Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Murat Bardakçı: Osmanlı hamamından dellák manzaraları

Murat BARDAKÇI

Tarkan'ın askerlik dönüşü Mercan'daki Örücüler Hamamı'nı kapatması bana İstanbul hamamları hakkında bundan asırlar önce yazılmış olanları hatırlattı. Bunlardan biri 1685 Ağustos'nda kaleme alınmış olan ‘‘Gönüller Açan Delláklar Kitabı’’ydı ve kitap eski hamamların sadece keselenip sabunlanmaya değil, başka işlere de yaradığını anlatıyordu.

Tarkan 28 günlük askerliğini nihayet tamamladı, terhis oldu, tezkeresini cebine koyup İstanbul'a geldi ve soluğu Mercan'daki Örücüler Hamamı'nda aldı. Burada Mustafa Sandal'la buluştu, hamamı kapattı ve dört saat boyunca kurna keyfi yaptı. Ama bazı gazetelere göre hamam Tarkan'a ‘‘sefa’’ değil ‘‘cefa’’ olmuş, keselenirken sık sık ‘‘Of, canım yanıyor!’’ diye çığlıklar atmıştı.

Gazetelerde Mercan'daki hamam macerasını okuyunca bundan asırlar önce, o devirlerin hamamları hakkında yazılmış olanları düşündüm. Eski hamamların o zamanlar sadece keselenip sabunlanmaya değil, başka işlere de yaradığı uzun uzun anlatılıyordu. Derken, seneler önce bir mezattan alıp tam metnini yayınladığım çok nadir bir elyazmasını hatırladım: ‘‘Delláknáme-i Dilküşá’’ yani ‘‘Gönüller Açan Delláklar Kitabı’’nı...

Tek nüshası şimdi bende olan bu elyazması 1685 Ağustos'unda, zamanın ‘‘Hamamcılar Kethüdásı’’ olan yani bütün hamamların idarecisi olan Derviş İsmail tarafından kaleme alınmıştı. İsmail 17. yüzyıl sonlarında Eyüp, Galata, Üsküdar ve Eminönü taraflarındaki 408 hamamda 2 bin 321 dellákın çalıştığını söylüyor ve bu delláklardan on birinin macerasını hikáye ediyordu.

Yanda, bu dellák öykülerinden bazı bölümler yer alıyor. Metni günümüz Türkçesi'ne uyarlarken herşeyin açık açık, olduğu gibi yazıldığı eski üslûbu aynen nakletmemin imkánsız olduğunu ve bugünün anlayışına son derece ters düşen çok sayıda ifadeyi bizzat sansürlediğimi söylemeden ve çok önemli bir başka hususu da hatırlatmadan edemeyeceğim: Derviş İsmail’in sözünü ettiği delláklar bu mesleği bundan 300 küsur sene önce yapan kişilerdir. Dolayısıyla günümüz ‘‘tellák’’larıyla bu ‘‘dellák’’lar arasında benzerlik kurulmaması gerekir.

Nalınlarıyla tavus KUŞU gibiyDİLER

Derviş İsmail, ‘‘Gönüller Açan Delláklar Kitabı’’na ‘‘Bu eseri güzellikte tek olarak yaratılmış yakışıklı bir sevgilinin zorlama ve ricasıyla yazdım. O gencin şerefli ismi Yemenici Bálî'dir, güzellik tacı adının başında ve bu günahkárın gönül kuşu Yemenici'nin samur kaşındadır’’ cümlesiyle başlıyor. Sonra ‘‘Günlerden bir gün Yemenici Bálî bana 'Efendi, her günün bir akşamı vardır. Bizim ismimiz de gönüller açan küçük bir kitapta anılsa ve bu vefasızlık devrinden sonraki zamanlara bir izimiz, eserimiz kalsa ne olur?' diye rica etti ve ben de yazmaya başladım’’ diyor. İşte, Derviş İsmail'in maceralarını naklettiği on bir dellákın kısa öyküsü:

