« Hürriyet.com.tr

Mürekkebi Kurumadan

İhsan Yılmaz
X
Son Ada

Zülfü Livaneli

Remzi Kitabevi

Dünyayla ilişkisi haftada bir gelen gemiyle sınırlı cennet gibi bir ada. Üzerinde sadece kırk ev var ve sakinleri hayatın curcunasından kaçmış, sükuneti seçmiş kişiler. Geçimlerini özel bir tür olan ve iyi para eden çam fıstıklarını toplayarak sağlıyorlar. Doğa ile uyumlu, huzurlu bir hayat hüküm sürüyor kısaca.

Ta ki, uzun yıllar ülkeyi yönettikten sonra emekli olan başkan bu adayı gözüne kestirip yaşamak için seçene kadar.

Önce birtakım adamlar adaya gelip başkanın satın aldığı evin fotoğraflarını çekiyorlar, arkasından onarıma geçiliyor ve ev hazır hale getiriliyor. Ada sakinleri merakla yapılan işlemleri izliyorlar seyirlik bir gösteri gibi.

Bütün işler tamamlanınca başkan, karısı ve iki torunuyla yeni yaşamını süreceği adaya yerleşiyor.

Adadaki evler iskeleye inen iki yanı ağaçlıklı yolun üzerinde sıralanmış. Ağaçların dalları bir tünel oluştururcasına yukarıdan birbirlerine kenetlenmiş. Yazın sıcağında serin bir gölge oluşturuyor gelip geçene.

Ama başkanın ilk işi adamlarına bu ağaçları budatıp düzene sokmak oluyor. Çünkü uygarlık ve medeniyet onun için düzen demek. Doğayı insanoğlunun egemenliğinin altına alması demek.

Ada halkı ilk şoku gölgelikli yollarını kaybedince yaşıyor.

Başkan daha sonra düzene soktuğu, uygarlık getirdiği ağaçlıklı yolda yürüyen küçük torununu korkutan ve yere düşüren adanın ilk sahipleri martılara savaş açıyor.

Ve yine anarşi olmasın diye oluşturduğu, kendisinin de başkan olduğu yönetim kurulunun kararıyla demokratik bir biçimde yapıyor bütün bunları.

Ve bu demokrasi içinde art arda alınan yanlış kararlar sonucunda cennet ada kısa sürede cehenneme dönüşüyor.

Başkan gelene kadar barış içinde kardeşçe yaşayan ada halkı bir anda birbirine düşman kesiliyor. Başkanın yaptıklarına tek karşı çıkansa adada inzivaya çekilmiş, geçmişindeki travmalardan kurtulmaya çalışan yazar oluyor.

Zülfü Livaneli bir adada yaşananların ekseninde faşizmin adım adım gelişini ve yaptığı tahribatı alegorik bir şekilde anlatıyor.

İnsana okurken daha nefesi kesiliyormuş, boğuluyormuş hissi veriyor kitap.

Tamam bu bir kitap ve anlatılan da bir hikaye.

Peki biz bütün bunların gerçeğini göz göre göre nasıl yaşadık yıllarca?

İşte kucağınızda kocaman bir taş gibi bu soruyu baş başa kalıyorsunuz kitabın kapağını kapatınca.

Kaynak: İhsan Yılmaz

Hem renkli hem de orijinal