Murat Bardakçı: 31 Mart’ın paşasına isyan haberini karısı vermişti






Murat BARDAKÇI
Haberin Devamı

Ahmet Altan'ın ‘‘İsyan Günlerinde Aşk’’ isimli son romanı üzerine aşka gelen ‘‘aydınlarımız’’ ve bazı tarihçilerimiz, bundan 92 sene önce yaşanan 31 Mart hadisesini tartışıyorlar. Ben, ciddi bir iş olan tarihin bir romandan hareketle yorumlanmasına karşıyım ve bu tartışmalarda yapılan bir hatayı düzeltmekle yetineceğim: Ayaklanmayı bastırmak için Selánik'ten gelen Hareket Ordusu'nun başında Mahmud Şevket değil, Hüseyin Hüsnü Paşa vardı. İşte, Türk siyaset ve fikir hayatının en önemli isimlerinden kabul edilen Mehmet Ali Aybar'ın dedesi ve Nazım Hikmet'in eniştesi olan ama şimdilerde adı pek hatırlanmayan Hüseyin Hüsnü Paşa'nın ve oldukça geniş ailesinin öyküsü...

Ahmet Altan'ın yeni romanı ‘‘İsyan Günlerinde Aşk’’, bundan 92 sene önceki 31 Mart hadisesini tartışmaya açtı. ‘‘Aydınlarımız’’ ve tarihçilerimiz, günlerdir 31 Mart'ın aslında şeriatçı bir ayaklanma mı, yoksa askeri bir başkaldırı mı olduğunu ortaya çıkartmaya çalışıyor!

İşin bana ilginç gelen tarafı, tartışmayı tarihi bir araştırmanın yahut bir başka bilimsel çalışmanın değil, bir aşk romanının başlatmış olması. Bu kadar zamandan beri üzerinde durulmamış olan çok önemli bir hadisenin bir roman sayesinde gündeme gelmesi, bize mahsus hoşluklardan biri olmalı...

ROMANDAN TARİH YAZMAK

Burada, bundan tam 92 sene önce yaşanan ve İstanbul'u iki hafta boyunca teslim alan 31 Mart terörünü, böyle bir ayaklanmanın hakikaten varolup olmadığını yahut işin arkasında aslında kimlerin ve neyin bulunduğunu tartışacak değilim, zira tarihin bir romandan hareketle yorumlanmasına karşıyım. Sadece ‘‘31 Mart’’, ‘‘Hareket Ordusu’’ ve ‘‘irtica’’ sözlerinin sık kullanılır olduğu bugünlerde sıkça yapılan bir yanlışı düzeleceğim, o kadar: 31 Mart ayaklanmasını bastıran ‘‘Hareket Ordusu’’na aslında kimin kumanda ettiğini ve orduyu Selánik'ten İstanbul'a kimin getirdiğini...

Ahmet Altan'ın romanı hakkında gazetelerde ve TV'lerde günlerdir çok şey yazılıp konuşuluyor ve bu arada tek bir isim teláffuz ediliyor: Mahmud Şevket Paşa... Paşa'nın Hareket Ordusu'nun kumandanı olduğu, orduyu Selánik'ten İstanbul'a onun getirdiği ve ayaklanmanın onun tarafındna bastırıldığı söyleniyor ve bu arada büyük bir tarihi hata yapılıyor.

ASIL KUMANDAN KİMDİ?

İşin doğrusu şöyle: Selánik'ten yola çıkan Hareket Ordusu'nun kumandanı Mahmud Şevket değil, Hüseyin Hüsnü Paşa idi ve Paşa'nın bir de kurmay başkanı vardı: O zamanın kıdemli yüzbaşısı Mustafa Kemal Bey.

İşte, 31 Mart olayının bazı çevrelerde yeniden tartışılmaya başlandığı şu günlerde, ismi artık pek geçmeyen bu önemli askerden, yani Hüseyin Hüsnü Paşa'dan bahsedeyim, Paşa'nın hayatını ve ailesini anlatayım dedim.

ZİNDANDAN ANADOLU’YA

Hüseyin Hüsnü Paşa, İstanbul'da, 1850'de doğdu. Harbiye Mektebi'nden mezun olduktan sonra tarihlere ‘‘93 harbi’’ diye geçen 1877'deki Rus Savaşı'na katıldı. Abdülhamid tarafından bir ara İttihadçılar'a yakın olduğu iddiasıyla Karaman'a sürüldü, 1908 Meşrutiyeti'nin ilánından sonra Selánik'teki 3. Ordu'ya tayin edildi ve 31 Mart hadisesi üzerine İstanbul'a yürüyen Hareket Ordusu'nun kumandanı oldu ve Yeşilköy'den İstanbul'a girmek üzereyken kumandayı Selánik'ten gelen Mahmud Şevket Paşa'ya devretti.

Libya'da valilik de yapan Paşa daha sonra siyasete girdi, senatör oldu ve Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra bir ara tutuklanıp Bekirağa Bölüğü'ne kapatıldı. Kurtuluş Savaşı yıllarını Anadolu'da geçirdi, zaferden sonra İstanbul'a döndü ve hayata 1926'da, Kuzguncuk'taki yalısında veda etti.

Hüseyin Hüsnü Paşa konusunun bir diğer ilginç tarafı da, Paşa'nın oldukça geniş olan ve mensupları arasında çok tanınmış bazı isimlerin bulunduğu ailesi... Ailenin öyküsü, aşağıdaki kutuda yeralıyor.