YEMENİCİ BÁLë

Güzellik, cilve, edep, terbiye, nezaket ve sadakat sahibidir. Muhabbet dalında açmış gonca gül, göğüs kafesinde yavru bülbüldür. Saça sünbül, gamzeye gül, bakışa cellád, boya şimşir ağacı, göbeğe ışık damlası, baldırlara gümüş sütun, ayaklara gümüş külçesi ve káküllere de ibrişim destesi denirse, Bálî'den bahsediliyor demektir. Nalınlarıyla hamamın bahçesinde tavus kuşu gibi dolaşan o temiz oğlan, Tophane'de bir yemenici ustanın çırağıydı. Yeniçerilerle levendler ‘‘Biri yer biri bakar / Kıyamet ondan kopar’’ sözünü doğrulacasına bir akşam balçanağına eşek arılarının üşüşmesi gibi üşüştüler ve çocuğun altınla yazılmış ismini bakıra çıkardılar. Bálî de ‘‘Beni artık bir hamam temizler’’ dedi, Tophane'deki Kapdan-ı Derya Kılıç Ali Paşa Hamamı'nda üstadlık eden bir dellákın elini öpüp işe başladı. Ücreti 70 akçedir. 20 akçe de ortağı dellák alır. Gece döşek yoldaşlığı 300 akçedir. Günde üç müşteriden fazlasına çıkmaz. Temiz ve sağlam vücutlu bir göğüs bülbülüdür.

SİPAHİ MUSTAFA BEY

Kadı efendilerden birinin gönül eğlencesi iken yaramazların pençesine düştü. Onbeş yaşında peri yüzlü bir oğlanken Mudurnu Dağı'nda Kara Domuz denilen pis hayduta peşkeş çekildi. İnsan ejderhası ve göklerin belásı olan Kara Domuz, çocuğun gözünün yaşına bakmadı. Sonra İstanbul'a geldi ve Fındıklı'da Müftü Efendi Hamamı'na girdi. Nazlı beline peştemal bağlanması, dellákların şánına şán kattı. Kıl kadar ayıbı olmayan edepli, temiz bir oğlandır. Hile ve şeytanlık yoluna sapmaz.

KIZ SOFTA

Asıl adı İsmail'dir ve Ürgüplü'dür. Birgün Zalpaşa Medresesi'nde kalan hemşehrisi Dağlı Hüseyin isimli pis, zalim ve dağlı herif çocuğu kan-revan içinde bırakınca İsmail gidip Helvacı Telli Halil Ağa'nın dükkánında tezgáhtar oldu. Ama İstanbul'un eşkiyaları Kız Softa'yı rahat bırakmadılar. Ustasının yokluğunda müşteri gibi gelip hediyelerle ve paralarla oğlanın aklını çaldılar. Birkaç ay bahçelerde, bekár odalarında ve hamamlarda dolaştırıldıktan sonra Yıldızbaba hamamına götürülüp beline siyah peştemal bağlandı ve üstádın taliminden sonra müşteriye çıkmaya başladı. Ücreti gündüzleri 100 akça ve geceleri sabaha kadar camekánlı odada döşek yoldaşlığı iki altındır. Üç defadan fazlası ekstraya girer, her sefere 100 akça alır ve ortağı olan delláka da 20 akça pay verir.

SEYİS ALİ

Sakalı yeni çıkmış, güçlü bir oğlandı. Kendi kıymetini bilmeyip boğazı tokluğuna tersane haytalarına çalışırken Piyalepaşa Hamamı'na girdi ve az zamanda şöhret bulup önde gelen kişilere çalışmaya başladı. Üst düzeydeki yöneticilerden birinin oğluna gemilerin altlarının ziftlendiği yerde tecavüz edince peştemalıyla beraber hemen orada asıldı. Ama pek yazık oldu; Allah için erkek güzeli, cesur, yiğit, gönül eğlendiren, çevik ve temiz bir delláktı.

KALYONCU SÜLEYMAN

İnsan azmanı, hamamın yüzsuyu ve kibar kişilerin makbulü, güçlü, pek terbiyeli bir yiğittir. Müşterisi halvetteykan peştemalını kapıya asıp içeri girer, ‘‘Uzan beyim, paşam, efendim, ağam, bacaklarını ve ayaklarını bir yol oğuşturayım’’ deyip müşterinin ayaklarını öper ve işe başlar. Bitirdikten sonra yine ayak öpüp izin ister. Bazen ‘‘Efendim, böyle muhabbetin tadı altlı üstlüdür’’ der. Hamamda bu işi yapanlar bir defası için 100 kuruş alırlar ama Süleyman'a 300 kuruş verseler azdır. Gece de kalması istenirse 450 kuruş ödenir.

