"Mehmet Y. Yılmaz" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Mehmet Y. Yılmaz" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Mehmet Y. Yılmaz

Münferit bir olay büyütmeyelim!

ODTÜ’de iki densizin bir türbanlı kıza karşı yaptıkları “eylem” devletin zirvesinden YÖK’e kadar derin bir infialle karşılandı.

Sadece onlar değil, benim gibi sıradan insanlar da bu tatsız görüntüleri izlemekten rahatsız oldular.
Ama olabiliyor, densizlik, haddini bilmezlik, hatta başkalarının hayatlarına karışma içgüdüsü bazen baskın çıkabiliyor.
Benim bu konuda tuhafıma giden şey Cumhurbaşkanı’ndan, Başbakan’a, ondan YÖK’e kadar bir dizi yetkilinin bu işin üzerine atlaması ve cengâverce sözler söylemeleri.
Hesap soracaklar, had bildirecekler, soruşturma açacaklar vs.
Nedense bu kez “Münferit bir olay, büyütmeyelim” demediler!
Oysa Erzurum’da, dinci faşistler oruç tutmadı diye bir gencin ağzını burnunu kırdıklarında böyle davranmamışlardı.
Bırakın kınamayı demeç bile vermemişler, “Bu münferit olayları büyütmemek lazım” sözlerini ikinci–üçüncü dereceden yardımcılarına söyletmişlerdi.
Aynı şekilde voleybolcu genç kız, sırf şort giydi diye belediye otobüsünde dinci faşistlerin sözlü ve fiziki saldırısına uğradığında da ortada yoklardı.
Böyle bir tavırları var: Dinci faşistler bir takım taciz olaylarına giriştiler mi bu hemen “Münferit bir olay, büyütmeyelim” oluyor. Laikçi faşistler aynı şeyi yaptıklarında asla münferit olmuyor, genellemeler yapılıyor, bundan yola çıkarak toplumun bir yarısı, öbür yarısına düşman edilmeye çalışılıyor.
Bunu yaparken hadi bizlerden utanmıyorsunuz ama bari Allah’tan korkun yahu!
Bir not da YÖK Başkanı’na: Bu olayda bir yerinize iğne batmış gibi sıçrıyorsunuz ama ırkçı tweet’ler atarak, vatandaşlarımızdan bir bölümünü aşağılayan profesöre sıra gelince sus pus durmaya devam ediyorsunuz. Profesörle aynı fikri mi, savunuyorsunuz? O ırkçı adamla aynı çatı altında olmak sizi hiç rahatsız etmiyor mu?

Soğuk Savaş Rusya’sına parmak ısırttılar!

ÖNCE Soğuk Savaş döneminden bir fıkra anlatayım:
Sovyetler Birliği ile ABD arasında bir otomobil yarışması yapılıyor. Yarışı Amerikan otomobili kazanıyor.
Haber Pravda’da şöyle yayımlanıyor: Sovyet otomobili yarışta üstün bir performans göstererek ikinci olmayı başardı. Amerikan otomobili ise sonuncuyu ancak geçebildi!
Bu fıkrayı hatırlamama neden olan olay, İstanbul’un olimpiyat kenti olma şansını kaybettiği oylamanın yandaş medyada yer alış şekliydi.
Bakın Sabah nasıl vermiş: “Yazık, son turda kaybettik!”
Yahu zaten üç tane aday var, bir tanesi seçilecek, bunun ilk turu, son turu yok ki.
Diğer yandaşların başlıkları da bir âlem:
Güneş ve Foto Maç aynı başlığı atmış: “Dünya kaybetti!”
Dünya kaybettiğine göre kazanan kim acaba? Mars mı, Venüs mü? Tokyo bu dünyanın bir kenti değil miydi yoksa?
Star’ın eli “Kaybettik” yazmaya varmamış: “İstanbul muhteşemdi”
Ama birinciliği yine Yeni Şafak’a verdim: “İstanbul her zaman kazanır–Nasip değilmiş”
Bir not da Kadir Topbaş’a: Irkçı profesörü kendisine “sanat danışmanı” yapan bir belediye başkanının kentine olimpiyat oyunlarının verilebileceğine sizi kim inandırdı?

Giderek ‘bir eğilim’ olmaktan çıkıyor

BAŞBAKAN Recep Tayyip Erdoğan’ın eleştiriye tahammülsüzlüğünün medyadaki sonuçlarını birer birer almaya devam ediyoruz. Geçtiğimiz hafta Vatan yazarı Mustafa Mutlu da bu nedenle işini kaybeden yazarlar arasına katıldı. Bakalım devr-i iktidarında kaç yazar kellesi almış olacak?
Kolay kolay kırılamayacak bir rekora imza atacak gibi görünüyor.
Tabii bu tahammülsüzlük sonuçlarını sadece medyada vermiyor.
Kim ki Başbakan’ı ve icraatlarını eleştiriyor, bir şekilde suyu kaynamaya başlıyor.
Başbakan’ın sorunu, yapılan her eleştiriyi kendisine yapılmış bir hakaret olarak algılamak.
Tuhaf bir ruh durumu bu ve içinde bir kelime hakaret olmayan eleştirileri bile “Bana hakaret ettiler” diye karşılıyor.
En son Barolar Birliği Başkanı Prof. Dr. Metin Feyzioğlu’nun, adli yıl açılış törenindeki konuşmasına taktı.
Prof. Dr. Feyzioğlu’nun konuşmasının içeriğine katılın ya da katılmayın ince ince tarasanız bile o konuşmada bir tek kelime hakaret sözcüğü bulabilmek mümkün değil.
Bana inanmayan Barolar Birliği’nin sitesinden bunu bulup, kendi gözleriyle de görebilirler.
Ama Başbakan şöyle diyor:
“Yargıtay Kanunu’nda orada baro başkanı da konuşur diye bir madde yok. Neymiş, teamülmüş. Yok öyle. Hakkı yok. Orada gözümüzün içine baka baka bize hakaret ediyor. Bir dahaki adli yıl açılışında bunlar konuşursa gitmeyeceğim.”
Çünkü eleştiriye tahammülü yok, eleştiriyi kendisine yapılmış bir hakaret olarak algılıyor.
Seneye göreceksiniz ki Barolar Birliği başkanı, adli yıl açılışında konuşturulmayacak.
Zaten Adalet Bakanı da kanunu değiştirip, Barolar Birliği başkanına gününü göstermekten söz ediyor.
Ve sonra bu beylerin yönetim biçiminin demokratik olduğuna inanmamızı bekliyorlar, diktatoryal eğilimlerden söz edince sinirleniyorlar.
Ben uyarmış olayım: Böyle devam ederseniz durum sadece bir “eğilim” olmaktan çıkacak!

X