"Yalçın Bayer" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yalçın Bayer" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yalçın Bayer

Musalla taşında ‘er/hatun kişi niyetine’ denilecek

SAYIN Başbakan Suriye’deki katliamlarla ilgili olarak “Yarın mahşer gününde Rabbim bize soracak “O bebekleri gördün de ey Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı ne yaptın” diye. Ne diyeceğim. “Siyaset yaptım mı diyeceğim” demiştir.

Sayın Başbakan’ın dünyada pek diline almadığı ‘Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı’ unvanının ahrette söyleneceğini düşünmesi manidardır.
Başbakan önceleri kendisi için musalla taşında ‘Başbakan niyetine’ denilmeyecek ‘er kişi niyetine’ denilecek diye söylerken, anlaşılan artık kendisine ahrette ‘er kişi’ muamelesi yapılmasına razı değil ki Yüce Allah’tan kendisine “Ey Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı” diye hitap etmesini beklemektedir.
Allah, mahşerde Tayyip Erdoğan’a Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı diye mi hitap edecek? Tayyip Erdoğan, mahşerde Başbakan gibi mi davranmak istiyor? Orada da korumaları filan mı olacak sanıyor?
Suriye’deki katliamların, zulümlerin sorumlularına Allah elbette soracaktır. Zalim Esed de ahrette mutlaka cezasını bulacaktır. Bundan kimsenin kuşkusu yoktur. Ancak Suriye’deki akan kanların vebaline kendisinin de ortak olup olmadığı ortaya çıktığında Tayyip Erdoğan acaba ne diyecek?
Sayın Başbakan’ın, Başbakan olarak önceki gün Reyhanlı’da ölen vatandaşlarımızdan dolayı, Cilvegözü sınır kapısında ölen vatandaşlarımızdan dolayı, Akçakale sınır kapısında Suriyeli mülteciler tarafından öldürülen polisimizden dolayı acaba hiç mi sorumluluğu yoktur? Allah Suriye’deki çocuklardan dolayı Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı’nı sorumlu tutar da Türkiye’de öldürülenlerden dolayı Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı’nı sorumlu tutmaz mı? Haşa Allah böyle bir adaletsiz sorgulama yapar mı?
Allah mahşerde, BOP Eşbaşkanlığı’ndan sorarsa, Tayyip Erdoğan ne diyecek?
Yahudi ‘Üstün Cesaret Ödülü’nü sorarsa ne diyecek? Uludere’de öldürülenlerin hesabını sorduğunda ne diyecek? Zinanın suç olmaktan çıkarılmasını sorarsa ne diyecek? Allah mahşerde, “Bana ait sıfatları, yardımcın sana nasıl verdi” diye sorarsa ne diyecek? “Dokunulmaz olan sadece ben iken, dokunulmazlıkları niye savundun” derse ne diyecek? “Benim ayetlerimi kendi keyfince ve siyasetine uygun olarak nasıl yorumlarsın” diye sorarsa ne diyecek? Evinde yiyecek olmadığı için intihar eden işsizin hesabını sorarsa ne diyecek?
Allah mahşerde, “Ülkende intihar edenlerin vebalinden sorumlusun” derse ne diyecek?
Allah mahşerde, açlıktan ölen çocuğu, yolda geçenlerin yuttuğu biber gazını, hakkını arayanların üzerine sıkılan tazyikli suyu sorarsa ne diyecek?
Allah’ın mahşerdeki bu soruları uzayıp giderse, ne diyecek?
Dünyada verilmeyen, verilemeyen kimi hesapların ahrette kolay verilebileceği düşünülebilir mi?
Allah, peygamber, din, iman, cami, Kuran ile insanların aldanması mümkün olabilir ama haşa, sümme haşa Allah’ın aldanması mümkün olabilir mi?
Kamuoyuna saygıyla duyurulur.        

İhsan ÖZKES
Emekli müftü
CHP İstanbul Milletvekili

Bulgaristan seçimlerinin mağlubu AKP...

