Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

MÜŞFİK KENTER’in ÖLÜMÜ

80’ninde ölmek, o yaşantının gerisinde duran yarattığı değerlerle ölmemiş olmak!
Tiyatro adamı Müşfik Kenter, 7 Ağustos 2012 günü aramızdan ayrılıvermiş.
Bir yerlere gitmiş de, dönecekmiş gibi.
Ne çare, bu ayrılış da unutulup gidecek yaşam önceliğinde sanatın pek gerilerde kalmış olduğu güzel Türkiye’mizde.

* * *

Müşfik Kenter oyunculuk sanatında ulaşılabilecek en tepeye varıp, orada çakılıp kalmaya “mahkum” edilmiş sanatçıların önde gelenlerinden biriydi.
Ablası, yüce sanatçı Yıldız Kenter gibi.
Ölümüne geniş yer verdi basını da, televizyonları da.
Ya yaşarken ne yaptılar!
Kurdukları Kenter Tiyatrosu can çekişip durmakta.
Anıp durdular “Bir Garip Orhan Veli”yi yirmi beş yıl boyunca oynadı diye. Tek kişilik bir oyunla Kenter Tiyatrosu’nu yaşatmak çabasıydı o. Usta sanatçı, oynayacağı nice oyun varken, kendini tek bir oyuna bağlar mıydı yoksa.
İstanbul çekip aldı Ankara’nın bir usta oyuncusunu, geçim kaygısının çaresizliği içinde kendi hafif meşrep dünyasına doğru çekmeye uğraşıp durdu.
Tiyatro sanatına tutkunluğu ve de vurgunluğudur ki, Müşfik Kenter ne bir “film yıldızı”, ne “dizi oyuncusu” oldu, ne de magazin haberleri içinde çalkalanıp durdu.

* * *

Ben Müşfik Kenter’in ilk sahneye çıkışını gören, sayıları gittikçe azalmışlardan biriyim.
1955 yılıydı, aylardan haziran olmalı. Ankara Devlet Konservatuvarı’nın yüksek bölümünü bitiriyordu o yıl. Gelenekti, yıl sonu bir oyun sahneye konurdu sanatçılığa ilk adımını atacakların rol aldığı.
Fransız yazar Marcel Pagnol’un “Marius”unu oynadı Müşfik Kenter ve Devlet Tiyatrosu sanatçısı oldu.
Devlet Tiyatroları “altın çağı”nı yaşarken Müşfik Kenter, dört yıl sonra ablası Yıldız Kenter’le niçin Ankara’dan ayrılıp İstanbul’a gidiverdi. Hiç değişmedi ki, o gün de öyleydi: İstanbul’dan yükselmiyorsa bir ses, Türkiye duymazdı ki!
Kenter Tiyatrosu’nun, kalıcı sahnesiyle yaratılmasının altında bu gerçek yatar.
İki kardeş Yıldız ile Müşfik’in, İstanbul’un ve giderek Türkiye’nin tiyatro sanatına onurlu bir yücelik getirdikleri bir gerçektir.
Ve ne çare, bir oyunun son perdesini kapar gibi Kenter Tiyatrosu da eski günlerine perde çekmiş gibidir.
Müşfik Kenter, Türkiye’nin sanatçısıydı. Ülkesine bağlı kalıp yaşamış olsa da, o usta, bir “dünya sanatçısı” olmaya değerdi.
Diyelim yine... 80’ninde ölmek, o yaşantının gerisinde duran yarattığı değerlerle ölmüş olmak değil ya!

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI