"Ayşe Aral" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşe Aral" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşe Aral

Müşfik Kenter’i kaybettik

O güzel insanlar teker teker terk ediyor bizleri; babam, amcam derken şimdi de Sevgili Müşfik Kenter aramızdan ayrıldı. Amcamın can dostuydu. Şu kiralık dünyada giderek daha da yalnızlaşıyoruz.

Amcam Oğuz Aral ve Müşfik Kenter’in dostlukları çok eskiye dayanıyordu. Birlikte pek çok tiyatro eserine de imza atmışlardı.


Amcam gazetedeki bir yazısında önce kendisinin yönettiği ve Müşfik Kenter'in oynayacağı Huysuz İhtiyar oyununun provalarında “gece gündüz can çekiştiğini ve yönetmenlik denilen işin Sağlık Bakanlığı tarafından yasaklanması gerektiğini” yazmış; “Beni benden daha iyi oynuyor” dediği oyunun 3. yılında da aşağıdaki satırları;

 

“İyi kıvıran bir şarkıcının konseri tıklım tıkaç... Maçlar dolu, lüks lokantalar, diskolar filan da öyle.


Ama tiyatroya niye gitmiyorsunuz be kardeşim? Onca güzel oyunun, onca dünya çapında usta oyuncunun emeğinin karşılığı boş sıralar mı olmalı? Sakın bana ‘‘Tiyatrolar pahalı!’’ filan demeyin. Malboro, hamburger kaç para? Çoğunuzun cebinden, elinden, kulağından cep telefonu düşmüyor. Faturaya kaç para ödüyorsunuz? Tiyatrolar mabet gibidir, ruhunuz dinlenir, gönlünüz temizlenir. Gelin tiyatroda buluşalım. Televizyona bakmaktan şaşılaşmış gözlerinizden öperim.          

 

3. YILINDA HUYSUZ İHTİYAR

 

Bugünlerde Müşfik Kenter de Huysuz İhtiyar'ı oynamayı sürdürüyor. Ayıptır söylemesi, oyunu ben yazmış ve yönetmiştim. Müşfik, beni oynuyor. Tabii, beni benden daha iyi oynuyor. Keyifli oyundur bence izleyin. Ya da siz bilirsiniz.


Huylu ihtiyar huysuz ihtiyarı oynuyor.”

  

Aşağıda 14.01.2001’de Hürriyet gazetesinde yayınlanmış bir röportajı da sizlerle paylaşmak istedim. Bu iki güzel insanı tekrar anmak için. Mekânınız cennet olsun.

 

 “Bir Müşfik Kenter, bir Yıldız Kenter, bir Gazanfer Özcan daha birçokları... Bunların yerine kimse gelmeyecek. İsmail Dümbüllü'nün yerine kimse geldi mi?

Yalnız oyuncular mı, bir Orhan Kemal, Kemal Tahir, birçok şair Orhan Veli, Nazım Hikmet... Bir gün, yerimize kimse gelmeyecek bizlerin, o zaman çok üzülecekler.


Huysuz İhtiyar


Oğuz Aral


Türk milleti artık iki şey talep ediyor. Karı ve para. Karı aşksız, para emeksiz olacak.


Huylu İhtiyar


Müşfik Kenter


İnsanları kolay şeylere alıştırdılar. Zaten canım sıkılıyor, bir de tiyatroya mı gideyim, diyorlar.


18 OCAKTA BAŞLIYOR


Müşfik Kenter'le Oğuz Aral'ın dostlukları, 40 yıl öncesine dayanıyor. Tiyatrodaki ilk beraberlikleri Müşfik Kenter Ses Tiyatrosu'nda Fadik Kız adlı oyunu sahneye koyduğu sırada gerçekleşmiş. Sabaha kadar süren çalışmalar sonrası tiyatrodan Taksim'e yürüyüşleri hala akıllarında. Sonra bir çocuk oyunu, ardından Hamlet. Ve Orhan Veli, Kuvayı Milliye, Van Gogh ve şimdi de Huysuz İhtiyar. Huysuz İhtiyar 18 Ocak'ta İstanbul'da Kenter Tiyatrosu'nda perde açacak.