BALKANLAR’ı ve pazar günü yapılan Bulgaristan seçimlerini izleyen Balkan uzmanı, yazar Özcan Pehlivanoğlu’na, seçimleri Türkler açısından değerlendirmesini istedik. Söze hemen AKP ile başladı: “PAZAR günkü Bulgaristan seçimlerinin Türkler açısında tek kaybedeni AKP’dir. AKP dış politikada bütün teamülleri altüst edecek bir şekilde Bulgaristan’ın içişlerine karışmak suretiyle müdahil olmuştur.
Ama ne ilginçtir ki, bu müdahaleye Bulgaristan, AB ve diğer küresel güçler engel olmaya kalkmamıştır. Çünkü AKP’nin müdahalesinin tek hedefi aynen Makedonya ve Kosova’da olduğu gibi Bulgaristan Türklerini bölmek ve bu suretle siyasi kazanımlarını sıfırlamaktır.
Ancak AKP’nin müdahalesi Bulgaristan Türklerinin müthiş bir direnişi ile karşılaşmış ve seçimden Türkler, Hak ve Özgürlükler Partisi’nin (HÖH) çatısı altında birliklerini sürdürerek çıkmışlardır.
AKP, Bulgaristan Türklerini siyaseten bölmek için maddi imkânları, milletvekilleri, valileri, kaymakamları, belediye başkanlarını, bürokratları, cemaat ve tarikatları seferber ederek Bulgaristan vatandaşı Türkleri tehdit etmesine rağmen amacına ulaşamamıştır... Hatta Bulgaristan’a ‘akil adamlar’ denilebilecek bürokratların da içinde bulunduğu gruplar gönderilmiştir. İnsan bu kadar çalışmanın ne önemi var diye sormadan edemiyor.
Her halde bir “Türk sendromu’ var diye düşünüyorum.
Yoksulluk, işsizlik, ekonomik sıkıntılar ve onca insan hakları ihlalleri içinde yaşayan Bulgaristan Türklerinin AKP’nin baskısı karşısında geri adım atmaması siyaset bilimcilerce iyi değerlendirilmelidir. Ayrıca Türkiye’deki muhalefet partileri de AKP’nin bu yenilişini Türk milletine iyi anlatmalıdır. Bana sorarsanız Bulgaristan Türkleri, AKP’nin iktidardan gidebileceğinin en iyi örneğini oluşturmuş ve Türkiye’ye doğru içimizi aydınlatan bir işaret fişeği fırlatmıştır.
Türk dünyasına sevdalı bütün kardeşlerimi Bulgaristan seçimlerini analiz etmeye ve yorumlamaya çağırıyorum... Varacağımız sonuç Türkiye için önemli çıkarımlar içeriyor.”

HÖH gücünü korudu

Hak ve Özgürlükler Partisi gücünü korudu; oy oranı % 10’u aştı. Türkiye’den gelen ve henüz açılmayan 36 bin oyla milletvekili sayısı 36, 37 ve 38 düzeyinde olabilir. (Geçen seçimlerde de 38 milletvekili çıkarmıştı.)
AKP’nin her türlü desteği verdiği Hürriyet, Şeref ve Halk Partisi % 4’lük oranı aşamayarak 1.75 düzeyinde oy sağladı ve beklentileri karşılamadı.
HÖH, bir önceki seçimlerde olduğu gibi Sosyalist Parti ile bıçak sırtında koalisyon kurabilir. 121 milletvekili ile başbakanlık sağlanıyor.
İktidardaki GERB % 31.3 ile birinci sırada yer alırken, Sosyalist Parti (BSP) % 27.3
ile ikinci sırada yer aldı. HÖH’den başka parlamentoya giren 4. parti aşırı
milliyetçi ATAKA oldu.

