Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Murat Bardakçı: Kilisedeki müthiş ferman

Murat BARDAKÇI

Bosna Hersek'te görev yapan Türk birliği, Fojnica şehrindeki Katolik manastırındaTürk tarihi bakımından son yılların en önemli keşiflerinden birini yaptı. Bir rahibin restorasyon talebi üzerine manastıra giden komutanlar Fatih Sultan Mehmed'in bilinmeyen bir fermanınıyla, bir elbisesiyle ve 4 bin civarında Türkçe elyazması kitapla karşılaştılar. Fatih, Bosna'yı 1463'te fethetmesinden hemen sonra verdiği fermanda ‘‘Allah, peygamber ve taşıdığım kılıç üzerine yemin ederim ki, Hristiyanlar dinlerinde serbest olacaklardır’’ diyordu. Mehmetçik, fermanın bulunduğu kiliseyi derhal koruma altına aldı.

Bosna Hersek'teki Çokuluslu Barış Gücü'nde görev yapan Türk birliği, geçtiğimiz haftalarda Türk tarihi bakımından çok önemli bir keşfe imzasını attı. Mehmetçik, Bosna'nın Fojnica şehrindeki Katolik manastırında Fatih Sultan Mehmed'in bugüne kadar bilinmeyen ve Hristiyanlar'ın dinlerinde serbest olacaklarını vaadeden bir fermanının yanısıra bir de elbisesini ortaya çıkardı. Manastırda 4 bin civarında Türçe elyazması kitap da bulundu.

Fatih'in fermanı bir tesadüf sonucu keşfedildi. Mehmetçik görev bölgesinde barışı ve düzeni sağlamasının yanısıra oradaki Türk eserlerini restore ediyor, savaş sırasında Sırp topçusunun hedefi olan tarihi yapıları Kültür Bakanlığı'nın işbirliğiyle onarıp Bosnalı yöneticilere devrediyordu.

Bu restorasyonlar sırasında bir Katolik rahibi Türk komutanları ziyaret etti ve Fojnica kentinde bulunan manastırın da onarım programına alınmasını istedi. Sonra, Türk tarafının cevap vermesine vakit bırakmadan ‘Manastırımız sizler için çok önemli olan bazı belge ve eşyalara yüzyıllardır evsahipliği ediyor’’ dedi. ‘‘İsterseniz, karar vermeden önce bir ziyaret edin’’

Rahibin sözleri üzerine meraklanıp Fojnica'daki Katolik manastırına giden Türk komutanlar gözlerine inanamadılar. Karşılarındaki duvarda Fatih Sultan Mehmed'in bundan tam 536 yıl önce verdiği bir ferman asılıydı. Fermanın yanıbaşında gene Fatih'in aradan geçen beş asra rağmen gayet iyi durumda bulunan bir kaftanı vardı ve kilisenin kütüphanesinde 4 bin civarında Türkçe elyazması kitap bulunuyordu.

Manastırın kilisesi,hemen koruma altına alındı.

Fatih, 1463'te Bosna'yı fethinden hemen sonra verdiği ve Mehmetçik tarafından 536 yıl sonra ortaya çıkartılan fermanına ‘‘yeri-göğü yaratan Allah'ın ve kuşandığım kılıcın hakkı için’’ sözleriyle başlıyor, Bosnalı Hristiyanları dinlerinde ve inançlarında serbest bıraktığını ilán ediyor ve beş asır öncesinden bugünün dünyasına insanlık dersi veriyordu.

Ben bütün bu bilgi ve fotoğrafları Türk Çeşmesi'nin açılışı için önceki hafta Bosna'ya giden Kültür Bakanlığı Güzel Sanatlar Genel Müdürü Mehmet Özel'den temin ettim. Temennim, tarihimizin bu çok önemli belgelerine asırlar boyunca evsahipliği etmiş olan mekána el atmamız, Fojnica'daki yıkılmak üzere olan manastırı Fatih'in beş asır önceki anlayışına ve şánına láyık şekilde elden geçirmemiz ve hatırası bizim için çok önemli olan bir başka yapıyı da kurtarmamız: 1389'da, Kosova savaşından hemen sonra savaş meydanında bir Sırp tarafından şehid edilen Sultan Birinci Murad'ın şimdi harap vaziyette bulunan türbesini.