Müşfik Kenter ve Oğuz Aral. Çocukluk yıllarımın iki önemli insanı. Çocukluk yıllarım demekte bir beis görmüyorum. Zira onlar her zaman ürettikleriyle var oldular, gençlikleriyle değil. Bazı insanlar yaşsızdır.


Kenter'le Aral da öyle.


Ne Gırgır'ın bir sayısını, ne Kenterler’in bir oyununu kaçırmışlığım var. Yazı iple çekerdim. Tiyatrolar İzmir'e turneye gelirlerdi. Babam bütün oyunlara götürürdü bizi. Yalnız seyretmekle kalmaz, arkadaşlarla etkilendiğimiz sahneleri oynamaya çalışırdık. Sonra sonra çocuklar neler oynadılar aralarında bilmiyorum. Belki de son yıllarda birçok konuda yaşadığımız yozlaşmanın sebebi bu ayrıntıda gizlidir.


Gırgır'ı tabiri caizse yutardım. Bir yandan da ‘‘Çiçeği Burnunda Karikatüristler’’den biri olmadığıma şükrederdim. Zira Oğuz Aral her birini yerden yere vurur, çizdikleri her çizgiyi fitil fitil burunlarından getirirdi. Yani Huysuz İhtiyar'ın ihtiyarlığı sonradan olduysa da huysuzluğu ezelden beri vardı.


‘‘...akıbet bir gün gelir başa’’ misali, o günlerde kurtardığım paçamı bu röportaj sırasında kaptırdım Oğuz Aral'a. Bir dövmediği kaldı.


Bir yandan iki ustayla söyleşmenin heyecanı, bir yandan Oğuz Aral korkusu... Bittim.


Biliyorum daha bu bir şey değil. Siz bu satırları okuduğunuz sırada kusur bulduğu bir dolu şey için ikinci zılgıtı yiyor olacağım.


Huysuz İhtiyar lafı nereden çıktı?


- Müşfik Kenter: Gençliğinde huysuz olduğu için ihtiyarlayınca da Huysuz İhtiyar oldu işte böyle.


- Oğuz Aral: Huysuzluğumdan çıktı.


İlk kim size ‘‘Huysuz İhtiyar’’ dedi?


- O.A. Emine diye bir arkadaşım vardı. İlk o söyledi. Bir yazı yazmıştım bir gün, başına da rahmetli Tekin, Huysuz İhtiyar amblemi çizmişti. Sonra o yazılar
beğenildi, kitaplaştı şimdi de oyunlaşıyor.


Neden Müşfik Kenter?


- O.A. Müşfik de tam tipik huylu ihtiyardır. Hayatında sinirlendiğini, dışarıya vurduğunu görmedim. Birini kırdığını da görmedim, duymadım. Ama hep kendisi
kırık kalple dolaşır, o ayrı.


Soru: Oğuz Aral huysuz mudur sizce?

- M.K. Hiç öyle değildir bence. Kendi kendine huysuz o. Bir tek bana yapar. Ben de pek aldırmam. Kırk yıllık dostluğumuz var bizim. Ben ona hiç kızmam.

MÜŞFİK, BİLDİĞİNİ OKUR


Biraz oyundan bahseder misiniz?

- O.A. İki bölüm halinde. Benim Huysuz İhtiyar yazılarımdan bir kısmını Müşfik'le seçtik. Teke tek çalışmayı çok seviyorum ben onunla ama onun sevip sevmediğinden pek emin değilim. Yıllar evvel Orhan Veli çalıştık biz onunla. Tam üç ay prova yaptık. Bir buçuk ay bana teslim olmadı. Bir oyuncunun rejisöre teslim olmaması çok zor bir şeydir rejisör için. Birinci provada yapıyor, ikinci provada azaltıyor. Çünkü aklı yatmamış o mizansene.

(Müşfik Kenter çok gülüyor.)


Size söyleyemez mi burası içime sinmedi diye?

- O.A. Müşfik son derece terbiyeli. Oraya çocuğu oturt, rejisör olarak ona da hiçbir şey söylemez. Bildiğini de yapar sonra.