KINALIKUZU FİRUZ

Delikanlı meraklıları ona ‘‘Firuz Şah’’ derler. El ve ayak parmakları kınalıdır. Memleketinden geldiği zaman Çardaklı Hamam'da delláklık eden bir hemşehrisine misafir oldu, o pis dellák Firuz'un işini bitirdikten sonra beline peştemal bağlayıp eline keseyle sabunu ve lifle lengeri verdi, kendisine ortak etti. Çardaklı Hamam'a gelenler ‘‘Burada bir kınalı kuzucağımız vardı’’ deyince ortağı olan hayvan Firuz'u getirip el öptürür ve boynuna kol kemendini atar. Firuz işi bitince su dökünüp peştemalını bağlar, el öpüp ‘‘Yine beklerim ağam, buyur’’ deyip çıkar. Ücretini ve bahşişini ortağı alır ama Firuz'a birkaç akçeyi bile zorla verir.

BENLİ KARA DAVUD

Üsküdar'da Kolluk Hamamı'nda çalışan uzun boylu, güçlü, bıyıkları yeni çıkmış bir yiğittir. Gece ve gündüz demeden çalışır. Evi barkı yoktur, hamam hamam dolaşır. Hamamın külhanına arka kapıdan girer, orada soyunup levend gibi yürüyerek varıp hamamcı ağanın eteğini öper. Sonra müşterisinin yanına gidip ‘‘Ağam, paşam, efendim, sultanım, işte Kara Davud'un geldi’’ deyip işini görür. Benli Kara Davud, kapıcıbaşılık eden yapan Kız Cafer'in gözünün nuru Saraç Ahmed Bey isminde bir gence aláka gösterir ve bütün parasını ona yedirir.

ALTINBAŞ İSKENDER

Arnavud beyzadesi olup, şerefli adı İskender Bey'dir. Sultan İkinci Murat ve Fatih Sultan Mehmed zamanında isyan edip eşkiyalık yollarına düşen Kastaryotoğlu İskender Bey isimli mel'unun Rum cariyesinden olan veled-i zinasının soyundan gelir. Mahmut Paşa Hamamı'nda Uzun Süleyman Ağa'nın yanında, onun muhabbet göğsünde terbiye görmüştür. Ücreti 90 kuruştur, 20 kuruş da ortağı alır. Geceliği 200 kuruştur ve ekstra başına 250 kuruş ödenir.

KEŞMİR MUSTAFA

Babası külhancı, anası karılar hamamında nátırdır. Göbek taşında uyumuş, kurna başında büyümüştür.O levend gibi yürüyüşle halvete gelip şuh ve edepli bir şekilde selám vererek elpençe durduğu zaman taş gibi olan yürekleri bile eritir. Tokgözlüdür ve böylesine nazik bir dilber bin oğlanda bir tane çıkar. Belli bir ücreti yoktur ve ne verilirse kabul edip alır.

HAMLECİ İBRAHİM

Göz nuru, fidan boylu, melek huylu, alnındaki kakülü sırma telli, incecik belli, eli ayağı gayetle dilber, dudakları gül, çiçekten yapılmış göbeği sünbül, bir içim su delláktır. Halvette ve camekán odada ak mermere yahut döşeğe serilip yatınca cana taze can katar. Seçkinlere iş görür ve beher defası için 200 kuruş alır. Gece döşek yoldaşlığı 1000 kuruştur, ekstra hizmet için 250 kuruş verilir.

KARANFİL HASAN

Hamamın gül bahçesinde büyütülmüş on beş yaşında öyle seçkin bir dilberdir ki, kendisine mahsus damgası gümüş tasında ve alışverişi kurna başındadır. Şengül Hamamcısı Uzun Karabekir Ağa kaşları üzerine dökülen káküllerini görünce ‘‘Bu karanfil oğlanı nerede buldunuz?’’ demiş ve çocuk ‘‘Karanfil Hasan’’ diye şöhret yapmıştı. Karanfil Hasan iki sene boyunca kahve ocağında Ağa'ya hizmet verdi ve başkasına çıkmadı. Ama nice kişilerin göz lülesine aşk ateşi düşürdü, bir gümüş külçesini andıran ayaklarını görenler on akçe verip o ayakları öpüp koklamağa başladılar. Deli Ferhad ve Kahvecisi Kırkık Ali isminde iki Yeniçeri günün birinde camekánlı odada tabancalarını çekip Karanfil Hasan’a uçkur çözdürdüler.

X