Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Müstehcenliği tarif edemem ama gördüğüm zaman anlarım

Başlıktaki bu deyiş, aslında hukuk tarihine geçmiş ünlü bir karar. Amerikan Yüksek Mahkemesi’nin yargıçlarından Potter Stewart’ın 1964 tarihli bu kararı, ‘müstehcenliğin’ ne kadar öznel ve tarifi güç bir kavram olduğunu anlatıyor.

Dolayısıyla bu anlatım yaptırım güçlüğünü de ele veriyor. Oysa 1 Nisan’da yürürlüğe girecek yeni TCK, müstehcenlik kavramına hiçbir tanımlama getirmeden doğrudan cezayı kesiyor. En korkunç fatura da basına çıkıyor. Sübjektif değerlendirmeye açık bu maddeye göre müstehcen yazı, görüntü veya sözleri yayınlayan kişi altı aydan üç yıla kadar hapis cezasına çarptırılabiliyor.

Ünlü gazeteci Bob Woodward, The Brethren (Biraderler) adlı kitabında, Amerikan Yüksek Mahkemesi’nin müstehcenliği tanımlamak için büyük mücadele verdiği meşakkatli yılların perde arkasını anlatır.

Bu mücadele 60’lı yıllarda başlar ve 70’lerde de devam eder.

ABD’de ifade özgürlüğü anayasayla koruma altına alındığı halde yazı, söz ya da görüntüyle müstehcen ifade anayasal kalkandan yararlanamadığı için eylemin en doğru şekilde tanımlanması çok önemlidir. Bu nedenle Yüksek Mahkeme yargıçları belirli günlerini müstehcenlik şüphesi bulunan yayınları izlemeye ayırırlar. Örneğin yargıçların film günleri vardır. Mahkeme katipleriyle birlikte oturur, patlamış mısırlarını da alıp film seyreder ve hüküm bekleyen eserlerle ilgili kararlarını verirler. Bazı yargıçlar katiyen sınırlamadan yana olmadığı için bu filmleri izlemezler. Örneğin yargıç Hugo Black, ‘Ben o filmi izlemek istesem, gider parasını verir seyrederim’ diyerek film günlerine katılmayı reddeder. Onun yanı sıra William Douglas da o yıllar boyunca filmleri asla izlemeyen ikinci yargıçtır.

Seanslar sona erince katipler yargıçların eserle ilgili görüşlerini kağıda geçirirler. Bunlar hayli detaylıdır. Ancak kısaca örnek vermek gerekirse ‘Ereksiyon olmasaydı, oral seks hoş görülebilirdi’ gibi tuhaf sonuçlar çıkar.

Bu kararlardan biri de yargıç Potter Stewart’ın 1964 tarihli kararıdır: ‘Müstehcenliğin tanımını yapamam ama gördüğüm zaman anlarım.’ Diğer yargıçların tanımları ise genelde üç aşağı beş yukarı, toplumun o günkü değer yargılarına atıfta bulunur.

ABD’de bugün halen geçerli olan müstehcenlik tanımı 1973 yılında şekillenir. Buna göre, ciddi bir sanatsal, edebi, siyasi veya bilimsel değerden yoksun olan, cinsel istek uyandıran, saldırgan bir cinsel eylemi gösteren, zamanın toplumsal değerlerine aykırı her türlü materyal müstehcendir. Müstehcenlik hükmü ulusal değil, yerel standartlara göre verilir.

GÖRDÜĞÜM ZAMAN ANLARIM YORUMU

Ancak 2004 yılının şubat ayında Süper Kupa finali CBS televizyonundan canlı yayınlanırken bir kaza meydana gelir ve müstehcenlik tanımı altüst olur. Justin Timberlake’in Janet Jackson’un dekoltesini aralaması sonucu bütün Amerika üç saniye süreyle Janet’in meme ucunu görür. Kanal 550 bin dolar para cezasına çarptırılır. CBS temyize gider, diğer kanallar da canlı yayınları 10 saniye gecikmeli aktarmaya başlar. TV kanallarına bu tür vakalarda verilen 32 bin dolarlık para cezasının 500 bin dolara çıkarılmasını öngören bir yasa tasarısı hazırlanır. Ahlaka aykırı yayın yasağını üç kez çiğneyen kanalın lisansının iptali de tasarıya dahildir.

Bu tasarı Kongre’nin her iki kanadından da geçtiği takdirde Bush tarafından imzalanıp yürürlüğe girecek.

Şimdi biz de 1 Nisan’da yeni Türk Ceza Kanunu’nun yürürlüğe girmesini bekliyoruz. Müstehcenlik konusu, gazetecilere hapis yolunu açan bu yasadaki tehlikeli maddelerden sadece birisi.

Yasanın ‘Genel Ahlaka Karşı Suçlar’ başlıklı yedinci bölümünde 226’ncı madde müstehcenlikle ilgili suç ve cezaları düzenliyor. Ancak bu maddeye göre müstehcenliğin tanımı tamamen ‘Ben gördüğüm zaman anlarım’ yorumuna açık. Oysa bugün halen yürürlükteki yasanın 426’ncı maddesindeki düzenleme müstehcenliğin sınırlarını çizmeye çalışıyor; ‘Halkın ar ve haya duygularını incitici, cinsi arzuları tahrik ve istismar edici nitelikte genel ahlaka aykırı olarak nitelendirilebilecek her nevi kitap, gazete, risale, mecmua, varaka, makale, ilan, resim gibi malzemelerin basılmasını, teksir edilerek çoğaltılmasını’ yasaklıyor. Yasaya aykırı davrananlara da para cezası getiriliyor.

Yeni yasadaki 226’ncı maddenin birinci fıkrasında çocukları müstehcen, görüntü, yazı ya da sözlere alenen maruz bırakanlara (satan, kiralayan, dağıtan, reklamını yapan) altı aydan iki yıla kadar hapis ve adli para cezası öngörülüyor. İkinci fıkra ise gazetecileri ilgilendiriyor. Müstehcen görüntü, yazı ya da sözleri basın ve yayın yolu ile yayınlayan veya yayınlanmasına aracılık eden kişi altı aydan üç yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezasına çarptırılıyor. Yani bu suç yayın yolu ile işlendiği zaman hapis cezasının üst sınırı iki yıldan üç yıla kadar çıkıyor.

Maddenin yedinci fıkrası ibret niteliğinde: ‘Bu madde hükümleri bilimsel eserlerle, çocuklara ulaşması engellenmek koşuluyla, sanatsal ve edebi değeri olan eserler hakkında uygulanmaz.’

İbret bunun neresinde diyecek olursanız; sanat eseri olduğundan kimsenin kuşku duymayacağı Milo Venüsü’nün ya da Michelangelo’nun Davut heykelinin resmini gazeteye basmak isterseniz, birine üstten, ikincisine de alttan sansür bandı atmanız, ya da gazeteleri çocukların ulaşamayacağı şekilde poşet içinde satmanız gerekir.
X