK terörüne karşı mücadelede ölçünün kaçırılmasıyla ortaya çıkan Susurluk yaklaşımı, yakılıp yıkılan köylerin kimselere anlatılmaması.Özellikle 1980-1983 arasında vatandaşlıktan atılan (solcu, kürt militan, İslamcı) binlerce Türk’ün çeşitli Avrupa başkentlerinde son derece sert bir Türk aleyhtarı lobi oluşturmaları. Bu lobiye sonradan Rum, Kürt ve Ermeni lobilerinin de katılması ve Türk imajını yıllar boyunca yerle bir etmeleri.1960’lerden itibaren, Anadolunun en ücra köşelerinden çıkıp İstanbul’u dahi görmeden Avrupaya işçi olarak giden ancak değişmek yerine daha da muhafazakarlaşıp gettolar içinde yaşayan 2.5 milyon Türk vatandaşının yarattığı (kimi dindar, kimi köktendinci, kimi kürt milliyetçisi) son derece olumsuz izlenim.Avrupalı’nın müslüman olanlara genelde ön yargılı bakması. Her müslümanı Irak’taki olaylarla, Bin Laden ile özelleştirmek gibi biralışkanlığa girmesi.
X