Halkın acıları sansür edilemez

REYHANLI’da halka yönelik acımasız saldırıdan sonra, Reyhanlı Cumhuriyet Başsavcılığının talebi ile mahkemece alınan sansür kararı demokratik hiçbir ülkede yeri olmayan bir karardır. Bu karar, halkın haber alma özgürlüğüne yönelik bir saldırı olmanın ötesinde, acının toplumsal paylaşımını engellemeye yönelik, Reyhanlı halkının yaşadığı büyük travmayı derinleştiren vahim bir karardır. Emsali görülmemiş büyüklükteki patlamaya ilişkin haberlerin bu şekilde engellenmeye çalışılması hükümetin Suriye politikasının geldiği noktayı göstermesi bakımından da çarpıcıdır.
Resmi makamların somut bir delil ortaya koymadan belli bir hedefe yönelik maniplatif bilgiler sızdırması da yayın yasağının amacını net bir şekilde göstermiştir.
Reyhanlı halkının medyaya ve hükümete gösterdiği tepki iyi okunmalıdır. Türkiye halkları, kardeş Suriye halklarıyla savaş istememektedir. Hükümet, Suriye’de terör eylemlerine girişen gruplara verdiği her türlü desteği derhal durdurmalı, sınır güvenliğini sağlayarak barışçıl bir politikayı esas almalıdır. Halkın hükümetten beklentisi savaş kışkırtıcılığı yapması, emperyalistlerin bölgesel hedeflerine yataklık yapması değildir. Türkiye bu tarihsel dönemeçte halklar arasında barışı esas alan bir hattı izlemelidir. Reyhanlı saldırıları da göstermiştir ki bu aynı zamanda iç barışı sağlamak için de elzemdir.
Medya kuruluşlarını sansür anlamına gelen bu hukuk dışı yasağa karşı çıkmaya, gerçekleri ve halkın acılarını aktarmak konusundaki görevlerini evrensel basın özgürlüğü ilkeleri çerçevesinde yerine getirmeye çağırıyoruz. Bu vesileyle Reyhanlı halkının acılarını paylaştığımızı belirterek başsağlığı dileklerimizi gönderiyoruz.
Çağdaş Gazeteciler Derneği Genel Yönetim Kurulu


 

‘Hazırlık soruşturmasının gizliliğini
ihlal edenlere karşı iseniz işe
Ergenekon savcılarından başlayın’

İSTANBUL CHP Milletvekili Oktay Ekşi, Reyhanlı olaylarının yayınlanmasına yasak konulmasını isteyen Savcı ile bu isteğe uygun karar alan Sulh Ceza Mahkemesi yargıcını,  görevlerini doğru dürüst yapmaya davet etti.
Oktay Ekşi yaptığı yazılı açıklamada şöyle dedi:
“Reyhanlı’daki katliamla ilgili gerçeklerin kamuoyuna duyurulmasına yasak koyan Sulh Ceza Yargıcına ve bu yasağın konulması için işlem başlatan Savcıya (maalesef artık hangi savcıya Cumhuriyet Savcısı diyeceğimizi tayin edemediğim için ilgilinin sadece “Savcı” olduğunu ifade ediyorum) hitap ediyorum:
Hazırlık soruşturmasının gizliliğini ileri sürerek gazetecilerin olay yerinden fotoğraf çekmesini dahi yasaklayan, bilgi almayı, bilgi vermeyi önlemeyi amaçlayan talep ve kararınızın ‘demokrasi’den zerre kadar nasibi olan hiçbir ülkede yeri yoktur.
Gazeteci elbet görevini yapacak hem fotoğraf çekecek,  hem de alabildiği bilgiyi -soruşturmanın gizliliği ilkesini ihlal etmeden- kamuoyu ile paylaşacaktır. Sizin işiniz gazeteciye yasak koymak değil, hazırlık soruşturmasının gizliğine saygı göstermek yani elinizdeki bilgiyi gazeteciyle paylaşmamaktır. Buna rağmen gizliliği ihlal eden olursa soruşturma başlatmak zaten görevinizdir.
Eğer hazırlık soruşturmasının gizliliğine aykırı hareket eden birileri hakkında soruşturma açmak istiyorsanız, size buradan suç duyurusunda bulunuyorum:
Ergenekon, Balyoz, OdaTV gibi davaların açılmasına sebep olan soruşturma sürecinde, eline geçen belge ve bilgileri ve uyduruk CD’lerin içeriklerini gazetecilere servis yapan Savcılar hakkında işlem başlatınız. Bunu yaparsanız hem hukuk devleti kavramına, hem adaleti yolundan saptırmak isteyenlerin cezasız kalmaması ilkesine hizmet etmiş olursunuz.”       

 

X