Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

“Muzaffer ordunun geçit töreni”...

Biri “Ülkücü” gelenekten geliyor. Bir emekli profesör. Ömrünün hiçbir döneminde “sol” ile, “hasım” olmaktan gayrı bir ilişkisi olmamış. Öyle “ikinci cumhuriyetçi” filan da değil. “Liberal” hiç değil.

Diğeri, “sol-liberal” sayılır. Tanınmış bir Marksist ailenin bugün bir gazete genel yayın yönetmeni olan mensubu. Roman yazarı. İlki ile benzerliği pek az.

İlki, Mümtaz’er Türköne; Zaman gazetesi köşe yazarı. İkincisi Ahmet Altan; Taraf gazetesi genel yayın yönetmeni. Mümtaz’er Türköne, 17 Kasım günü “Ordumuz bu savaşı kaybetti” başlıklı bir yazıya imza koydu. Bu başlığın altında yazı şöyle başlayıp sürüyordu:

“Sadece karargah, hala durumun farkında değil. Teaş içinde hasarı onarmaya, mevzileri muhafaza etmeye çalışıyor. Umutsuz biçimde çırpınıyor.

Artık yenildiğini fark etmesi durumu kabul etmesi gerek. Aksi takdirde daha çok zayiat verecek. Zarar büyüyecek.

Ordumuz bu savaşı kaybetti; çünkü bu savaş yanlış bir savaştı.

Bir ordu kendi halkına savaş açar mı? Kendi halkına savaş açan ordunun, işgal ordusundan ne farkı kalır? Silahının parasını, maaşını, askerini aldığı halkı düşman ilan eden bir ordunun zafer kazanma ihtimali olur mu?

Yanlış savaşlar kazanılamaz. Halkına karşı örtülü bir savaş yürüten ordu, kendisini var eden her şeyi tahrip etmeye girişir. Halkı hedef alınca, insanı koruyan devlet, devleti var eden hukuk ortadan kalkar; geride ne savunulacak bir ülke ne sarılacak değerler kalır.

Koskoca bir ordunun, iktidar oyununda oyuncak haline getirildiği bir savaş oyununun uzatmalarını izliyoruz. Ordu itibarını tüketiyor. Ordu güvenilirliğini yitiriyor. Ne için? Kaybettiği savaşı sürdürebilmek için.

Dünyanın en büyük ordularından biri olan ordumuzun komuta kademesinin bugün ne işle meşgul olduğunu düşünüyorsunuz? Bir belge ve onun altındaki imzanın gerçek olmadığını ispatlamak, öyle değil mi? Bunun için yapılan toplantıları, görevlendirilen kişileri, ilişki kurulan yargıçları, edilen telefonları, yapılan operasyonları gözünüzün önünde canlandırın.

Sonunda neye inanacağız? Belgenin gerçek olmadığına mı, yoksa savaşı kaybetmiş perişan ordunun, muzaffer bir ordu gibi geçit töreni yaptığına mı?”

Böyle yazmıştı Mümtaz’er Türköne, yazısının ilk yarısı olan bölümde.

Taraf gazetesinin önceki gün manşetine taşıdığı Deniz Kuvvetleri bünyesindeki bir “Cunta”nın, gayrımüslim vatandaşlarımıza ve halkın yüzde 47’lik oy desteğini almış iktidar partisine yönelik tüyler ürpertici “cinayet ve provokasyon planı”nı yayımlaması üzerine Genelkurmay’ın Taraf gazetesi için dün “suç duyurusu”nda bulunduğunu duyunca, Türköne’nin yazısını hatırlamak ve hatırlatmak gerekti.

***             ***       ***

Mümtaz’er Türköne, yukarıdaki satırları yazıp, bunlar yayımlandığında ortada “Kafes Operasyonu Eylem Planı” yoktu.

Bakın, bu yayım üzerine Başbakanlık’ın önceki gün “soruşturmanın gizliliği ve masumiyet karinesinin açıkça ihlali” gerekçesiyle tepki verdiği, dün de Genelkurmay’ın “suç duyurusu”nda bulunmasının hedefi olan, “yeni darbe planı”nın “yayıncı kuruluşu” Taraf’ın Genel Yayın Yönetmeni Ahmet Altan dün neler yazmıştı:

“ Karşınızdaki gücü azımsamayın.

Ordunun içinde hala ‘suikast’ planları yapan, bu suikastlar için silahlar hazırlayan, hükümeti devirmek için her yolu mubah sayan, her türlü felakete yol açabilecek birileri var.

Bizim dün yayımlayıp bugün de devamını verdiğimiz pan, benim bugüne kadar gördüklerim arasında en vahşi olanıydı belki de.

Beni asıl korkutan, bu tür planların, örgütlenmelerin çevresindeki koruma kalkanı.

Dün sabah, kaç televizyonda bu dehşet planıyla ilgili haber gördünüz?

Kaç internet sitesine girdi bu haber?

Kaç siyasetçi açıklama yaptı?

Kaç parti bu meselenin üstüne gitti?

Kaç hukukçu, kaç ‘baro’ bu planı lanetledi?

Hala medyada ‘Ergenekon’ örgütlenmenisini küçümsemeye çalışan yazılar yazılıyor, hala bu darbe ve suikast planlarının ciddiyetini törpülemeye uğraşan makaleler yayımlanıyor.

Cüppeleriyle sokaklarda yürüyen ‘barolar’ bu hazırlıkları görmezden geliyor.

Bütün bu tabloyu, bu ürkütücü ‘koalisyonu’ birarada görmelisiniz.”

***           ***       ***

Görüyoruz zaten. Özellikle medyada kimin nasıl, hangi ölçüler içinde “karartma”, “çarpıtma” ve “hedef saptırma”yla meşgul olduğunun da farkındayız.

Başbakan Tayyip Erdoğan, Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ ile “Kafes Operasyonu Eylem Planı”nın yayımlandığı gün bir buçuk saat görüşüyor, ardından Başbakanlık bu konuda ilk kez bildiri yayımlama gereğini duyarak, “Söz konusu iddialarla ilgilisoruşturma, ilgili yargı makamları tarafından soruşturulmaktadır. Soruşturmaya ilişkin bilgilerin basında yer alması, soruşturmanın gizliliği ve masumiyet karinesinin açıkça ihlalidir” diyor. Ve, dün de Genelkurmay, “masumiyet karinesi” üzerinden hareket ederek “kişi ve kurumları hedef alan davranış ve yorumlar” nedeniyle “suç duyurusu”nda bulunuyor.

Soruşturma sürecinin tamamlanmasını beklememiz gerekiyormuş.

Bekleyelim. Ama şunu bilerek bekleyelim:

Sonuç ne olursa olsun, o, “muzaffer ordunun geçit töreni” olmayacaktır.

TSK, “Cuntacı-Darbeci” pisliklerden tümüyle arındırılmadan da, öyle bir “geçit töreni”yapılmayacaktır.

X