Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Mümtaz Soysal: Tam bağımsızlık

Mümtaz SOYSAL

TARİH içinde anlam kazanmış sözcükleri rastgele değiştirmenin sakıncası, zamanla, olaylar yaşandıkça ortaya çıkıyor.

Milli Mücadele'de, savaşın adı ‘‘İstiklal Harbi’’ydi. Nitekim, madalyası da ‘‘İstiklal Madalyası’’ adını taşır. Türkçeleştirirken, hiç değilse ‘‘Bağımsızlık Savaşı’’ dense olmaz mıydı? Niçin ‘‘Kurtuluş’’ dendi? O sözcük, sömürgelerin boyunduruktan kurtulma mücadelesi için kullanılmıyor mu?

İstiklal Harbi, sömürgeciliğe boyun eğmiş bir halkın başkaldırışı değildi.

Hatta, istilacı kuvvetlere karşı bir direnişten de ibaret sayılmaz. Mustafa Kemal, Nutuk'ta, işin başında ‘‘ciddi ve hakiki karar’’ olarak şunu düşündüğünü söylüyor: ‘‘Bilakaydüşart müstakil yeni bir Türk Devleti kurmak!’’ Bu kararın dayandığı mantık da şuydu: ‘‘Esas, Türk milletinin haysiyetli ve şerefli bir millet olarak yaşamasıdır. Bu esas, ancak istiklal-i tamme malikiyetle temin olunabilir.’’

İstiklal-i tam, yani tam bağımsızlık, yalnız savaşta işgalden kurtulmak değil, Lozan'da kapitülasyonları, adli sınırlamaları reddetmek, sonrasında da yabancı imtiyazlardan kurtulmak demekti.

Yakın geçmişte, 60'ların ve 70'lerin gençliği, caddelerle alanları ‘‘Tam bağımsızlık!’’ sesleriyle çınlatırken, kimileri bunun boş bir slogan, dünya koşulları karşısında geçersizleşmiş bir kavram olduğunu söylüyordu. Aynı düşünce işlene işlene, çağın ‘‘bağımsızlık’’ yerine ‘‘karşılıklı bağımlılık’’ çağı olduğu tekrarlana tekrarlana bugünlere gelindi. Dünya düzeni karşılıklı bağımlılık getirse bile, bunun ancak eşitler arası bağlılık anlamında saygı görebileceği unutuldu. Zamanla, güçsüzün güçlüye, yoksulun varlıklıya bağımlılığı sanki uluslararası düzenin doğal kuralıymış gibi benimsendi.

Tam bağımsızlıkla yola çıkmış bir Türkiye, bu yarım yüzyıllık beyin yıkama sonucu, bağımsızlık sözü etmenin neredeyse ayıp sayıldığı yer olmuştur.

Salı günkü Milliyet'te bir ANKA haberi: ‘‘Hükümetin, enerji alanında karar alma hakkını Dünya Bankası'na devreden ‘tarihte eşi benzeri görülmemiş' bir karara imza attığı ortaya çıktı. Karar uyarınca, enerji alanında Dünya Bankası'nın onayından geçmeyen hiçbir projeye Hazine'nin kredi vermemesi imza altına alındı... Banka'yla yapılan protokol, başbakan yardımcıları Bahçeli ve Özkan ile Enerji Bakanı Ersümer tarafından iki ay önce imzalandı.’’

İnsan hakları ve demokrasi konularında devletlerüstü kurumların denetimini benimsemek ya da ekonomik sıkıntı dönemlerinde IMF ve Dünya Bankası gibi uluslararası kuruluşlara niyet mektuplarıyla bağlanmak çağcıl dünya düzeninin gerçeği ve gereği olarak kabul edilse bile, dışa bağımlılığın bu ölçülere varması olacak iş midir? Bir devlet, enerji gereksinmesi için proje yapıp ihale açarken, bulunacak kredilere kendi Hazinesinin güvence verip vermemesini de mi başkalarına soracak? İstiklal Harbi’nin zaferiyle kurulmuş bir devletin sorumluları bunu imzalayabiliyorsa, Harb-i Umumi mağlubu perişan bir devlet adına Sevr zilletine imza koymak zorunda kalan Bağdatlı Hasan Paşa ile Rıza Tevfik ve Reşat Halis'in kabahatleri neydi?

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI