Dünya Haberleri

    Musevi, Ilıcak ve medyamız

    Emre KIZILKAYA / DIŞ AÇI
    23.06.2009 - 10:07 | Son Güncelleme:

    İran’da günlerdir yaşananların Türkiye kamuoyuna yansımaları, Türk medyasının “köhnemiş” unsurlarını da gözler önüne serdi. “Abidevi bir kötü örnek” olarak, mesela Nazlı Ilıcak’ın temsil ettiği bu eski gazeteciliğin karşısında, çağa ayak uydurabilenler de var. Bunu İran haberlerinde bir kez daha gördük

    ekizilkaya@hurriyet.com.tr

     

     

    Sabah Gazetesi yazarı Nazlı Ilıcak, 12 Haziran’da yayımlanan köşe yazısında aynen şöyle diyordu:

     

    <ı style="mso-bidi-font-style: normal">“İran'ın reformcu cumhurbaşkanı adayının adı Mir Hüseyin Musavi. Bir baktım, Hürriyet gazetesinin birinci sayfasında "Musevi" diye yazılmış. Üstelik iç sayfalarda da aynı hata tekrar ediliyor. Reformcu dedik ama İran, değişim uğruna bir Musevi vatandaşını cumhurbaşkanlığına taşıyacak değil ya! Osmanlıca'yı karalayıp bir kenara atarsanız, kültürünüze böyle bigâne kalırsanız, aşina olabileceğiniz kelimeleri bile kavramakta zorlanırsınız. Musavi, eşit anlamına gelir. Musevi ise, isminden belli, Hz. Musa'nın takipçisi. En büyük gazetemizin değerli yazı işleri mensupları acaba musavat diye bir kelime duymadı mı? Onlar, bu kadar büyük bir hata yaparsa, eğitim sistemimizdeki çarpıklığın, ortalama vatandaşı ne hale düşürdüğünü varın hesaplayın.” (bkz. http://tinyurl.com/n4vuv3)

     

     

    Ben bildim bileli Ilıcak “ünlü” bir gazetecidir.

     

    O yüzden ona büyük saygım,” diyeceğimi sanıyorsanız, yanılıyorsunuz.

     

    Aksine, tam da bu yüzden Ilıcak’ı, Türk gazeteciliğinin olgunlaşmak yerine köhneyen tarafını temsil eden meşum bir sembol olarak görüyorum.

     

    Nedir bu köhnemiş gazetecilerin ortak özellikleri?

     

    1)    Bir konudaki cehaletine rağmen çok bildiğini zannetmek

    2)    Emin olmadığı konuda araştırma yapma zahmetine girmemek

    3)    100 kelime yazmayı, 10 kelime okumaya yeğ tutmak

    4)    Kendisinin hatalı olabileceğine hiç ihtimal vermeyip “ötekini” kolayca suçlamak

    5)    Gazeteciliği imkânsız kılan bu niteliklere rağmen, bir takım kişisel ilişkileri sayesinde bu meslekte kalabilmek

     

    Ilıcak’ın, İran’daki reformcu liderin isminin telaffuzu ile ilgili Hürriyet’e yönelik suçlamalarının yer aldığı yazısı, bu beş özelliği de sergilediği bir ibret vesikasıydı.

     

    Zira bu eski siyasetçinin kendinden o kadar emin bir şekilde “Musavi” diye okuduğu isim, hiç şüphesiz ‘Musevi’dir.

     

    Dolayısıyla bu ismi hâlâ hatalı yazan, bu tür detaylara son derece dikkat eden ve her zaman uzmanlarına danışan Hürriyet değil, Ilıcak’ın gazetesidir.

     

    Ve ortada bir cehalet varsa, bunu, “Musevi” yazımıyla Hürriyet yazı işleri değil, söz konusu yazısıyla Ilıcak sergilemiştir.

     

    Öyle ki:

     

    1)    Malûmatfuruş köşeyazarının söylediğinin aksine hiçbir dilde “musavi” diye bir kelime yoktur. Olsa olsa Osmanlıca’ya da giren “müsâvi” kelimesi vardır. O da Farsça değil, Arapça kökenlidir. Bu soyada sahip Araplar vardır, ama bunun İranlı reformcu liderin soyadıyla ilgisi yoktur.

    2)    Etnik olarak bir Azeri olan İranlı reformcu liderin soyadı, Farsça’da “Musevi” diye okunur ve dolayısıyla Türkçe transkripsiyonu “Musevi” şeklinde yapılır. Anlam itibariyle Türkçe’ye “Musaoğlu” diye çevrilebilir. Yahudilikle bir ilgisi yoktur.

    3)    Ortadoğu coğrafyasına ait kelimeleri “hassasiyetle” kullandığını bildiğimiz Anadolu Ajansı da birkaç hafta öncesine kadar “Musavi” yazımını kullanıyordu. Muhtemelen Hürriyet’teki “aykırı” imlâyı görüp kontrol ettikten sonra doğruyu buldular ve artık bu ismi “Musevi” diye yazıyorlar.

     

    Nasıl mı bu kadar emin oluyorum?

     

    Bu çağda, bunu öğrenmek (veya bu bilgiyi doğrulamak) için allâme-i cihan olmak gerekmiyor ki!

     

    Ilıcak, muhtemelen CNN International’dan yanlış öğrendiği bir isim konusunda onca boş lafı ve desteksiz suçlamayı alt alta dizmekle uğraşacağına, İran Başkonsolosluğu’na bir telefon edip sorabilirdi.

     

    Buna üşeniyorsa, Youtube’a girip, örneğin Mahmud Ahmedinejad ile Musevi arasında seçimden önce yapılan televizyon tartışmasını izleyebilir; hem sunucunun, hem de İran Cumhurbaşkanı’nın, reformcu lidere “Musevi” diye hitap ettiğini bizzat işitebilirdi.

     

    Tabii, bizim hükümetin yıllar süren umursamazlığı yüzünden hâlâ kapalı olan Youtube’a erişebilirse…

     

    Ama Başbakan bir şekilde girebildiğine göre, herhalde Ilıcak da işini biliyordur…

     

    * * *

     

    Sabah’taki arkadaşlarımızın Musevi’nin ismini yanlış yazması, bence gazetecilik açısından çok da önemli olmayan bir hata. Eminim bu yanlışı daha fazla gecikmeden düzeltirler. Nitekim Sabah’ın internet sitesinde de bugünlerde Musevi yazımını görüyoruz.

     

    Ilıcak “gazeteciliğinde” görülen ve kendi yüzeyselliğinde boğulan içerik ile üslup ise bambaşka…

     

    Bunun, Ilıcak’ın şahsı açısından iflah olmaz bir yanı olsa da, Türk medyası için benzersiz bir “ders kaynağı” olmayı sürdürecek.

     

    Bu yazıyı mensur bir methiyeye dönüştürmek istemem, ama bütün Türk gazetelerine bakıldığında, son bir haftadır en iyi “İran performansını” Hürriyet’in ortaya koyduğunu söyleyemez miyiz?

     

    Hürriyet dışındaki büyük gazetelerin çoğunda, haber üretimi konusunda iki eğilim göze çarpıyor, ki ikisi de kamuoyunun eksik ve/veya yanlış bilgilendirilmesine neden oluyor:

     

    1)    Büyük ölçüde Batılı haber ajanslarına ve Batılı gazetelere dayanan, dolayısıyla İran’daki son olayları, “Seçim hilesi üzerine şeriata karşı ayaklanan modern gençlik” tabanına indirgeyen eğilim. Birçok ana-akım gazete bunu yapıyor.

    2)    Büyük ölçüde İran resmi kaynaklarına, örneğin IRNA haber ajansına dayanan, dolayısıyla son olayları, “Tahran’ı güçten düşürmek isteyen emperyalist Batı’nın kışkırttığı İran’daki Beşinci Kol” tabanına indirgeyen eğilim. İslamcı gazetelerin çoğu bu eksende.

     

    Peki bu türden kolaycılıklara kaçmayan Hürriyet ne yapıyor?

     

    1)    Tahran’daki muhabirini, birçok gazetenin aksine sadece haberlerini “renklendirmek” için “ek bilgiler” alınan bir kaynak olarak değil, gerçek bir haber üretici olarak görüyor.

    2)    Hem Batılı haber ajanslarını, hem İran resmi yayın organlarını, hem de İran’daki bağımsız haber kaynaklarını kullanıyor. Sadece “Museviciler’den” veya sadece “Ahmedinejadçılar’dan” değil, her iki taraftan gelen bilgileri de not ediyor.

    3)    Türkiye’de yaşayıp İran siyasetini iyi bilen uzmanlara sürekli danışıyor.

    4)    Yeni teknolojinin yaygınlaştırdığı “yurttaş gazeteciliği” örneklerinden yararlanıyor. Mesela İranlıların İngilizce ve Farsça olarak tuttukları bloglardan; Twitter, Flickr ve Facebook gibi internet sitelerinden ve forumlardan haber topluyor. Bunları “sağlam” kaynaklara doğrulattıktan sonra habere katıyor.

    5)    Gazeteciliği, İran’daki herhangi bir tarafı haklı veya haksız göstermek gibi “örtülü amaçları” olmadan, meslek etiği dâhilinde icra ediyor.

     

    İşte bu yüzden Hürriyet, İran haberleriyle de, “köhnemiş” değil “çağdaş”, “statik” değil “dinamik” haberciliğin adresi…

     

    Reklam koksa da gerçekleri söyleyen bu son paragrafın ardından, tüm bu süreci yaşayan bir Türk gazeteci olarak İran’da “aslında neler olduğu” konusundaki kanaatlerimi, bir sonraki yazımda ifade edeceğimi belirterek noktayı koyayım.

     

    O güne kadar, bakalım Ilıcak Hürriyet’ten özür dileyip, Musevi ismini, bu yazıdan öğrendiği doğru imlâ ile yazmaya başlayacak mı?..

    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı