Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Murat Bardakçı: Tarihten ombudsman hikáyeleri

Murat BARDAKÇI

Dillere destan Marko Paşa'ya yeniden hayat verecek olan ombudsman konusu gündeme gelince, eski devirlerde hem devleti idare eden hem de kahvehanelerin işletilmesinden tecavüz hadiselerine varıncaya kadar hemen her işe ve anlaşmazlığa bakan o zamanın hükümeti ‘‘Divan’’ı hatırladım. Divan'ın bazı kararlarını yazayım, dert babası Marko Paşa'dan da belgeli bir öykü nakledeyim dedim.

Ombudsman yani Marko Paşa kanunu yolda, geliyor. Meclis'te kabul edilmesinden sonra artık bazı anlaşmazlıklar ve şikáyetler mahkemeye lüzum kalmadan ombudsmana gidecek, verilecek kararı taraflar kabul edecekler ve mahkemelerin yükü bir hayli azalacak. Bu işi yapacak, yani ombudsmanlık edecek kişinin kim olduğunu söylemeye ise gerek yok, málum...

Dillere destan Marko Paşa'ya ölümünden 100 küsur sene sonra yeniden hayat verecek gibi olan bu hazırlık, bana eski devirlerde ‘‘Divan’’da yani o zamanın hükümetinde sıradan bir iş olan dert dinleme uygulamalarını hatırlattı. Uygulamanın şeklini ve verilen bazı enteresan kararları yazayım dedim.

Devleti idare etmenin yanısıra ombudsman vazifesi de gören Divan, Topkapı Sarayı'nın Kubbealtı binasında haftanın dört günü toplanır, önce idari kararlar alınır, sonra şikáyetler gözden geçirilirdi. Devrin padişahı bazı günler toplantıyı yukarıdaki bir kafesin arkasından dinler, gerektiği zamanlarda müdahale ederdi.

Ama dertlerin dinlendiği asıl divan öğleden sonra vezirlerin yani o devrin bakanlarının konaklarında toplanırdı. Şahsi şikáyetlerin ele alındığı yer burasıydı ve bu toplantılar devletin merkeziyetçi kimliğinin göstergesi gibiydi.

Gönderilen dilekçelerde kadıların kararlarına itirazdan soygun ihbarlarına, yerel yöneticileri hakkında şikáyetten tecavüze uğrayanların sızlamalarına kadar hemen her konu yer alırdı. Divanın görevi işte bütün bu dertleri halletmeyekti ve kararlar sabahları sarayda toplanan asıl divanın talimatları gibi kayda geçirilip taraflara tebliğ edilirdi.

Yandaki kutuda işte bu kararların kaydedildiği ve adına ‘‘Mühimme Defteri’’ denilen kayıtlarda rastlanan 16. ve 17. asırlardan kalma bazı örnekler yer alıyor. Tasarının Meclis'ten çıkmasından sonra bu işe el atacak olan yeni ombudsmanımızın önüne böylesine talepler geldiği zaman yüzünün alacağı şekli siz de benim gibi merak etmiyor musunuz?

BUNLAR DA BİZİM KARARLARIMIZ

Marmara Kadısı'nın vekiline emirdir: Marmara nahiyesindeki Fotaali köyünde yaşayan Praşkova isimli hıristiyan divanımıza müracaat etti ve kızına tecavüz edildiğini söyledi. Anlattığına göre Panayot isimli kişi kızı yanına çekip başından çenberini ve ayağından donunu çıkartmış, sonra da ırzına geçmiş. Panayot, bu işi neden yaptığı sorulduğu vakit ‘‘Praşkova kızını bana nikáhlamayı vaadetmişti. Nasılsa karım olacaktı diye düşündüm’’ demiş, sonra gene Marmara taraflarında bir yere kaçmış. Şimdi sen bu Panayot'u yakalayacaksın ve cezasını vereceksin.

Tekirdağ Kadısı'na emirdir: Tekirdağ sakinlerinden gelen şikáyetlerden orada yapılan kiremitlerin belirlenmiş olan kiremit ölçülerinden küçük imal edildiği ve iyi pişirilmedikleri anlaşılmış, mahkemenin ise bu konuda karar vermediği öğrenilmiştir. Şikáyet edenler şikáyetlerinde haklıdırlar. Şimdi, sen ki Tekirdağ Kadısısın, kiremitleri küçük boyda yapanları derhal bulup tepeleyeceksin.

Bilecik Kadısı'na emirdir: Sakarya nehri kıyısında bir beygirle bir sandık elbise bulunduğu ama sahiplerinin kim olduğunun anlaşılamadığı ve beygirle sandığın emanete konduğu haber alınmıştır. Orada ne olmuştur? Yoksa yolcular hırsızların saldırısına uğrayıp canlarından mı edilmişlerdir? Bu işi hemen çözesin.

Halep Beylerbeyi'ne ve kadısına emirdir: Halep'teki kahvehanelerin kurallara uymadığı konusunda saadetlerle dolu başkentimiz İstanbul'a ve divanımıza şikáyetler gelmektedir. Bu gibi kahvehaneler derhal kapatılacak, karşı çıkanların isimleri derhal divanımıza bildirilecek, bu kişiler daha sonra İstanbul'a gönderilecek ve burada yargılanacaklardır.

Kavala Kadısı'na emirdir: Divanımıza başvuran bir káfir, Kavala'daki akrabasının evinin bir gece Yeniçeri Hasan Oğlu Ömer ve Koçi Oğlu Yusuf isimli eşkiya tarafından basıldığını, akrabasının öldürüldüğünü, evdeki eşyaların çalındığını ama suçluların yakalanmadığını haber vermiştir. Şimdi, sen ki Kavala Kadısısın, Yeniçeri Hasan Oğlu Ömer ve Koçi Oğlu Yusuf denilen herifleri hemen bulup cezalarını vermemiz için İstanbul'a göndereceksin.