- M.K. Niye? Sözünü dinlemiyor muyum yani senin?


HATA SEYİRCİNİNDİR!


Siz anlatır mısınız Huysuz İhtiyar'daki rolünüzü?


- M.K. Huysuz İhtiyar'da bir sürü rol var. Köpekten insana, hayaletten çocuğa aklınıza gelmeyecek bir sürü tip var. Bunların hepsi o kadar zor ezberleniyor ki. Çok karışık. Biraz zor oldu ama ortaya çok hoş, çok güzel bir şey çıktığını umuyorum.


- O.A. Tek kişilik bir oyunu oynamak her babayiğidin harcı değildir. Aslında sadece Huysuz İhtiyar'ı oynamıyor. İçinde bir sürü şahıs olan bir tiyatro oynuyor. Her rolde değişik birisini oynatabilirdik ama Müşfik hepsini birden tek başına oynuyor. Bu oyun tutmazsa Müşfik'e mahcup olacağım. Bir hata olursa ondan değil, bendendir.


- M.K. Hayır. Hata bizde olmaz seyirciden olur olursa.


- O.A. Benim içimde bir şüphe yok. Benim güvendiğim, bizim eski seyircilerimiz vardır. İnşallah daha ölmemişlerdir seyretmeye geleceklerdir mutlaka. Gençler de Hürriyet'ten biliyor Huysuz İhtiyar'ı. Onlar da gelirler. Bu oyunda bir sürü kişi ‘‘Müşfik Kenter stand-up yaptı’’ diyecektir. Tek başına oynuyor ya. Bak görürsün ‘‘O da modaya katıldı’’ derler yakında.


- M.K. Almanya'da Orhan Veli'yi hiç kalkmadan oturduğum yerden oynadım bütün oyunu. Önümde tekst var, ama hiç bakmadım. Alkış kıyamet, ‘‘Sit down komedi yaptım’’ dedim ben de.


Oğuz Bey sizin bir tiyatro eğitiminiz var mı?

- O.A. Eğitimim yok, ama tiyatro hocalığım var. 1958'de başladım tiyatroyla ilgilenmeye. O zaman pandomim tiyatrosunu kurdum. Amatörce bütün Anadolu'yu dolaştık. Sonra tiyatronun her tarafıyla ilgilenmeye başladım. Müşfik kadar değil benim bilgim ve ilişkim, o düzeyde de değil ama yine de uzun yıllar beraber çalıştık.


TİYATRONUN AVANTASI YOK


Siz oynadınız mı oyunlarda?

- O.A. Sahneye çıktığım olurdu ama ben sahnenin gerisini seviyorum, yönetmenliği seviyorum. Sahnede bana baktıkları zaman ben utanıyorum. Oyuncu olarak rahatsızım. Ben bir lokantaya gittiğim zaman bile bana bakılmasından rahatsız oluyorum. Zaten Müşfik gibi bir oyuncunun yanında sahneye çıkacaksam, çıkmam daha iyi. Onun kadarını nasılsa oynayamayacağım, ben enayi miyim? Hiç olmazsa yönetirim.


Tiyatroların durumu ne sizce?

- O.A. Benim yüreğim parçalanıyor doğrusu. Altı-yedi tane devlet konservatuarı var, ha bire oyuncu yetiştiriyoruz. Ne olacak bu çocuklar? Hepsi televizyonlarda.


- M.K. Televizyonlarda olsalar yine iyi. Benim bir öğrencim maalesef Beşiktaş'ta bir yerde barmenlik yapıyordu. Devamlı söylüyorum, hala her yerde konservatuar açıyorlar. Doğru dürüst hoca da yok.


- O.A. Ancak canını Devlet Tiyatrosu'na atabilmiş olanlar kurtarabiliyor. Hiç olmazsa belli bir maaşı var. Bir oyuncunun oynamaması çok fena bir şeydir. Bir yerden sonra paslanır adam.


- M.K. Bu iş bir kondüsyon meselesi. Devamlı vücudunuz hazır olacak her şeye. Devamlı çalışmak lazım.