İşte, Fatih'in Bosna fermanı

‘‘...Ben ki Sultan Mehmed Han'ım, halkımın tamamına ve devletimde üst düzeyde bulunanlara málum olsun ki, işbu fermanımla Bosna rahiplerine lûtfumu arttırıp yeri ve göğü yaratan Allah'ın hakkı için, ulu Peygamber hakkı için, yüz yirmi dört bin peygamber hakkı için ve kuşandığım kılıç hakkı için şöyle buyurdum:

Bu kişilerin yaşadıkları yerlere ve kiliselerine kimse mani olmayacak, sıkıntı vermeyecek ve herkes yerinde kalacaktır. En başta yüce hazretim bulunmak üzere vezirlerimden ve kullarımdan ve halkımdan hiç kimse bu kişilere, canlarına, mallarına ve kiliselerine taarruz etmeyecek, onları incitmeyecek; yabancıların buraya yerleşmek üzere gelmelerine karşı çıkılmayacaktır.

Yukarıda bahsi geçen kişiler için himmet buyurup lûtfettiğim bu fermanımda yazılı olanlara muhalefet etmeyenler bana iyi bir şekilde hizmette bulunmuş ve emirlerime uymuş olacaklardır. Milodraz'da, 1463'ün 28 Mayıs'ında yazıldı’’

Türbeler ve çeşmeler bir bir onarılıyor

Bosna Hersek'in Zenica şehrinde üslenen Türk komutanlığı eski bir çelik fabrikasına yerleşti karargáha Türkiye'de hiçbir askeri tesise verilmemiş olan bir isim seçti: ‘‘Fatih Sultan Mehmet Kışlası’’. Zenica'daki Mehmetçik kışlaya bu adı vermekle Sırbistan'ın da fatihi olan asker hükümdara karşı asırlarca gecikmiş olan bir vefa gösterirken Saraybosna'daki Türk birliği de aynını yapıyor, karargáha oradan yetişmiş büyük bir devlet adamının, ‘‘Sokollu Mehmet Paşa’’nın adını veriyor her iki kışla Atatürk ve Kurtuluş Savaşı röliyefleriyle donatılıyordu.

Zenica şehrinde geçen 11 ve 12 Temmuz günleri büyük törenler vardı. Törene Türkiye'nin Bosna Hersek Büyükelçisi, Kültür Bakanlığı Güzel Sanatlar Genel Müdürü Mehmet Özel, Türk birliğinin komutanı Kurmay Albay Orhan Akbaş, Zenica'nın valisiyle belediye başkanı, Mehmetçik, Bosnalı askerler ve yüzlerce Zenicalı katıldı. Türk Kültür Bakanlığı'yla Mehmetçik'in beraberce restore ettiği çok sayıda Türk eseri, herbiri için ayrı ayrı protokollerin imzalanmasından sonra Bosnalı belediyelere teslim edildi. Bunlar Celál Paşa, Abdullah Paşa, Mustafa Paşa, Mehmet Paşa, Ayşe Hanım ve Travnik Müftüsü Muhammed Efendi türbeleriyle Osmanlı'dan kalan diğer bazı tarihi çeşmelerle medreselerdi. Hepsi savaşta Sırp topçusunun hedefi olup harap edilmişler ve Kültür Bakanlığı'nın Genelkurmay'la işbirliği sayesinde tekrar hayat bulmuşlardı.