Vize Kadısı'na emirdir: Vezir Ferhad Paşa, Vize'deki harap bir değirmeni tamir etmek istemiş ama kendisine izin verilmemiştir. Ferhad Paşa'nın yapacağı tamir tarafımızdan uygun görülmüştür. Bundan böyle bu konuda hiç bir kimse müdahalede bulunmayacak, gerekli keresteler serbestçe temin edilecek ve bu iş engellenmeyecektir.

MARKO PAŞA BİLE Marko Paşa'ya gitmişti

Ombudsman konusuyla beraber hatırladığımız Marko Paşa'yı çoğumuz eski zamanlarda yaşamış bir hukukçu, bir idareci yahut hayali bir isim zannederiz.

Paşa hakikaten yaşamıştı ve mesleği doktorluktu. Tam adı Marko Apostolidis'ti, şimdi Yunanistan'a ait olan Sira Adası'nda 1824'te doğdu, delikanlılığında İstanbul'a gelip zamanın Tıp Fakültesi olan Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane'yi bitirdi, aynı okulda cerrahlık yapmaya başladı ve daha sonra Tıbbiye'nin başına getirildi. Hilál-i Ahmer Cemiyeti'nin yani Kızılay'ın kurucularından biri ve ilk başkanıydı. 1888 Kasım'ında İstanbul'da öldüğü zaman doktorluğun yanısıra senatörlük de yapıyordu ama parasızdı.

DERT SEANSLARI

O devrin Tıbbiye mektebi Abdülhamid muhalifi gençlerin merkezi gibiydi ve öğrencilerin hemen tamamı sıkı bir takibe alınmıştı. Marko Paşa'nın ismi tarihlere Tıbbiye'yi böyle bir dönemde uzun yıllar boyunca zarif ve nazik bir şekilde idare etmesiyle geçti. Muhalif gençleri sarayın hışmına karşı her zaman korudu, hemen her gencin derdini sonuna kadar dinlemesiyle tanındı. Derdini dökmeyen gelen öğrencileri sabırla dinler, yapabileceği bir yardım varsa yapar, ama elinden hiçbir şeyin gelmediği durumlarda sadece ‘‘Anladık amma ne?’’ der ve susardı. Paşa'nın cevabını anlamayan öğrenci isteğini tekrar etmeye kalkarsa Paşa yine aynı sözü söyler, yani ‘‘Anladık amma ne?’’ der karşısındaki genç ancak o zaman odayı terketmeye mecbur olurdu. ‘‘Derdini Marko Paşa'ya anlat’’ sözü, Türkçe'ye Marko Apostolidis'in işte bu dert dinleme seansları sayesinde yerleşti.

Ama dert babası Marko Paşa'nın başına da hayatının son günlerinde tam Marko Paşa'lık bir iş geldi: Sarayın eski harcamaları kontrol edilirken Paşa'nın sarayın doktorluğunu yaptığı 20 sene öncesinden kalma 2 bin liralık bir açık bulundu, Paşa mahkemeye verildi ve parayı ödemeye mahkûm ettirildi. O günlerde beş parasız ve hasta yatmakta olan Paşa zamanın hükümdarı Abdülhamid'e bir mektup yazdı, hiçbir kabahati olmadığını söyledi, ‘‘Param yok’’ dedi ve mahkûm olduğu cezanın affedilmesini istedi.

Neticenin ne olduğunu bilmiyoruz. Ben, Marko Paşa'nın mektubunu rahmetli Resuhi Baykara'nın bundan 50 sene önce yayınladığı bir makaleden aldım ve metni günümüz Türkçesi'ne naklederek veriyorum:

‘‘Cenáb-ı Hak padişahımız efendimizin áfiyetini devam ettirsin. Ben kulunuz bir seneden beri deva bulmaz bir hastalığın esiri olarak yatağa düşmüş ve canımla uğraşır vaziyetteyken başıma şimdi bir mahkeme işi açıldı. Bundan yirmi sene kadar evvel tahtta amcanız Abdüláziz Han Hazretleri vardı ve ben sarayın eczahanesine bakıyordum.

HASTAYIM, PARASIZIM

Aradan bu kadar zaman geçtikten sonra, sarayınızın şimdiki eczacısı Faik Paşa hazretleri geçenlerde Sultan Abdüláziz devrindeki eczahane hesaplarını elden geçirtmiş ve ilaç alımı konusunda benim zamanımdan kalma iki bin liralık bir açık bulmuş. Beni Üsküdar Hukuk Mahkemesi'ne verip mahkûm ettirdiler.

Dertlerle dolu yatağımda kendi canamı düşündüğüm sırada bana parayı derhal ödemem için bir tebligat yapıldı. Bu hadiseyi Allah sizi inandırsın ki hatırlamıyorum ve zamanın hükümdarından iláç paralarını alıp cebime atmak gibi kötü bir işi de hiçbir zaman yapmadım.

Zaten pek fena hastayım ve bu parayı ödeyecek takatim de yok. Hanedanınıza bunca sene sadakatle hizmet etmiş, ihanetle ve suistimalle Allah'a şükür hiçbir zaman lekelenmemiş olan bu kulunuzun mahkûm olduğu bu cezadan affı hususunda bir ferman çıkartılması hususunda efendimize yalvarıyorum. Allah padişahımız efendimizin mrünü uzun, iktidarını daimi kılsın.

X