PAŞA’NIN İHSAN HOCA’SI

Ve, Hareket Ordusu'nun Yeşilköy sonrası kumandanı olan Mahmud Şevket Paşa'nın neslinden kimlerin geldiğini merak edenler için ufak bir bilgi: Daha sonra sadrazamlığa yani başbakanlığa getirilen ve 1913'ün 11 Haziran'ında bir suikaste kurban giden Paşa, çocuksuzdu. Ailesi çok sonraları Irak Başbakanı olan küçük kardeşi Hikmet Süleyman'dan devam etti. YÖK'ün mucidi meşhur profesörümüz İhsan Doğramacı, Mahmud Şevket Paşa'nın kardeşi Hikmet Süleyman'ın damadıdırlar...

En meşhur iki solcu, onun ailesindendi

Hüseyin Hüsnü Paşa'nın oldukça geniş ailesi halen devam ediyor ve bu ailenin mensupları arasında birçok tanınmış isim yeralıyor.

Paşa'nın iki oğlu ve bir kızı oldu. Büyük oğlu Tahsin Bey, Türk siyasi hayatının önemli bir isminin, Türkiye İşçi Partisi'nin kurucusu ve genel başkanı olan Mehmet Ali Aybar'ın babasıydı. Paşa'nın kızı Nimet Hanım ise, İttihad ve Terakki'nin lider kadrosundan İzmir valisi Rahmi Bey'le evlendi. Tarih seneler sonra garip bir şekilde tecelli etti ve Nimet Hanım'la İttihadçı Rahmi Bey'in tek çocukları olan Alp Arslan, devrilmesinde Hüseyin Hüsnü Paşa'nın önemli rol oynadığı zamanın hükümdarı Abdülhamid'in en yakın adamlarından olan İzzet Holo Paşa'nın torunu Zeynep Mümtaz'la evlendi.

Hüseyin Hüsnü Paşa'nın küçük oğlu Muhsin Bey ise, Saláh Birsel'in bir kitabıyla edebiyatımıza geçti. Birsel'in ‘‘Sergüzeşt-i Nono Bey ve Boğaziçi’’ isimli eserinde anlatılan Nono Bey, Paşa'nın küçük oğlu olan bu Muhsin Bey'di.

Paşa'nın biraz uzak da kaçsa, bir akrabası daha: Hüseyin Hüsnü Paşa'nın eşi Hayriye Hanım, aslen Alman olan ve Maraşal Mehmed Ali Paşa'nın kızıydı ve Hayriye Hanım'ın kızkardeşi ressam Celile Hanım, onun oğlu da Nazım Hikmet'ti.

Herşey, bir telgrafla öğrenildi

Kitaplara geçmeyen ve ağızdan ağıza nakledilen tarihe, şimdi ‘‘sözel tarih’’ deniyor. Bir konu hakkında belgeyle bilginin bulunmadığı durumlarda, bu yolla sağlanan malumat araştırmacıyı yönlendiriyor ve oldukça işe yarıyor.

Bundan iki gece önce bir TV kanalında ‘‘İsyan Günlerinde Aşk’’ vesilesiyle yapılıp saatlerce süren 31 Mart tartışmaları sırasında, Hüseyin Hüsnü Paşa'nın torunlarından olan dostum Melekşah Arslan'la konuştum. İşte, onun 31 Mart konusunda aile büyüklerinden dinlediklerinden bazıları:

‘‘Hüseyin Hüsnü Paşa Selánik'teyken ailesi Paşa'nın İstanbul'da, Kuzguncuk'taki yalısında kalıyordu.

İstanbul'daki ilk patırtılardan hemen sonra, Paşa'nın eşi Hayriye ve gelini Aliye hanımlar Kuzguncuk'tan apar-topar Yeşilköy'deki köşklerine gittiler ve Selánikte bulunan Paşa'ya ‘‘Biz Yeşilköy'deyiz ve iyiyiz, merak etmeyin’’ diyen bir telgraf çektiler. Selánik, İstanbul'da birkaç saat önce başlayan hadiselerden henüz haberdar değildi ve telgraf karargáhtakilerin garibine gitti. Paşa ve subayları ‘‘Orada neler oluyor öyle?’’ diye meraklanıp İstanbul'la temas kurmaya çalıştılar ve olaylardan ancak böylelikle haberdar olabildiler.

Hareket Ordusu İstanbul'a doğru yola çıkmak üzereyken, Selánik'teki en kıdemli kumandan olan Mahmud Şevket Paşa, önce ‘‘Beni bu işe karıştırmayın’’ dedi ama ordu Yeşilköy'e ulaşıp şehre girme hazırlıklarına başlayınca Selánik'ten Hüseyin Hüsnü Paşa'ya bir telgraf çekti: Bu defa ‘‘Hemen geliyorum, beni bekleyin’’ diyordu. Ordunun kurmay başkanı Yüzbaşı Mustafa Kemal Bey, Paşa'yı beklemeden şehre girilmesinden yanaydı. Hüseyin Hüsnü Paşa'ya ‘‘Beklemeyelim, gidelim’’ dedi ama Paşa ‘‘Biz başıbozuk ordusu değiliz, kumandanımız ne emrederse onu yaparız’’ cevabını verdi ve Selánik'ten gelen Mahmud Şevket Paşa böylelikle ordunun başına geçti’’

Yazarın Tüm Yazıları