Türkiye, Zenica'ya yüzyıllar sonra yepyeni bir eser de kazandırdı: Yedi metre yüksekliğinde altı kurnalı bir ‘‘Geleneksel Türk Çeşmesi’’. Çeşmenin inşaatını Kültür Bakanlığı finanse eti, çinileri Kütahya'dan, mermerleri de Afyon'dan taşındı ve açılış töreni 12 Temmuz'da yapıldı.

Hanginizin dilini eşek arısı soksun?

Türk Dil Kurumu'nun çıkarttığı ‘‘Türk Dili’’ dergisinin son sayısında tam bir garabet var: Bir makalede önemli bazı Türkçe hataları düzeltilirken bir başka yazıda önceki makalede söylenenlerin tam aksi savunuluyor ve olan Türkçe'ye oluyor.

Türk Dil Kurumu, geçmişi 1930'lara dayanan köklü bir müesseseydi. Gerçi 60'lı yılların sonundan itibaren Türkçe'yle pek bir alákası kalmamış, derken 12 Eylül'ün hışmına uğramıştı ama sonraları biraz toparlandı. Fransa'daki yahut Mısır'daki dil akademilerinin seviyesine hiçbir zaman çıkamadı ama gene de vardı.

Ben, Türk Dil Kurumu'nun artık bildiğim o eski kurum olmadığını, artık doğru dürüst yayın yapmaktan bile aciz hale geldiğini çıkarttığı ‘‘Türk Dili’’ dergisinin Temmuz sayısını okuduğum zaman farkettim.

Dergide alákamı çeken iki yazı vardı, biri Prof. Dr. Hamza Zülfikár'a, öteki Doç. Dr. M.Metin Karaörs'e aitti ve her ikisinin de konusu aynıydı: Türkçe'nin bozulması.

Prof. Zülfikár son zamanlarda yanlış söylenip yanlış yazılan bazı kelimeleri sıralıyor ve doğruları veriyordu. ‘‘Bayi’’, ‘‘müvezzi’’, ‘‘cami’’ gibi kelimelerin çekim durumunda ‘‘bayisi’’, ‘‘müvezzisi’’, ‘‘camisi’’ olmasını tenkid edip ‘‘bayii’’, ‘‘müvezzii’’, ‘‘camii’’ denmesi gerektiğini söylüyordu.

Buraya kadar herşey doğruydu garabet Hamza Bey'in yazısından hemen birkaç sayfa sonra gelen Metin Karaörs'ün makalesindeydi. Metin Bey de Türkçe'nin bozulduğunu söylüyordu ve verdiği örnekler Hamza Bey'inkilerle aynıydı: ‘‘Bayi’’, ‘‘müvezzi’’, ‘‘cami’’ kelimeleri. Ama Türkçe'nin ‘‘kemirildiğini’’ iddia eden Metin Bey kemirme cürmüne ortak oluyor; ‘‘bayii’’ ve ‘‘camii’’ sözlerine ‘‘Yanlııış!’’ deyip doğrusunun ‘‘bayisi’’ ve ‘‘camisi’’ olduğunu yazıyordu. Anlayacağınız Türkçe'yi de berbad ediyordu, bir çuval inciri de, Kurumun ilmî namusunu da...

Bir dergi düşünün: İçindeki yazılardan biri işin doğrusunu öğretmeye çalışsın ama öteki bozsun ve acı olan taraf da bu dergi bir memleketin dilini koruyup gözetmekle görevli bir kurum tarafından çıkartılmakta olsun.

‘‘Camii’’, ‘‘bayii’’ şeklindeki doğru imláyı bozup ‘‘camisi’’, ‘‘bayisi’’ haline getiren Karaörs'ün yazısının başlığında ‘‘Yozlaşma Türkçemizi de Kemiriyor’’ deniyor ve doğru. Ben, yozlaşmanın artık koskoca Türk Dil Kurumu'nu da kemirip bu hale getirdiğini ‘‘Türk Dili’’ dergisindeki bu yazı sayesinde öğrendim.



X