Sizce bu hale nasıl düştü bu tiyatrolar? Seyirci kalitesi mi değişti, insanlar başka eğlencelere mi yöneldi?

- M.K. İnsanları kolay şeylere alıştırdılar. Gazetelerden başladı bu iş. İnsanlar gazete okumuyor, resim altı okuyorlar. ‘‘Bütün gün zaten canım sıkılıyor, bir de tiyatroya mı gideyim?’’ diyorlar. Tiyatroya gitme alışkanlığı yok toplumumuzda. Eskiden böyle miydi, kapıda, gişe önünde kuyruklar olurdu.


- O.A. İlkokuldan başlayan bir alıştırma, bir eğitim vardı eskiden. Biz temsil verirdik okulda. Eskiden öğretmenlerimiz bizi alır halkevlerine, tiyatroya götürürdü. Şimdi halkevleri yok oldu. Artık değil tiyatroya götürmek, seksen kişilik sınıflarda kucak kucağa oturdukları için okula bile götürmek sorun oluyor. Zaten çocuklar da televizyonlarda ateş eden adamlara, çizgi filmlere bakarak o hareketi görüyor, tiyatrodaki çok laf da, onları sıkıyor tabii. Şimdi seyirci ‘‘Niye tiyatroya gideyim, ne avantam olur orada?’’ diyor. ‘‘Stand-up'a gideyim, hiç olmazsa gülerim orada’’ diyor. Türk milleti artık iki şey talep ediyor. Karı ve para. Karı aşksız, para emeksiz olacak.


MORUKLAR GİBİ ÇEKİŞTİRİYORUZ


Şimdiki gençler konservatuar bitirseler bile parayı ve şöhreti en çabuk ve kolay bulabilecekleri alanlara atlamaya çalışıyorlar galiba.


- M.K. Mesela bir genç, Ankara'dan geliyor giriş sınavına giriyor. Ben de ‘‘Niye Ankara'da girmedin sınava?’’ diye soruyorum. ‘‘İstanbul piyasaya daha yakın’’ diyor bana.


- O.A. Çok doğal, çocuklar öyle koşullanmış. Ama biz de gerçek moruklar gibi bunları çekiştirmeye başladık. Benim yine de umudum var o çocukların bir kısmından.


- M.K. Hayır, çocukları çekiştirmiyoruz. Sistemin getirdiği yanlışlardan bahsediyoruz.


- O.A. Şimdi Televole denen bir kültür yapıştı herkesin yakasına. Eğitimin, kültürün, okumanın da bir anlamı kalmadı artık. Hatta doğru dürüst Türkçe konuşmanın da bir gerekliliği kalmadı. Bir şeyi sunmak için göbeğinin açık olması yetiyor. Ağzında pabuç kadar bir çiklet var zannediyorsun konuşurken.


ÖĞRENCİLERİ DE ÜNLÜ


Şimdi şöhretli olan talebeleriniz kimler?


- O.A. Ben çocuklara kızdığım için okuldan ayrıldım sonra. Ama var tabii. Güven Kıraç, Meltem Cumbul, Uğur Polat, Raik Alnıaçık'ın oğlu var. Bunlar kaliteli oyunculardır. Ali Sürmeli var. Yaptıkları işleri beğenmiyorum ama oyunculuklarını beğeniyorum. Ne yapsın çocuklar? Meltem tiyatro açmaya kalktı, battı kız.


- M.K. Ben Meltem'e ‘‘Bakırköy'de gel 'Öfke'yi oynayalım, seni de oynatayım' dedim, gelmedi, oynamadı.


- O.A. Herkes geçinmeye çalışıyor.


Gerçek anlamda tiyatro eleştirmeni var mı sizce?


- O.A. A, o çok boldur.


- M.K. Var da okunmayacak yerlerde yazıyorlar. Mesela Cumhuriyet'te Ayşegül Yüksel var. Ama bir Hürriyet'te, bir Milliyet'te yok. Eskiden vardı. Benim Milliyet'ten aldığım iki kupam var mesela.”

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI