Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Muzaffer Tema’nın ölümü

“Yeşilçam”ın hayatta kalabilmiş “en yaşlı” oyuncusu Muzaffer Tema 4 Ekim 2011 Salı günü öldü. 92 yaşındaydı.

“Yeşilçam”, artık geride kalmış bir sinema anlayışını simgeleyen bir dönemin adı olarak, Türk Sinema Tarihi’nde yerini almıştır. Muzaffer Tema da o dönemin en parlak “yıldız”larından biridir.
Yıldız göktedir de, ya yerdeki yıldızlar!
Tema’nın uzun bir ömür sonu ölümü göstermiştir ki, “yerdeki yıldızlar” bir gün sönüp gidecek ışıltılarına kapılıp kalmış olmalılar ki, Yeşilçam’a yol döşeyip yollarını aydınlatanları karanlıkta bırakmamak gibi bir “vefa” duygusu bile edinememişlerdir.

* * *

“Yeşilçam Sineması”, kuşku yok, bir “yedinci sanat” değildir. Böyle bir kaygısı da olmamıştır zaten. Yıllarca adları film afişlerinden inmemiş, seyircinin gönlünde “taht” kurmuş nice “yıldız” gelip geçmiştir de, bir tanesinin olsun hiç olmazsa, “yıldız”lıktan çıkıp “sanatçı” diye yurt dışında adı bilinir olsun.
1964’te Berlin Film Festivali’nde Altın Ayı büyük ödülünü kazanan Metin Erksan’ın “Susuz Yaz”ına kadar Yeşilçam, kendi sokağında oyalanır durur. Ya sonrası?
 Sanata açılmış bir yol varken Yeşilçam, “seks” deyip soluk almaya koyulur. O solukta da “yıldız”lar birer birer söner. Muzaffer Tema da, o süreçte görünmez olup gidenlerdendir.

* * *

İstanbul’da Devlet Senfoni Orkestrası’nda flüt sanatçısı iken “yakışıklı” olduğu için sinema dünyası içine çekilip de 1948’deki ilk filmi “Çığlık” ile başlayan o inişli çıkışlı serüvenin içine 139 film sığdırmış Muzaffer Tema.
Amerika’ya gidip Hollywood kapısından girebilen “ilk” kişi de o. İki filmlik bir atak ve sonrası uzun süren bir Amerika yaşantısı.
O Amerika günleri, bir biçimde benim de yoluma çıkıvermiştir. Kız kardeşim İnci ile son ve yedinci eşi olarak evlenişi de, o günlerin getirdiklerindendir. 92 yıl yaşamış olmanın getirdiği ağırlık, bütün özenli bakıma karşın, artık onun da taşıyamıyacağı bir yoğunluktaydı o son günlerinde.
Yine de bir sabahı bekledi, yeni bir günü gördü, öldü.
Öldüğü için göremedi, ne yaşamakta olan “yıldız”ların, ne televizyonlarda “yıldız” olmuşların, ne “yıldız” barındıran meslek kuruluşlarının “hiç göndermediği” bir demet çiçeği!
“Yeşilçam”, hayatına burnunu sokup da “yıldız” diye parlattığı bir yolcusunun daha ölümüne burun kıvırmıştı.
“Yeşilçam”a “hayat” vermiş nice insanın hayatlarının yoklukla, yoksullukla sona erdiği gerçeği, yaşamakta olan “yıldız”ların ışıltısında nasıl da parlıyor!
Doğrusu, sırıtıyor. Gerçek mi, yoksa onlar mı!

* * *

Muzaffer Tema, Türk Bayrağı’na sarılı olarak Kaymakamı ve Belediye Başkanı ile kalabalık eşliğinde, son on bir yılını geçirdiği Çeşme’de içten bir törenle, üzerine çiçekler konmuş olsa da, toprağına doğru uğurlandı.
Gökyüzünde yıldızlar! Görünür mü oradan, sen bir vakitler “yıldız” olsan da!
Bir hatıradır belki yokluğun, artık “Yedinci Sanat” olan Türk Sineması’na.

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI